Güven. Hayatta kazanılması en zor olan ama kaybedilmesi birkaç saniye süren tek şey. Güveni bir kere kırdığınızda asla eskisi gibi olmaz, çiziklerle dolu olur. Çizilmiş güven garip bir paradokstur, güvenir ama güvenmez. Tamam der insan, ama tetikte olur. Yapacağı her şeye hazır olur. Ne de olsa güvenini bir kere çizmişti, neden yok etmesindi?
Ve benim güvenimi kıran kişi Furkan Akar oldu. Hatta kırmak az kalır, üzerinden geçti. Hiç hatırım yokmuş gözünde, hiç sızlamamış yüreği. Ne de olsa beni bırak, yılların bile hatırı yokmuş. Ben neymişim ki onun gözünde? Bir aptal, bir saf? Veya en kötüsü, hiç?
Sanmıyorum diyemiyorum. Çünkü şu an elindeki ucu bana dönük olan silah ve duygusuz bakan gözleri beni tam bu düşünceye çekiyordu. Sanki zaman durmuştu, İkimizde de bir kıpırdanma yoktu. Sonra aniden konuşmaya başladı.
"Sence katil kim?" Şaşırmıştım. Katil kendisiydi işte, değil mi? Ama bunu dışımdan söylersem tetiğe basması için eline bir sebep verecektim. Beni öldürecekti ve daha sonrasında bana katil demişti, diyecekti. Kısacası vicdanını rahatlatacaktı.
Ses çıkarmadım. İstese her türlü öldürebilirdi. Ama yapmıyordu. Belki de hâlâ içinde az da olsa sevgi vardı? Ah, ne diyorum ben. Katilin o olup olmadığından bile emin değildim, katil değilse katilden öldürmemesine dair emir almış olabilirdi. Benim gözümde onun hatırı vardır, hâlâ sevgi kırıntısı vardır belki içimde ama bende var diye onda da sevgi olacak değildi ya.
Tekrar duymaya başladım artık o midemi bulandıran sesini. "Oyunun başrolü sen değilsin Almina. Hiç olmadın. Sen sadece bir figüransın." dedi acımadan, "Kabullenemiyor musun? İlk ölen aptallar bir hiç. Sen ise kendini ölmeyip katili bulan kişi sanıyorsun değil mi?" sözleri can yakıyor ama doğruluk içeriyordu. Yutkundum, oyunda olduğumu sadece ona anlatmıştım...
Daha sonra parmağı tetiğe baskı uyguladı. Gözlerimi kapattım, Oyun bitiyor. Silah sesi kulağımı doldurduğunda dengemi kaybedecek gibi olmuştum. Ama vurulduğumdan değil, ses saçlarımı sıyırcak kadar yakın olduğundan.
Dur, vurulmadım! Bunun heyecanıyla gözlerimi açtığımda Furkan dizlerinin üzerine çökmüş, dişlerini sıkıyordu. Ardından bakışlarımı yukarıya çıkardığımda Koray'ı gördüm. Koluyla boğazını sıkıyordu. Ayağıyla ise Furkan olacak pisliğin haraketlerini engellemek için onun ayak bileğinin arkasına baskı uyguluyordu.
Koray'a bakıp gülümsedim. O da karşılık verme zahmetinde bulunabilmişti. Furkan'a baktığımda aşağılandığının farkında olduğunu biliyordum. Bakışlarından anlardım ben. O da anlardı. O gün nasıl yok sayabilmişti yalvaran bakışlarımı?
Düşünmeye devam edersem ne olacağını biliyordum. Merhamet edecektim. Buna pek niyetim yoktu, o yüzden hafifçe eğilip yüzüne sert bir yumruk attım. "Gerçek seni tanıyana kadar bir insan ne kadar şerefsiz olabilir diye düşünürdüm." dedim aşağılayarak, "Şimdi ise ölçemiyorum."
