Keyifli Okumalarrrr
**********
“Tansiyonu düşük. Sınavlarınız başladı değil mi?”
“Evet. Bugün sabah çok erken kalkıp direkt okula geldi. Yememiştir bir şey.”
Ona fareden sonra midesi almadı desek daha doğru olacak.
“Asya! Uyandın mı? İyi misin?”
“Başım çatlıyor,” dedim ellerimi şakaklarıma götürerek.
“Kızım ödüm koptu! Allahtan Ozan tuttu seni yoksa beynin patlardı.”
Şaşkınlıkla gözlerimi araladım, “Ozan ne alaka?”
“Seni o tuttu ya sen düşmeden. Hatırlamıyor musun?”
Tam o an biraz doğrulunca ayaklarımın dibinde sessizce oturmuş, ellerini kucağında bağlamış Ozan’ı fark ettim.
“Ben Avşin tuttu diye hatırlıyorum,” dedim toparlanıp.
Ayaklarımı yataktan sarkıttığım an gözlerim tekrar kararınca Ozan oturduğu yerden kalkarak bir sandalyeye bırakılan montumu ve çantamı alıp yatağa bıraktı.
“Demek sesim Avşin’in sesine benziyor. Bir daha hiç konuşmasam mı?”
“Bence de sen konuşma Ozan,” dedi Avşin gözlerini devirerek.
Ozan montumu giydirmeye başlayınca onu durdurarak elinden montumu almaya çalıştım. Birinin benim için bir şey yapması hoşuma gitmezken bana çocuk gibi mont giydirmeye çalışması kabul edebileceğim bir şey değildi.
“Ben hallederim.”
Montu sımsıkı tuttu ve elinden almama engel oldu.
“Tabii yaparsın ama bugün ben sana giydirmek istiyorum. Sana yardım etmeme izin ver, olur mu?”
Sesindeki o naiflik ve içtenlik donup kalmama sebep oldu. Kollarımı monta geçirip fermuarımı kapatmasını izledim. Bunu yaparken yüzüme bile bakmamıştı. Gayet sıradan bir şey gibiydi onun için. Bu rahatlamama sebep olmuştu.
O bana bakmazken ben onu izlemeye başladım. Siyah düz bir kazak giymişti ve kazak adeta hatlı vücudundan akıyor gibiydi. Siyah kirpikleri bir kadının kıskanacağı şekilde uzun ve kıvrımlıydı. Siyah saçlarına, sınav haftası olduğu için olsa gerek, şekil vermemişti ama dağınık hali ona yakışmıştı.
Gerçekten benden mi hoşlanıyordu?
Daha önce biri benim için bir şey yapmadığından ya da istediğinde izin vermediğimden birinin benim için bir şey yapması hoşuma gitmez diye düşünüyordum. Yanılmışım. Bu hareketi bayağı hoşuma gitmişti.
“Hadi yemekhaneye gidiyoruz,” dedi çantamı omzuna takıp montunu alırken. Koluma girerek beni kapıya doğru yönlendirince kolumu yavaşça çekerek Avşin’in koluna girip onunla yürümeye başladım.
“Ah utangaç bebeğim benim,” dedi dalga geçerek.
“Utanmadım,” dediğim fısıldayarak,” Sen varken bakmam ona.”
“Aynen aşkım, aynen.”
Ozan yanımıza gelince ikimiz de sustuk.
“Eee… Nasıl geçti bakalım sınavınız. Bayılmanıza değdi mi?” dedi Ozan küçük bir gülümsemeyle.
“Maalesef… Asya’ya baksana, dayanamadı. Sadece ve sadece 99 aldı.”
Üçümüz de gülmeye başladık.
“Sormayın. O bir puanı nerden kırdı anlamadım. Kağıdıma bakmak için dilekçe yazacağım.”
Yemekhaneye gelince beni bir masaya oturtarak beraber yemek sırasına girdiler. Okulumuzun yemekleri iyi olduğundan genellikle burada yemek yer işe veya eve öyle giderdim. İş demişken, bugün çarşamba. Yani iş yok ve eve erken gidip dinlenebileceğim.
“Ah! Fare izin verirse tabii.”
Sabahki fareyi düşününce tüylerim diken diken olmuş, suratımı buruşturarak ellerimi başımın arasına almıştım. Eve giderken fare zehri almayı düşünürken telefonu gelen bildirimi duyunca telefonumu alarak gelen mesajı okudum.
Ozan Ünlü: İyi misin?
Başımı yemek sırasına döndüğümde Ozan’ın beni izlediğini fark ettim. İster istemez duruşumu düzeltirken tekrar yazmaya başlaması ile telefonuma çevirdim bakışlarımı.
Ozan Ünlü: Kafana taktığın bir şey var sanki. Yardım edebileceğim bir şey mi?
Tabii. Berbat bir yerde yaşıyorum da evimi fareler basmış. Gelip onları benimle zehirlemek ister misin?
Ha bu arada kusura bakma sen bana o kadar dokundum ama kıyafetlerim de o evdeydi.
Sinirle nefes alıp yalandan bir gülümsemeyle cevap yazdım.
Asya Yılmaz: Sorun yok. İyiyim.
Mesajı gönderdikten sonra ona baktım. Tatmin olmuş gibi durmasa da yemek sırası ona gelince telefonunu cebine koyarak eline aldığı tepsiyi doldurmaya başlamıştı.
