Keyifli okumalarrr. Yorum yapmayı unutmayınn
*********************
“Masa on sekizin siparişleri hazır!”
“Üç numaralı masanın siparişleri hazır değil mi hala!”
“Hazır Şef!”
“Asya uyuma! Götür şunu.”
Elimdeki tabakları fırlatırcasına tepsimden bulaşık tezgahına bıraktıktan sonra koşarak üç numaralı masanın siparişini aldım. Şefin gözüne batmak hayatımda istediğim en son şeydi ama bugün her zamankinden daha sinirliydi ve tartışacak birini arıyor gibiydi.
Mutfağın kapısını iterek restorana girince sessizliğin içinde derin bir nefes aldım.
Değişen atmosfer kendimi insanların sınıflara ayrıldığı ve alt sınıfın belli testlere tutulduğu bilimin kurgu filmlerinin birinin başrolü gibi hissetmeme sebep oldu. Sanki buraya gelen insanlar üst sınıftı, mutfak çalışanları bir altı, garsonlar da onların altındaki bir sınıftı.
Ne zaman sanki bunun farkındalığına varsam ve bu ayrımı iyice hissetsem sanki beni gözlemleyen bilim insanlarından biri bir tuşa basıyor ve bu benim nefes almamı zorlaştırıyordu.
“Afiyet olsun,” diyerek masaya siparişleri bırakıp uzaklaşacakken altı numaralı masaya yalnız bir adamın oturduğunu gördüm ve siparişini almak için yanına gittim. Takım elbisesinin içinde oldukça iyi görünen uzun boylu ve yüksek ihtimalle oldukça başarılı biriydi. Bakışları özgüvenle dolup taşıyordu.
Duruş ‘Bugün toplantıdan toplantıya koştum, işimden çıktım, spora gittim, duşa girdim, hazırlandım ve her zamanki mükemmelliğimle yemek yemeye geldim,’ diyordu. En az buradaki herkes kadar mükemmeldi o da.
“Siparişinizi şimdi mi vermek istersiniz yoksa beklediğiniz bir var mı?”
“Yemeğimi siz seçin. Eminim bana önereceğiniz bir şeyler vardır. İçecek olarak da beyaz şarap… Yeni bir şişe açın. Siz seçersiniz.”
Bir an afallayıp adamın yüzüne bakınca kendisinin tam olarak gözlerime baktığını fark edip kendimi toparlayarak “Tabii,” diyerek bar kısmına yöneldim.
“Masa altı ya bir beyaz şarap açın.”
“Belli bir isteği olmadı mı?” diye sordu orada çalışanlardan biri.
“Hayır. Siz seçersiniz dedi. Ben de anlamamdım.”
“Tamam ben hallederim.”
Başımı onaylar gibi sallayarak mutfağa gittim.
“Masa altıya günün yemeği!”
“Tamam! Mehmet bu sende!”
“On birin siparişi hazır!”
Hazırlanan siparişi alarak masa on bire bırakırken masa altıdaki adamın beni izlediğini fark edince gözlerimi yumarak derin bir nefes alıp koşar adım mutfağa döndüm. Mutfağa asılı olan saate baktığımda çıkışa yarım saat kaldığını görünce adamın bir problem çıkarmamasını umarak biraz rahatladım.
“Keşke ben almasaydım siparişini.”
“Efendim?”
“Sana söylemedim Emir de masa altıyı sana versem olur mu? Adam bir acayip. Sipariş vermedi, sen seç dedi. Gözünü de dikti. Çok hoşlanmadım.”
“Tamamdır. Ben hallederim. İki numara da sende o zaman.”
“Çok teşekkürler,” diyerek gülümsedim.
Maalesef bazı müşterilerin garsonlara olan farklı tavrı yüzünden erkek ve kadın garsonlar arasında olan ve ne yazık ki artık normalleşmiş bir durumdu bu. Emir de benim ilk koştuğum kişiydi. Kendisi benden yedi yaş büyük, yani yirmi dokuz yaşında ve oldukça deneyimliydi. Böyle olayları kimseye çaktırmadan hallederdi.
“Masa iki hazır!”
Hemen tabakları tepsime alarak masa ikiye doğru yürümeye başladım.
Tam kapıdan çıkacakken “Masa altı hazır!” diye seslendiklerini duyunca siparişleri bırakırken Emir’i izlemeye başladım. Ben tam masa ikinin siparişini bırakmıştım ki o da mutfaktan çıktı. Ağır adımlarla mutfağa doğru ilerken adam bir yemeğine bir bana bakınca olduğum yerde donup kaldım.
‘Şimdi bittim işte,’ diye geçirdim içimden, ‘Zaten Şef inanılmaz sinirli. Adam yemeği beğenmeyecek, bir şey bulacak. Şef de bütün sinirini senden çıkarak.’
Ama beklediğimin tam tersi oldu. Adam oldukça zarif bir baş hareketi ile adeta bana teşekkür etti. Sonra Emir’e bir şeyler söyleyip gülümsedi. Emir sol kapıdan, ben sağ kapıdan birbirimize aynı şaşkın bakışı atarak mutfağa girdik.
“Bir an olay çıkacağına emindim ama adam bana teşekkür bile etti,” dedi kulağıma eğilerek.
“Al benden de o kadar. Şefin sesi kulağımda yankılandı resmen,” dedim gülümseyerek ve başka bir heyecan olmadan o günü de kapatmış olduk.
Tam çıkmak üzereyken elinde bir miktar para ile Şef Garson yanına geldi.
“Bugünkü bahşişlerin sana kalan kısmı.”
Şaşkınla elindeki parayı aldım. “Bin liraya yakın bir para var burada Şef.”
“Masa altıya bir adam gelmiş. Her şeyi çok beğenmiş, yüklü bir bahşiş bırakmış.”
Şaşkınlıkla başımı salladım. “İyi geceler Şef,” diyerek restorandan çıktım.
“Ne masa altıydı be! Umarım bir daha gelirsin. Sayende faturaların parasını denkleştirmiş oldum.”
Parayı cebime sıkıştırarak atkımı boynuma dolayıp burnuma kadar çektim. Hava buz gibiydi ve hasta olacak lüksüm olmadığından güzelliği tamamen geçip ilkokul çocukları gibi sırtımda çantam yüzümde atkımla eve yürümeye başladım.
******



