İçeriğe geç

404 Numara

Bölüm 3 · 4 dk okuma

404 Numara

Bölüm 3

Yakınlık

Defne, 404’ten çıktıktan sonra kendi odasına gereğinden yavaş gitti. Dosyaları bıraktı, notlarını düzenledi. Elini yüzüne sürdüğünde parmaklarında hâlâ simit kokusu varmış gibi geldi. Saçmalama, dedi kendine. Sonra çantasını aradı. Çantası yoktu. Bir an durdu. Hayır… Dün gece arşiv odasında mı bıraktı? Hayır. Oradan çıkarken elindeydi. Peki şimdi? Defne’nin aklına tek yer geldi. Adımları geldiği yolu hızlı ama tereddütlü bir şekilde geri arşınlarken akılsızlığına lanet ediyordu. Ömer kapıda yoktu. Koridor boştu. Bu, Defne’nin içini soğuk bir hisle doldurdu. Niye yok? Çünkü Ömer, her zaman oradaydı. O kapı, onun nöbetiydi. Defne kartı okuttu. Kapı açıldı. Rutini bozarak. Timur, Defne odadan çıkar çıkmaz yatağın şiltesinin içine gizlediği, dış dünyayla tek bağlantısı olan mat siyah akıllı telefonuna sarılmıştı. Ekranın mavi ışığı, yüzündeki sert hatları ve kirli sakallarını aydınlatıyordu. Cemal Ağabeyden gelen şifreli mesajı okudu: "Liman sevkiyatı bu gece. Soykan’lar, babanın eski rotasını kullanacak. İhbar edildi. Gümrük memurları hazır." Timur’un dudaklarında belli belirsiz, bir gülümseme oluştu. Bu, bir delinin değil, bir satranç ustasının gülüşüydü. Babasının imparatorluğunu çalmaya çalışanlara ilk büyük darbeyi indiriyordu ve kimin yaptığını bile anlayamayacaklardı. Parmakları ekranda hızla hareket etti: "Hepsini yak. Tek bir konteyner bile çıkmasın. O an kapının mermer zemine gürültüyle sürülerek açılması en son beklediği şeydi. Defne, içeri girmişti. Timur, kanı buz gibi kesilirken refleksle telefonu saniyesinde yastığın altına tepti. Hareket o kadar ani, o kadar sertti ki yatağın yayı inledi. Omuzları kasıldı. Bir şey, belki rutinindeki bu değişiklik, bu beklenmedik hazırlıksız yakalanma içindeki bir dengeyi bozmuştu. Kaşları şaşkınlıkla çatılırken nefesi hızlandı, kalbi sıkışmaya başladı. Noluyor, lan? Defne, içerideki sahneyi gördüğünde Sezer soluk soluğa ve kasılarak ayakta dikiliyordu. Onu bu halde görünce düşünmedi bile, hızla adama doğru koştu. “Sezer!” dedi. “Sakin ol.” Timur o an artık odada değildi. Kafasında çalan alarm zilleri onu bir an için sevdiği kimseyi hayatta tutamadığı o geceye göndermişti. Gerçekten rutinindeki ufacık bir değişiklikle bu kadar sarsılacak bir adama mı dönüşmüştü? Midesi kusma isteğiyle burulurken kendini zar zor dik tutuyordu. Defne hızla yatağın yanına geldi, diz çöktü. Timur’un eli hâlâ yastığın üstündeydi; kas katı, sıcak, damarlı. Timur, kadının eline dokunuşu hissettiği an, irkilerek başını kaldırdı. İçine aniden düştüğü bu derin okyanuz her neyse, aynı hızla yüzeye geri dönmüştü. Defne’nin eli sıcaktı, yumuşaktı. Çok uzun zamandır tatmadığı bir şekilde… yakındı. “Sezer, bana odaklanabilir misin? Bak elini sıkıyorum, sen de sıkar mısın?” adamın gözlerindeki buğ yavaşç kalkıp elini sıktığında da devam etti. “Aynen, böyle. Çok güzel.” Bu an, bu bakış… Neydi anlamamıştı. Ani bir atağa benziyordu ama katatonik bir vaka için çok hızlı toparlamıştı. Şimdiyse gözlerine Defne’yi