Hayır, şu zaman dek asla acılarımı geride bırakmadım. Sadece raflara kaldırdım, sayamadığım kadar çok fazla raf oldu. Annem Yeşim, babam ise Harry. Bu yüzden adım Türkçe fakat soyadım İngilizce. Aslında bakarsak soyadımı daha çok seviyorum ama adı "Cennet Arafı" olan kasabamızda ben arafta kalmadan ait olduğum yere geçmişim gibi hissediyorum, cehennemde gibi.
Şimdi ise yine acılarım en alt raflarda duruyordu. Arabayla gidiyorum ve yüzüm yanıyordu. Elimi yüzüme dokundurduğum an yüzüm sanki kızgın demire dokunmuşçasına yanıyordu. Bileklerimde korkunç acıyı hissettiğim için başparmağım ile acıyı hafifletmeye çalışıyordum. Koray, yani Dedektif Kaya arada bir dönüp bakıyor ve sonra tekrar yola odaklanıyordu. Yüzünde hafiften de olsa anlam veremediğim bir tebessüm, mutluluk vardı. Silik bir tebessüm.
Sessizlik git gide daha çok geriyordu. Kıpırdanmaya başladığımda daha fazla sessiz kalamadım. "Sen neden mutlusun?" dedim "Davada insanlar zarar görünce mutlu olan ilk dedektifsin." Sesim çok ruhsuzdu, ne bekliyordum ki? Ne kadar acımı bir kenara atmaya çalışsam o kadar acıyordu. "Mutsuz mu olmalıydım?" dedi. Az önce yüzünde olan gülümseme gitmişti. Ben saf değilim, az önce yüzünde ciddilik maskesi yoktu, biliyordum. Güle güle Koray, hoş geldin Dedektif Kaya.
Herhangi bir cevap vermedim çünkü ne dersem diyeyim çok saçma olurdu. Bazen sorular cevapsız bırakılmalıdır ve bu soruda onlardan biriydi.
Hastaneye vardığımızda tam olarak yürüyemiyordum ve herkes bana bakıyordu. Bende onlara bakışlarımla cevap vermeye çalışıyor, yediğim yumruğun etkisiyle hem nefes almamı zorlaştıran hemde dik durmama engel olan ağrıyı gizlemeye çalışıyordum. Dik durmak, sadece ruhun dimdik ayakta dururken çok kolaydı, ruhun bitikse dik duramazdın. İşte şimdi tam o andaydım. Ruhumda olan acıları gizlemeye çalıştığım an.
Hayır, bu zor değildi veya çok şiddetli değildi. Beni asıl yoran hiçbir zaman bunlar değildi. Beni asıl yoran bu döngünün sürekliliği idi. İlk acımı gizlemeye çalıştığım zaman sadece dört yaşımdayım. Benim babam bir cerrahtı. Çocuk cerrahisi. Hatırladığım ve annemin anlattığı kadarıyla çok iyi bir cerrahtı. O güne kadar. Bir kardeşim vardı benim, o çok küçüktü. O zamanlar çok sevmezdim Michael'ı. Benim küçük kardeşimi sevmezdim ben... O gün benim küçük kardeşimin sonu oldu. Babam yüzünden. Babam, yani Harry. O gün küçük kardeşimin kalp yoluna giden damarlarının tıkalı olduğunu ve bu yüzden küçük kardeşimi ameliyata aldı. Ama olaylar o kadar hızlı gerçekleşmişti ki, yarım saat bile sürmeden yanına birkaç çocuk cerrahı aldı. Ameliyat ise çok uzun sürmüştü. O yaşımda anlayamamıştım neden bu kadar uzun sürdüğünü. Ama artık anlıyorum, o gün kardeşim aslında o yatakta can çekişmiş. O odadan çıktığında üstünde beyaz bir örtü vardı...
