Bağırmak istiyordum bazen, avazım çıktığı kadar bağırmak istiyordum. Herkes duysun, ama sadece duysundu. Dinlesinlerdi. Ama olmuyor, insan bağıra bağıra anlatamıyordu içini yiyip bitiren şeyleri. Belki bazıları bunu duyunca anlar, ama anlar, bilir. Fark ederler bazı şeyleri. Avazı çıktığı kadar bağırmak istediğini, herkesin onu dinlemesini istediğini fark eder. Sende bunu istiyorsun, değil mi? Yeni fark ettiysen söylüyorum, aramıza hoş geldin...
Bağırmak istiyordum kasabada devam eden korkulu, sessiz sakin ortamın neden oluştuğunu. Çünkü kasabada bir katil vardı, bir seri katil. Belki insanları delik deşik ediyor, ya da hızlıca işini halledip çekip gidiyordu. Ama insanlar hâlâ kasabada bir katilin olması durumunu tam kavrayamamıştı, tüm bunlar bir oyunmuş gibi geliyordu. Karşılarına geçip bas bas bağırmak istiyordum bunun bir oyun olmadığını.
Benim için bir oyun olabilirdi ama gerçekte öyle değildi. Araba son gaz ilerlerken bile fark ediyordum bunu, eğer kaza yaparsak benim için oyun biterdi, ölmezdim. Ama arkadaki adamlar ve Dedektif ölürdü.
Bu düşüncelerden sıyrılmak uzun sürse de kurtulduğumda Koray'a baktım. O kadar odaklanmıştı ki yola beni fark edememişti. Ormanın içine doğru baktım, taşlı patikayı takip ediyorduk. Bu patika depoya çıkıyordu ve genelde orası kullanılmazdı. Dedektif bunu nasıl öğrenmişti bilmiyorum, bunu sadece kasabada yaşayanlar biliyordu.
Dedektif aniden frene bastığında camdan uçacak gibi olmuştum. "Ne yapıyorsun?" dedim eleştirel sesimle, "Ben senden daha güzel sürerdim." Kaşlarını çatarak bana baktı, sanki yanlış bir şey yapmıştım. Sorarcasına ona baktığımda o da bana baktı. Arkadan adamların sesi geliyor, ama ölüm sessizliği vardı.
"Furkan Akar'ı tanıyor musun?" diye sorduğunda sanki bedenim titremişti. Hızlıca depoya doğru baktığımda Furkan oradaydı. Çocukluk arkadaşım olan Furkan. Her derdimi anlattığım, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen, hatta bazen kızlardan daha yakın olduğumuz Furkan. Belki de en sevdiğim kişi olan Furkan Akar, tam oradaydı.
Görüntü buğulandığında başımı evet anlamında aşağı yukarı salladım. "Ama bilmiyoruz, belki yanlışlıkla gelmiştir? Belki zorlamışlardır, tehdit etmişlerdir onu?" diye bahanelerimi sıralamaya başladım. Çocukluk arkadaşım şu an kalabalık bir grubun en arkasında, hastaneye kaldırılmama sebep olan sadist ile tamamen aynıydı. Kar maskesi ve postallarına kadar aynıydı.
Nasıl yaptın Furkan? Hiç mi ince ince sızlamadı yüreğin? Gelmedi mi aklına o kadar anı, hiç mi hatırım yoktu be gözünde?
"Yapmamıştır, değil mi?" diye sordum çaresizce. Kabullenmek istemiyordum. Ama nedense fazlasıyla sakindim. Hani bir yakınınızın arkasından ağlayamazsınız, gelmez o gözyaşları ya, aynı o durum içerisindeydim.
Hayır, bu kadar kolay yıkılmamalıydım. Üstelik yanımda bu kadar otoriter biri varken. Sahi, şu an bana acıyan gözlerle bakıyordu, değil mi? Hayır, ben bunu nasıl yaptım kendime. Yıkılmamalıydım...
Koray'a baktığımda o bana acıyan gözlerle bakmıyordu, daha doğrusu bana bakmıyordu bile. "Almina, saklanma konusunda nasılsın?" diye sordu şefkatli bir sesle. İlk defa sesinde bu kadar şefkat hissetmiştim. "Saklambaçta hep Furkan'ı ebelerdim." dedim sessizce.
"Sessizce çıkacağız, ağaçların içine gideceksin ve çalıların arasına saklanacaksın." dedi Koray hızlıca. Ağaçlar aracı kapatıyordu ama her an her şey olabilirdi. "Sen ne yapacaksın?" dedim mızıkçılık yaparak. Yine bozuyordum oyunu. Ama anca beraber kanca beraber, o ölürse ben ne yapacağım? "Arkadaki adamların birkaçını vuracağım. Yeter ki ses çıksın." dedi.
Başımı salladığımda yavaşça kapıyı açtım. Ses çıkarmamaya çalışarak çalıların arkasına geçtim. Bir ağacın arkasına geçip nefesimi tuttuğumda aracın diğer kapısının açıldığını duydum. Adım sesleri, arka tarafın gıcırdayarak açılan kapısı ve ardından tüm okları üzerimize çeken üç el silah sesi. Ve birde yere düşen üç beden ile gelen küfür sesleri.
Deponun önünde toplanan katilin ekibi vakit kaybetmeden bu tarafa koşmaya başladı. Dedektif ne yaptı bilmiyordum, ama birkaç ağaç ötemde elli kişi varken ne yapacağımı bilmiyordum. Sessiz kalmaya çalışıyor ve nefesimi düzenli tutmaya çalışıyordum ama pek başarılı olduğum söylenemezdi.
Birkaç dakikanın ardından sadist katilin grubu aracın arkasındaki adamları esir almıştı. Adamlar yalvarıyordu ama kurtulamayacaklarını biliyorlardı. Ayak sesleri yavaş yavaş uzaklaşmaya başlarken daha rahatlamış hissediyordum kendimi.
Derin bir nefes verip ağacın arkasından çıktığımda daha önce bu kadar korktuğum bir şey olmuştu, o da hastanelik olduğum sabahtı. Çığlık atacakken ağzımı son anda elim ile kapattım. O sabahki kişi, yani Furkan şu an bana silah doğrultuyordu. Kaşlarım çatıldı. Herkesin uzaklaştığından emin olduğumda konuşmaya başladım.
"Hiç mi sızlamadı yüreğin? Hiç mi hatırım yok?" Cevabı gecikmedi.
"Hiç, hiç yok."
SON
Nasıl??
Yani, diyecek pek bir şeyim yok dldld
O zaman,
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere..