dün de şaşırtan o uyanıkla bakıyordu… bir anda dikleşmesiyle beraber şimdi yüzüne çok yakındı Sezer. Yüzü solgun ama keskindi. Ela gözleri bir şeyi anlamaya çalışır gibi gözlerine odaklanmış, bedeni üzerine doğru meyletmişti. Defne istemsizce yatağın köşesine tutundu. Boğazı bir anda kupkuru olmuştu. Bu adamı tanımıyordu, Ömer de dışarıda değildi… Ne yaptığını sanıyordu ki? Timur bir anda transının son etkilerini de üzerinden attı ve Defne’nin telefonunu fark etmeye ne kadar yakın olduğunu gördü. Elbette bir telefonu olması yasak değildi ama içindekiler, ne kadar aktif olduğu birçok soru ortaya çıkarabilirdi. Bir anda, Defne’nin elini bırakıp onu kendine çekti. Sert değil; ama kaçış bırakmayacak kadar kesindi hareketleri. Defne’nin dengesi bozuldu, gövdesi Timur’a doğru eğildi. Timur, başını Defne’nin göğsüne yasladı. Sanki korkmuş bir çocuk gibi. Sanki titremesinin sebebi korkuydu. Defne’nin nefesi kesildi. Bu kadar yakınlık… bu kadar hızlı… ve bu kadar yanlış bir yerde. Defne’nin kalbi hızlandı. Ama asıl şaşırtıcı olan, Timur’un kalp atışlarıydı. Çok sakindi. Bir kriz geçiriyorsa, bu kalp böyle atmazdı. Defne’nin kafası iyice karıştı. Defne’nin sıcak bedeni vücudun yapıştığında Timur da bir an için sendelemişti. İçinde bir yer, bu sıcaklığa yapışmak istedi. Ama bir saniyelik bir “zayıflık” bile her şeyi ele vermeye yeterdi. Saçmalama. “Tamam,” dedi Defne yavaşça. “Buradayım.” Neden buradasın ki? Yastığın altındaki telefon, bir bomba gibi beklerken Defne, başını çok az geri çekip Timur’a baktı. Timur yüzünü görmedi; yüzünü sakladı. “Sezer” rolü, göz teması kurmazdı. Sonra aniden yakınlıklarını ve nerede olduğunu fark etmiş gibi kendini adamdan kopardı. Sezer ona direnmemişti ve bu da daha sonra sorgulayacağı bir detaydı. Defne ayağa kalktı. “Çantamı alacağım,” dedi hızlıca. Yatağın yanındaki sandalyede çantasını görmüştü bile. Alıp omzuna astı. Timur hâlâ başını eğik tutuyordu. Defne kapıya yöneldi. Bir an durup arkasına baktı. Timur’un “korkmuş” hâli, Defne’nin içinde bir şeye dokunuyordu. Ama hızla çarpan kalbi ve karman çorman olmuş zihni onu dışarı itmişti bile. Ben bunu çözeceğim, diye düşündü. Daha yeni başlıyoruz. Kapıdan çıktı. Kilit tık diye kapandı. *** 404’ün içinde Timur, Defne’nin topuk sesleri, normalden de hızlı şekilde koridorda kaybolana kadar bekledi. Sonra yastığın altındaki telefonu çıkardı. Ekran yandı. Tek bir mesaj: Operasyon Tamam. Timur mesajı bir saniye okudu. Sonra ekranı kapatmadı. Parmakları telefonun kenarında durdu. Mesaj, dışarıdaki dünyaya aitti ama aklı… dışarıda değildi. Defne’nin göğsünde hissettiği sıcaklık, hâlâ teninde kalmış gibiydi. Koku… sabahki simit… kendi anlamadığı bir duyguda kaybolmuşken elini sıktığı o an. Timur, duman olmadan nefes almayı unutmuş bir adam gibi yavaşça nefes verdi. Telefonu yeniden yastığın altına itti. Yatağa yaslandı. “Sezer” maskesi geri geldi; donuk, sessiz, unutulmuş. Ama Timur’un gözleri karanlığın içinde açıktı. Ve bu kez, beklediği şey haber değildi. Bu kez, beklediği şey… kapının tekrar açılmasıydı.

Bölüm sonu

2 yorum