Ben kartımı Avşin’e verdiğimden benim için de bir tepsi hazırlamıştı. Tam ödeme kısmına geldiklerinde Ozan, Avşin’i iterek hepimizin yemeğini ödemeye çalışınca ayağa kalkarak kasaya gittim.
“İki kişiliği ben ödeyeceğim,” diyerek Avşin’in elinden kartımı alıp ikimizin yemeğini ödedim. Tepsimi alıp giderken de Ozan’a dönerek “Pek hoşlanmam böyle şeylerden,” dedim.
Kendi ödemesini yaparken kulağıma eğilerek “Bana hep böyle davranırsan seni nasıl etkileyeceğim ben,” deyince şaşkınlıktan açılan gözlerimi kırpıştırarak hızla masama doğru yürüdüm.
Avşin yanıma yaklaşıp “Bırak çocuk şansını denesin. Belki sen de seveceksin,” deyince onu susturarak masaya oturttum.
“Ozan iyi, tatlı, hoş, tamam ama benim birine ayıracak vaktim yok. Sevgililiğin sorumlulukları da beni aşar. Tamam bugün bize yardım etti. Onu kovamayız birden ama aramızda bir şey olamaz. Çocuğa umut vermeyeceğim. Sen de kaş göz yapmayı bırakıyorsun.”
“Vallahi sen geri zekalısın,” diyerek yemeğini yemeye başladı Avşin. Ozan da gelince sessiz bir şekilde yemeğimizi yemeye devam ettik.
Avşin’in hayatıma birini almam gerektiğini düşünmesini anlıyorum. Ona göre aşk iyileştirici. bana göre çaba harcaman, eğlenmen ama aynı zamanda karşı tarafın da eğlendiği bir şeydi. Kafamda geçim derdi ve okul varken, uyumaya yeterince vaktim yokken ve hele bir de evimi fareler basmışken en son isteyeceğim şey hayatıma birini almaktı.
Sınavların nasıl geçtiği, ne zaman biteceği gibi birkaç konuyu konuşup yemeğimizi bitirdik.
Tepsilerimizi ayrılan alana bırakırken Ozan, “Sizi eve bırakayım mı?”, diye sorunca teklifini reddetmek üzereyken, “Benim işim var. Siz gidin Asya ile,”, diyerek yanımızdan kaçarak uzaklaştı Avşin.
Yaptığı emrivaki canımı sıksa da bunu belli etmemeye çalışarak okulun çıkışına doğru yürümeye başladım.Ozan’ın arabasının yanına gelince Ozan’a döndüm. “Ben kendim gitsem daha iyi olacak. Teşekkürler her şey için.”
Gözlerini yumarak derin bir nefes aldı. Sadece teklifini reddetmediğimi anlamıştı. “Rica ederim. Gidince bana haber ver en azından olur mu? Bir de takip isteğimi görmedim galiba.”
Bu takip isteğinin bir gün konuşulacağını bilmeme rağmen yakalanmış bir çocuk gibi utanmıştım, bu yüzden daha fazla uzatmadan, “Olur,” diyerek gülümsedim ve o, bana el sallarken koşar adım yanından ayrıldım.
Hava yağmurun habercisi gri bulutlarla tamamen kaplanmış etrafa öğlen olmasına rağmen akşam karanlığı çökmüştü. Çantamdan siyah beremi çıkararak alnımın tamamını kapatacak şekilde kafama geçirdim.
O an hissettim ne kadar yorgun olduğumu. Belli etmemeye çalışsam da ayıldığımdan beri başımda ve vücudumda inanılmaz bir ağrı vardı. Sadece evime gidip yarınki sınavıma kadar uyumak istiyordum.
Son zamanlarda çalıştığım restorana garip tipler geliyor ve hepsi bir yerinden bana takıyordu. Her gün bu gerginliği yaşarken aynı zamanda finallerle uğraşmak beni ayrıca yoruyordu. “İki tane kaldı,” dedim kendimi telkin ederek. “Önce şu fareyi halledeyim sonra her şeyi hallederim.”
Otobüs durağına gidip boş banklardan birine oturdum. Saat erken olduğu için durakta çok az insan vardı. Rahat bir yolculuk olacağından kulaklığıma dolanmayacağımı düşünüp kulaklığımı kulağıma geçirdim. Şarkı listeme girip yağmurlu havalarda en çok dinlediğim şarkıyı açtım: James Arthur, Car’s Outside. Şarkı kulağımda yankılanmaya başlayınca yavaş yavaş dünyamdan koptum.
Yağmur çiselemeden sonra yerini bir sağanağa bıraktı. Otobüse bindim, otobüsten indim. Markete girdim, alışveriş yaptım. Hiç konuşmadan, aynı şarkıyı dinleyerek neredeyse evimin önünde kadar huzur içinde geldim. Fare zehri almış olmama, ona dünyalar kadar para vermeme rağmen o bile beni rahatsız etmemişti.
Telefonum titreyince mesajı kontrol etmek için cebimden telefonumu çıkardım. Yağan yağmur yüzünden anında telefonumun ekranı sular içinde kaldı. Elimdeki poşetleri tek kolumda toplayarak bir apartmanın girişine yanaştım. Parmak izi ile telefonumun ekranını açınca karıştığım mesaj bulunduğum apartmanın girişinden anında uzaklaşmama ve adımlarımı hızlandırmama neden olmuştu.
“TAKİP EDİLİYORSUN!”
***********