Gözlerimde hangi duygu var bilmiyorum, ama o gün bana acımayan gözlerin sahibi tam karşımdaydı. Asıl önemli olan buydu. Şimdi olmasa bile aynı şeyleri ben ona yapacaktım."Ne yapacaksın Almina? Öldürecek misin?" dedi dalga geçercesine. Konumunu önemsemiyordu, ölmeyi göze alıyordu. "Sen merhametli bir kızsın, yıllar geçirdik seninle. Öldürecek misin arkadaşını?" iğrenç sesini kestiğinde ağzımı açmama kararı almıştım ki gelen sesle Koray'a baktım. Furkan'ı kendisine çevirmişti. "Seni adi herif." dedi, "Özür dile." Ne? Furkan da aynı ben gibi şaşkınlıkla ona baktığında Koray tekrar konuştu "Tekrar etmeyeceğim." Özür mü dilettirecekti? Acı çektiğim gün gülümseyen adam bunu ne hakla yapacaktı, hangi akla hizmet?
Bakışlarım Furkan'a döndüğünde gözünden hiçbir şey anlayamıyordum. Kaşlarımı çattım, dilemezdi özür. İstemezdim de zaten, onun özürü bana yaptıklarından ağır gelir. "Özürünü istemem. Gidelim artık, uzun durduk." dedim huzursuca. Bunu ne yapacaktık? Yanımızda mı götürecektik? Gerçi biz nasıl gideceğiz? Katil az önceki ekipte olabilir!
"Koray, katil o ekip-!" derken bir anda eliyle ağzımı kapattı. Furkan her an hamle yapabilirdi bu yüzden hem onu hem de beni tutuyordu. Beni neden tutuyormuş canım? Hızlıca geriye çekildiğimde bağırdığım için beni tuttuğunu fark ettim. Sessizce, "Katil o ekipte olabilir. Şunun yokluğunu çoktan anlamışlardır." dedim elimle Furkan'ı gösterirken. "Büroya haber verdim, birazdan burada olurlar. Korkma" dedi. "Niye korkacağını ki, sanki yakalanırsak bilgiler bende olduğu için bana işkence edecekler." dedim en umursamaz sesimle. Kaşlarını çatarak bana baktığında küçük bir kahkaha atmamak için kendimi zor tutmuştum.
Koray bu sefer konuştuğunda emirler yağdırmaya başlamıştı. "Çalıların arkasına geç, görüneceksin. Birde telefonunu bana ver. Ve sessiz ol." dedi. Kaşlarımı kaldırdım ve "İlki neydi ya, unuttum." dedim dalgaya vurarak ve çalıların arkasına geçtim. "Ayrıca telefonumu ne yapacaksın? Numaramı sorsan verirdim, öyle zorlamana gerek yoktu." dediğimde bana inanamaz gözlerle baktı. "Gerçekten bu durumda korkmam gerekiyordu Almina." dedi. Ne olmuş yani, ben de korkuyordum. Ama bir adet Furkan ve bir adet Koray'ın yanında küçük düşmeye gerek yoktu.
Söylediği şeyi duymazdan geldim ve telefonu ona uzattım. Gerçekten numaramı almak istiyor olabilir mi acaba? Ne diyorsun sen Almina, saçmala. Madem numaramı almayacak neden telefonu istedi? Resmen kendimle çelişiyordum.
Koray hâlâ elinde telefon varken saklanmak için yanıma oturdu. Aslında kafalarını uzatsalar görünürdük ama neyse. Furkan'a baktığımda ses seda yoktu ve gözleri kapalıydı. Dur, yoksa... "Koray bu ölmüş!" diye çığlık attım. Furkan öldü! Ardından Koray çevik bir hareketle beni bileğimden tuttu ve başımı tek dizinin üzerine yatırdığında eliyle de bir güzel ağzımı kapattı. "Almina sen iflah olmaz mısın?" dediğinde ne yaptığımı anlamaya çalıştım. Ne yapmıştım yine? Gözlerimden bunu sorguladığımı anlamışçasına açıklama yapmaya başladı. "Aklına muhteşem fikirlerinden biri geldiğinde bağırıyorsun. Bayıldı, ölmedi." dedi ve elini ağzımdan çekti. "Tamam, sustum." dediğimde sanki yine bir şey yapmışım gibi göz devirdi. Yüzümü buruşturduğumda "Sen bir daha göz devirme ya." dedim. Tekrar göz devirdiğinde gözlerimi başka bir tarafa çevirdim.