Ben bunları düşünürken hastaneye çoktan varmıştık ve kimliğimi istemeden hızlıca yoğun bakıma almışlardı. Kimliğimi istememişlerdi çünkü zaten Koray'ın dedektif olduğunu bütün kasaba biliyordu. Koray bir doktorla konuşuyordu ve benim ise yüzüme iğrenç kokan kremler sürüyorlardı. Dedektif Kaya en sonunda odadan çıktı ve çıkarken bana bakmayı ihmal etmedi. Saate baktım, en son 08.48'ti. Şimdi ise 09.03 ve benim zaman algım tamamen yok olmuştu. Gözlerimi kapattım, belki uykum gelmiştir belki de iğne vurmuşlardır, emin değilim. Ama şu saatten sonra emin olduğum tek bir şey var, katili yakalayacağım.
(Lavinya Güneş)
Uyandığımda ne annem evdeydi ne de babam. Aslında benim için babamın evde olmaması çok normal bir durumdu çünkü kasabanın yarısına sahipti ayrıca benim bile adını bilmediğim bir örgüte sahipti. Ne örgütü ne de o umrumda değil zaten, önemli değil. Annem nasıl onunla evlenmişti? Kendisi gördüğüm en kibirli insanlardan. Kendimde en sevmediğim özellik ise huylarımı babamdan almış olmam. Kibir ve sinir en çok beni etkisi altında bırakan huylarım.
Düşünmeyi bırakıp telefonu elime aldım. Açmayacağını bile bile aradım babamı. Açmadı. Her zaman meşguldü, hiçbir zaman bana ayıracak vakti yoktu.
Ama bende Ayaz Toprak Albay ve Açelya Güneş'in kızıydım. Lavinya Güneş. Asla öğrenmeden duramayan Lavinya Güneş. Bu yüzden her zaman farkındaydım babamın.
Neden Albay değil soyadım, biliyorum. Lanet olsun ki biliyorum. Babam, bana zaman ayırmayı bırak, beni kendinden bir parça olarak bile görmüyor. Kendileri soyadını taşımamı istemedi.
Telefonumdan birkaç kod yazdım ve babamın numarasını arattım. Kendi kurduğum bir sistemdi bu, her zaman işime yarayan şeyler geliştirmeye alışkınım. Birkaç saniye bekledikten sonra babamın telefonun konumu göründü ekranda. Aslında bu sistemi oluşturmamın bir diğer nedeni babam ve sürekli kayıplara karışma huyu. Bu huyundan nefret ettiğim için sürekli onu kontrol etmeye alıştım, güven vermiyor.
Baktığımda kasabadan uzakta değildi. Camdan dışarıya baktığımda korumaları gördüm. Onlardan bırakmalarını isteyebilirdim. Hızlıca aşağıya indim ve korumlara kasabanın sonu olan yeri gösterdim. Tam adres verecek kadar aptal değildim, o kasabanın bir kilometre uzağındaydı.
Araba vardığında onlara gitmelerini söyleyip arabadan indim. Aklımda değil, ruhumda korkunç bir his vardı. Koşmaya başladım. Sanki koştukça korkunç his bedenimi ele geçiriyordu. Bir depo göründü en sonunda. Nefes nefese kalmıştım. Biraz durdum, derin nefesler alırken gri depoya baktım. Daha sonra yavaş adımlarla depoya doğru yürümeye başladım. Bu sefer koşmuyordum, yavaş yavaş yürüyordum.
İçeriye yaklaştığımda gelen korkunç çığlık sesleri kanımı dondurdu. Hayır, desin korkunçluğu değil, o çığlıkların sahibini bilmem kanımı dondurdu. Annem...
Hızlıca kapıdan içeriye girdim. Daha sonra onu gördüm. Ayaz Toprak Albay... Babam olacak şerefsizi gördüm, annemi, Açelya Güneş'i gördüm...
Bir anda ağzım kapatıldı ve ellerim arkadan kenetlendi. Arkamı dönemiyordum, bağıramıyordum, lanet olsun ilk defa sesimi çıkartamıyorum! Ama ellerimin üzerinde hissettiğim el, adamın eldiven taktığını gösteriyordu. Nefes alamıyorum. Bir anda bacak arasına sert bir tekme attım, bu herifi sinirlendirmiş olmalıydı ama çokta umurumda değildi, sadece annem umurumdaydı. Hayır, babam olacak şerefsiz ona ne yapıyor!? Arkamdaki adam hızlıca geri çekildi. Aniden arkamı döndüm ve iki kere tekme attım. Adam tamamen gri giyinmişti. Hızlıca ann1emin çığlıklarının doldurduğu odaya doğru koştum, grili adam arkamdan koşmaya başladı.
