Diğer bölümü okuyan ve yorum yapan herkese çok teşekkür ediyorum. Finallerimin bitmesini ve bol bol bölüm yazmayı iple çekiyorum.
Keyifli okumalarrr
***************
“Başım patlayacak gibi Avşin.”
“Hasta mısın?”
“Hayır. Dün uyuyamadım yine.”
“Ozan’ı mı düşündün yoksa?”
Kaşlarımı çatarak Avşin’e döndüm.
“Ne alaka şimdi Ozan?”
“Kendisi sana kitlenmiş durumda da şu an.”
Avşin başı ile arkamda bir yeri işaret edince arkamı döndüm ve bana bakan Ozan’la göz göze geldim.
Gülümseyerek bana el sallayınca başımla hafif bir selam verip önüme döndüm.
“Sütlü kahveler hazır!”
“Kahveni al Avşin. Bakma çocuğa aramızda bir şey olmayacak onunla.”
Kahvesini alan Avşin şaşkınlık ve öfke ile bana döndü.
“Neden ama? Tek bir mantıklı şey yok reddetmen için. Sevgilin yok, sevdiğin yok. Neden çocuğa bir şans vermiyorsun?”
“Onu da sevmiyorum çünkü. Tamam anlıyorum, çoğu kişinin beğeneceği bir çocuk dış görünüş olarak. Uzun, beyaz tenli, sporla uğraşıyor belli, o siyah saçları her zaman bakımlı. Benimkinden bile bakımlı hatta,” dedim saçımın önünden bir tutam alıp Avşin’e göstererek. “Bir şey hissetmiyorum ama. Hissetmek de istemiyorum zaten. Şu an buna katlanacak zamanım yok. Önceliklerim farklı biliyorsun.”
“Önceliklerinin farkındayım,” dedi. “Sen de bazı şeyleri abartıyorsun sadece. Süslenip çıkacaksın dışarı işte. Çok da güzelsin yani, seni de biliyoruz. Bir elbise giymen, saçını açman yeterli. Çoğu erkeğin dibi düşer sana. Düşüyor da! Sadece sen fazla zorlaştırıyorsun her şeyi.”
Gözlerimi devirerek amfiye doğru yürümeye başladım, “Saçmalıyorsun Avşin. Benim süslenecek enerjim de zamanım da buna ayıracak bütçem de yok. Saatlerce çalıştığım restorandan çıktığımda saat zaten geçenin bir yarısını buluyor. Bir boş günüm var onda da projelerle, çizimlerle uğraşıyorum. Dersleri zaten zor zor geçiyorum.”
Amfiden içeri girince sesini alçaltarak konuşmaya devam etti Avşin, “Ben hala abarttığını düşünüyorum. Aşk insana öyle bir enerji veriyor ki, sanki gün otuz saat oluyor, daha az uyuyarak her şeyi yapacak enerjin oluyor, dertlerin küçülüyor, her şey halledilebilirmiş gibi geliyor.”
Oturduğum yerden şaşkınlıkla gülümseyerek ona döndüm, “Aşık mısın sen?”
“Hayır be! Sadece bana öyle hissettiriyor aşk.”
“Oy, kıyamam,” dedim ona sarılarak. “Sen çok üzülürsün böyle.”
“Of!”
Beni iterek kollarımdan çıktı ve saçını düzeltmeye başladı, “Sen ne anlarsın. Ruhsuz.”
“Hayal dünyasından çıkman lazım.”
“Ruhsuzsun, ruhsuz. Sen kırk kedili bir evde yalnız ölürsün sonra da kedilerin seni yer kesin.”
“Ah be! Allahtan kedi bakacak param yok.”
O bıkkınlıkla göz devirirken ben de kahvemden bir yudum aldım. Bazen ayrı dünyaların insanıymışız gibi hissetsem ve yaşadığım hayat yüzünden sosyal hayatına çok dahil olmasam da Avşin, benim tek arkadaşımdı ve onunla dersten önceki on beş, yirmi dakikalık konuşma bile bana okulda saatler süren derslere katıldıktan sonra cehennem gibi işime gideceğim gerçeğini unutturuyordu.
*********************