"Telefonu kır." dedi aniden. Başımı dizinden kaldırdığımda şaşkınlıkla ona bakıyordum. Ne diyordu bu? "Neden ki?" diye sordum. "Kıracak mısın yoksa yakalanalım mı?" dedi hızlıca. Gerçekten aceleci bir tavrı var gibiydi. "Kırıyorum o zaman." dedim ve telefonu elinden aldım. Tabii ki neden kırdığımı sorgulayacaktım.
Telefonu yere fırlattığımda kırılmamıştı bile. Koray'a baktığımda gülüyordu. "Gerçekten bu kadar güçsüz müsün Almina?" dedi. Kaşlarımı çattığımda bu sefer yere daha hızlı fırlattım. Kimmiş güçsüz gösterelim. Telefonu elime aldığımda bu sefer birkaç çizikle kurtulmuştu. "Ama yeter ya." deyip hızlıca telefonu yukarıya fırlattım. Bir kırılmamıştı!
Yukarıya baktığımda telefon hızlıca ağaca çarpmıştı. Hemen ardından ise kuşlar grup halinde öterek uçmaya başlamıştı. Gözlerim fal taşı gibi açıldığında Koray ayağa kalktı ve katilin grubunun olduğu tarafa baktı. Ardından bana baktı ve söylenmeye başladı, "Almina, gerçekten bu kadar çabuk gaza geleceğini hiç düşünmemiştim." Ardından buraya yavaş ve temkinli adımlarla yaklaşan ayak sesleri duyduğumuzda Koray ile bakışmak zorunda kaldık.
Ne yaptım ben? Hepsi Koray'ın suçu... "Senin yüzünden yakalanacağız be adam!" diye sadece ikimizin duyabileceği şekilde fısıldadım. Furkan buradaydı, onu da almak zorundaydık. Ama kendimizi de kurtarmak zorundaydık. Kahretsin, ne yapacağız?
Koray ilk önce Furkan'a ardından bana baktı. Furkan'ı bırakma kararı almış olacak ki hızlıca elimi tutup adım seslerinin tam tersine, geldiğimiz yöne doğru koşmaya başladı. Arkasından sürüklenirken ne yapacağımı bilmiyordum. Koray bir anda durdu ve sırtına yapıştım. Ne olduğunu anlamazken elimi tutan elinin sıkılaştığını hissettim. Ne oluyor ya?
Koray yanına geçmek için bir adım attığımda anlamıştım. Dokuz kişilerdi. Tamı tamına dokuz silah. Hepsinin ucu bize bakıyor. Ortadaki kişinin sadece gözü görünüyor ve vücut hatlarından kadın olduğunu anlayabiliyorum. Katil tam karşımızdaydı. Ama ölecektik, katil ve adamları sayesinde ölecektik. Katilin korkunç bakan açık mavi gözleri resmen beni süzüyordu. Gözleri yavaş yavaş ellerimize kaydı. Gözleri kısıldı. Sorguluyordu el ele tutuşmamızı. Kimdi ki o? Ardından garip sesi duyuldu.
"Bu oyunun sonu değil, Almina. Oyun şimdi başlıyor."
SON
Ben yokken satır içi yorum özelliği bile gitmiş ya. Neyse, Nasıl??
Buradaki bazı şeyler diğer bölümlerde anlaşılacak :)
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere..



