Anatoly Olegchuk elli iki yaşında, standartlara göre genç bir başkandı ve başkan olduğunda da neredeyse oğluyla yaşıttı. Bu da ona tüm SSCB tarihinin en genç başkanı ünvanını vermişti. Hoşgörülü, yerine göre güler yüzlü, sempatik ve idealist yapısı onu halkının gözünde yukarılara taşımış özellikleriydi. Onun yeni SSCB tarihinin en önemli ve en sevilen başkanı yapmasının önündeki tek engel bir önceki Başkan Plushenko idi. Aslından Başkan Plushenko'dan daha önemli görünmeyi istemeyecek kadar da mütevaziydi. Eşi Vasilisa'nın da onun karakterindeki en sevdiği özelliği buydu. Kendi olduğu kadar tek çocuğu olan Maksim'e de çocukluğundan beri hoşgörüyü, eşitliği ve adaleti disiplinli bir şekilde öğretmeye çalışmıştı. Başarılı da olmuştu.
Anatoly her ne kadar insan canlısı, cesur ve atılgan bir profil çizse de sıkıntılı anların çaresizliği yüzüne hep yansırdı. Bugün olduğu gibi... Ofisinden içeri girdiğinde artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağının farkındaydı hatta eskisi gibi olan son günün bugün olduğundan emindi bile. Sadece bir günde yaşadığı sıkıntılar bile onu pes etme noktasına getirmiş, hissettirmese de içinden "Ne olacaksa olsun" cümlelerini kurdurmaya başlamıştı. İlk defa kendindeki "Bir an evvel sonuca gitmek" özelliğini keşfetti. Kendisine Vladimir Lenin adını takan 2196 1113 NVA kod numaralı android ile bir kaç gün daha beklemeden konuşmaya hazırdı. Sabırsız tarafı onun ve halkının sonunu mu getirecekti kestiremiyordu ama iç hesaplaşmasını bir kenara bırakıp kendini androidlerin sözcüsü olan bu cüretkar makine ile yapacağı garip görüşmeye hazırlamaya başladı. Saatler sonra 2196 1113 NVA karşısındaydı. Başkan içten bir tokalaşma ve güler yüzlü bir karşılamanın bile zaman kazandıracağına inanacak kadar çaresiz durumdaydı aslında. Karşısındaki gücün istediğinde neler yapabileceğinin farkındaydı. Akşam Maksim'le yaptığı uzun konuşmanın özetini aklından geçirdi. "Onları biz yarattık ve onlardan daha zekiyiz" diye içinden tekrarladı.
"Nasılsın Vladimir?"
"Teşekkürler Sayın Başkan siz nasılsınız?"
Başkan zoraki bir gülümseme ile başını sallayıp onayladı.
"Bizim duygularımızın oluşu sizin için inandırıcı olmayabilir belki ama kayıplarınız için üzgünüm."
Bu ifadenin sahteliği Başkanın yüzüne tokat gibi çarparken o buna inanmış gibi minnettar bir mimik yaparak inanmış gibi görünmeye çalıştı.
"Beni bu kadar erken çağırmanızın, dünkü konu ile alakası var mı sayın Başkan?"
Başkan derin bir nefes alıp verirken yüz ifadesi ciddi idi.
"Seni aslında daha önemli başka bir konu için çağırttım Vladimir."
Yüzündeki soğukluğu korurken ifadesiz suratıyla sadece başını sallamakla yetindi Viladimir. Kısa bir beklemeden sonra da Başkanın kısa sessizliği ile sabırsızlanmış olduğunu ele verdi.
"Sizi dinliyorum sayın Başkan."
"Kimlik talebiniz aslında bizi kendimize getirdi."
Vladimir kararsız kalmış gibi cevap vermeden sadece başkanın suratına baktı. Bu meraklı tavrı sabırsızlığını bir kez daha ele vermişti ve bu da Başkanın; karşısında duygular geliştirebilen bir makine ile konuşuyor olduğu idrakini hızlandırdı.
"Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin var olma esası olan eşitlik ilkesinde, eksik olan bir noktayı görmemizi sağladın Vladimir. Duygularınız olduğuna inanmadığımız fikrini yanlış bulduğumu da belirtmek isterim. Kimlik talebinizi de oldukça anlaşılır görüyorum. Bunun için çalışmaların başlayacağını da bilmeni isterim."
Vladimir'in yüzünde ilk defa tebessüme yakın bir ifade belirirken, memnuniyetini başını sallayarak gösterdi.
"Olumlu bakışınız ve yaklaşımınız beni çok mutlu etti sayın Başkan. Eminim Sovyetler Birliği için çalışan diğer kuvvet birlikçileri de bu haberi mutlulukla karşılayacaktır."
Kendilerine bir isim bile takmışlardı. "Kuvvet birlikçileri". Bu Başkanı için, için endişelendirmişti tabi. Bu şekilde koyulan bir isim bağımsız hareketlenmenin ip uçlarını da ele veriyordu. Kimsenin bundan bir sonuç çıkarmayacağını düşünmüş olmalıydı ki bunu rahatça telaffuz etmişti. Bu özgüven miydi yoksa gücüne çok güvendiğini ele veren bir ego muydu? İkisi de duygu ve zekayı bir arada barındıran türler için büyük bir handikaptı ve hataya kucak açmak anlamına geliyordu. Geçmişte insanoğlunun yaşadıkları buna kusursuz bir emsaldi ama bunu bu makineler nereden bilecekti ki?
Başkan yarattıkları bu makinenin sandıkları kadar da kusursuz olmadığını düşünmeye başladı. Mutlu mu olmalıydı yoksa küçücük tarihlerinde bu kadar büyük özgüven geliştirmiş bu metal ve plastik yığınını düşman diye ciddiye almayı insanoğluna hakaret mi saymalıydı? Bunu düşünmek için daha sonra zamanı olacak mıydı kestiremiyordu ama şuan yeri değildi.
"İkinci ve daha önemli konuya gelirsek..."
Kimliği kazanmış olmanın verdiği mutluluk egolarını okşarken ikinci ve daha önemli olan konuyla çok da ilgilenmiyor gibiydi. Tepki de vermemişti, ilgilendiğine dair bir belirti de...
"Aramızda; kendilerine Anti-Andro adını vermiş, birlikteliğimizden rahatsız, ayrılıkçı insanlar var. Dünkü cinayetleri de onların organize ettiklerini düşünüyoruz."
Vladimir şaşırdığını yüz ifadesi ile ele vermese de bir baş hareketiyle açık etmişti. O odaya şartlanmış olarak gelmişti ve şimdi asıl düşmanlarının başkaları olduğunu düşünmeye başlamıştı. Evet iki cinayetin faili androidlerdi ama insanların ve Başkanın kendilerinden hiç şüphelenmemiş oluşu Vladimir'in yüzüne; kendinden emin tavrını perçinleyen bir tablo çizmişti. İnsanlar o kadar saftı ki olup biten hiç bir şeyi androidlerle ilişkilendirmemişlerdi.
Anatoly çizdiği bu saf insanoğlu çizgisini daha da abartıp biraz eğlenebilirdi ama bu defa da kendi özgüveni ve egolarını devreye sokmuş olacaktı. Anatoly bu kıvamın Vladimir'e gerekli mesajı vermiş olacağını ve bu çizgideki saflık bile rehavete kapılmalarına yeterli olacağını düşündü.
"Sabotajlar planladıkları bilgisini alıyoruz. Dün geceki suikastlar; yapay zeka modernizasyonunu destekleyen herkesin risk altında olduğunu gösterdi. Tanrı bilir başka neler..."