Kahretsin, annem! "Ayaz Toprak Albay," diye bağırdım en otoriter sesimle. "Senin şerefini sikeyim!" Annemin saçlarını kavramıştı, ben arkalarında kaldığım için annemin yüzünü göremiyordum. "Kızım, git bu..." annem tam cümlesini bitirecekken Ayaz denen şerefsiz aniden arkasına dönüp yumruk attı. "Senin sonunda benimle birlikte gelecek Gökyüzü Adam." dedi. Bu gökyüzü muhabbeti nereden geliyor bilmiyorum ama umurumda değil. "Öyle mi Orman Gülü? O zaman uğraşmaya gerek yok." diyerek belinden silah çıkardı.
Ve bir silah sesi, gözlerimi kapattım.
O silah sesi, hayatımı karartan silah sesi.
Yaz bunu bir kenara Lavinya Güneş, 06/09/2023.
Gözlerimi açtığımda annem yerdeydi. Sandalye ile birlikte yere düşmüştü ve kahretsin, beyni parçalanmıştı... Sonra Ayaz Toprak denen adam silahı tekrar beline yerleştirdi. Hiç bozuntuya vermedi, sanki her gün insan öldürüyordu, sanki her gün annemi öldürüyordu...
Gözlerimden bir damla yaş geldi. "Seni adi şerefsiz adam!" diye bağırmaya başladım. Ayaz şerefsizi arkamda duran adama başıyla beni gösterdi. Dişlerimi sıkıyordum, arkadan adam ellerimi tekrardan kenetleyince iyice çıldırdım. "Senin sonun ben olacağım, seni ben öldüreceğim Ayaz Toprak." diye bağırmaya başladım.
Birkaç dakika boş boş gözlerime baktı. Sürekli tepiniyor, kurtulmaya çalışıyordum ama olmuyordu. Sonra durdum. Biraz bekledim. Eğer o şerefsizin belinde silahı varsa arkamda duran pisliğinde silahı olmalıydı.
Çevik bir hareket ile arkamda duran adamın beline uzandım ve evet, tahmin ettiğim gibi. Silahı elime aldım ve grili adamın alnına doğrulttum. Bir saniye bile düşünmedim, aynı Ayaz gibi. Tetiği çektiğimde yüzüme, kıyafetlerime, ellerime ve kollarıma, kısaca her yerime kan bulaştı. Adamın beyni parçalandı. Ben parçaladım. Ben öldürdüm. Hislerimi kontrol ettim, hayır, pişmanlık ve korku yoktu. Pişman değildim, asla olmayacaktım.
Ayaz'ın silahı yerdeydi ve benden, öz kızından bu hareketi beklemediği çok belli oluyordu. Yanına gittim, silahın ucu hâlâ ona bakıyordu. Gözlerimi daha ne kadar açabilirim bilmiyordum. Deli gibi gülmeye başladım. "Sonun benim ve sonunu getiren de benim Ayaz." dedim. "Bu kadar çabuk olacağını düşünmemiştim." Ve tetiğe bastım.
Ve katil oldum.
Ve annemin katili olan şerefsizin katili oldum.
Ama katil oldum, ne ondan bir farkım kaldı, ne de kasabada ki katilden.
Yaz bunu bir kenara Lavinya Güneş, 06/09/2023
SON
Güzel mi? Uzun zamandır bunu sormuyordum :D
Birde insanların kişilikleri farklıdır bu yüzden Lavinya'nın gözünden yazarken biraz daha sade, çözüm odaklı ve sinirli yazdım, eğer kötü olduysa affola.
Eğer beğendiyseniz puanlayın lütfen, bölümleri beğenenlerin çoğu puan vermediği için puanı düşük.
Bu arada hani Ayaz Toprak Albay ve Açelya Güneş karakterleri Hedef Oyuncuları (yayından kaldırdığım hikaye) hikayemden, yayından kaldırdığım için sonunu yazamadım ve bu hikayeye bağladım. Bilen bilir karakterleri, merak ederseniz söylerim :)
(gerçi bunların bir önemi kalmadı ama olsun...)




