Uyyy! Yer altımızdan kayıyor sanırsın Trabzon’da heyelan oldu! Sanemi, tut beni! diye bağırdım ama herif zaten kendi canının derdine düşmüş, rüzgarıyla havada asılı kalmaya çalışıyor. Benim 40 minyonun 35 tanesi patır patır deliğin içine döküldü bile. Kalan 5 tanemle Sanemi’nin bacaklarına tırnaklarımı geçirdim.
Bırak beni küçük baş belası! diye kükredi Sanemi. Ağır geliyorsun, aşağı çekiyorsun beni! Ne ağırı be? 40 santimlik canım var, vicdansız rüzgar gülü! dedim ama tam o sırada deliğin içinden gelen o mor ışık bir el gibi uzanıp Sanemi’nin ayağından tuttuğu gibi bizi aşağı çekti. Anaaaa, gidiyoruz! Vasiyetimi açıklıyorum: Sanemi’nin bütün kılıçları bana kalsın, onları eritip hamsi tavası yapacağım
Dipsiz bir karanlığın içinde süzülürken, Sanemi’nin küfürleri ve bizim kızın "Oy Asiye" nakaratları birbirine karışıyordu. En sonunda sert bir zemine değil, yumuşak ve vıcık vıcık bir şeye çof diye iniş yaptılar.Gözlerimi açtım, 40 parçamın hepsi bir araya gelmiş, 1.48’lik boyuma geri dönmüşüm. Üzerime baktım, her yerim pembe bir jöle gibi bir şey olmuş. Sanemi ise hemen yanımda, kafası o vıcık vıcık şeyin içine gömülmüş şekilde debeleniyor.
Kalk da Sanemi, bak yine baş başa kaldık, dedim kalçasını dürterek. Muzan bizi balayına gönderdi galiba, ama otelin temizliği hiç iyi değil, her yer rutubet
Sanemi kafasını o jöleden çıkardı, yüzü gözü pembeleşmişti. Tam bana bağıracaktı ki, karşıdaki tahtta oturan o devasa figürü gördük. Muzan değildi bu. Bu Kokushibo’ydu Altı gözüyle bize bakıyordu. Uyyy, dedim, "Senin o gözlerin ne öyle? Kaç numara gözlük kullanıyon sen? Altısını birden aynı anda mı kırpıyon?"