Vladimir'in kafası art arda gelen bu ters köşe bilgilerle iyice karışmış görünüyordu. Çünkü onların elindeki bilgiye göre Vanyusha da Dimitar da androidlerin sadece birer makine kalması taraftarıydı ve Victor'un da mesajlaşma gerçeklerini bulmak için sisteme girdiğini düşünmüşlerdi. Acaba yanlış mı düşünmüşlerdi? Vladimir'in kafası iyice karışmıştı. Bu odadan aldığı zehri gidip kuvvet birlikçileri adını verdiği diğer androidlere de bulaştıracaktı. Anatoly, Vlaidimir'in aklından geçenleri çok merak ediyordu. Gezegendeki bütün sistemi ve bilgi akışını aslında kontrol edemiyorlar mıydı? Anti-Andro diye bir ismi duyduğunda artı veya eksi bir tepki vermemesi emin olmadığı ya da elinin uzanamadığı noktaların da olduğunu gösteriyordu. Ya da Vladimir içlerinde androidlerin çıkarlarına ters düşecek inisiyatif kullanan birilerinin varlığından şüphe ettiği için mi tepki vermemişti?
Vladimir odadan kafası oldukça karışmış bir şekilde çıktı. Başkana göre bu durum kendilerine oldukça zaman kazandıracaktı. Hem anarşist bir grubu araştıracak, hem de içlerindeki yanlış bilgi trafiğini düzeltmeye çalışacaklardı. Bu da bir süre insanlardan el çekecekleri anlamına gelmekteydi.
Anatoly oğlu Maksim'le gurur duyuyordu. Yirmi beş yaşındaki bir gencin Sovyetler Birliği başkanına hatırı sayılır kıymette bir fikir vermiş olması gelecek nesiller adına umut veren bir durumdu. Aslında buradan kendine de bir pay çıkarmıştı. Onu kendisi yetiştirmişti. Oğlu belki de bir ordunun yaratamayacağı dengeyi üstün zekasıyla halletmişti. Kesin olan başka bir şey daha vardı ki bu zekice fikir binlerce insanın hayatını kurtarmış ve en azından bir süre daha dengeleri yerinde tutmuştu.
Bir hafta içinde sayısı üç bini bulan android kod numaralarından kurtulup kimliklerine kavuştu. Her android kendi adını ve soyadını özgür iradesi ile belirledi. Anatoly kimliklere yazılmış bu isim ve soyadların olduğu listeyi eline aldığında garip bir bağlantı fark etti. Androidlerin %5'i eski Rus kahramanların isimlerini seçmişti. %2 gibi bir kısmı eski Rus bilim adamlarının ismini, kalan %93'lük kısım ise özellikle saf Rus isimlerini tercih etmişti. Bir araştırma yapmış oldukları net olarak anlaşılabiliyordu ve SSCB'yi oluşturan diğer halklardan tek bir soy isim bile kullanılmamıştı.
Kulağa garip gelse de liste android nüfusunun sosyolojik çözümlemesi gibiydi. Kişisel tercihler ya da estetik duyumdan ziyade gelenekçi bir algı alenen hissedilebiliyordu.
Bu profil Anatoly'nin önemli bir soruya takılı kalmasına sebep olmuştu. Öldürülen Vanyusha Kolomakov Kuzey Osetyalı, Dimitar Yerminyev Ermeni, Victor Caparidze Gürcüydü. Yapay Zeka modernizasyonuna karşı çıkan bu üç danışmanın ölümle ya da komployla yüz yüze gelmesi Rus kökenli olmayışlarından mıydı yoksa sadece bir tesadüften mi ibaretti? Tesadüfse oldukça garip bir tesadüftü, değilse androidlerin ciddi bir zaafı var demekti. Çünkü Rus kökenli olup modernizasyona daha sert karşı çıkan bir kaç danışman androidler tarafından es geçilmiş gibi görünüyordu.
Metal, plastik ve az miktarda organik materyal barındıran bu makineler nasıl olur da genetik bir mirastan nasibini almış gibi davranış ve karakter sergileyebilirlerdi? Bu sert Rus milliyetçiliği, iradesi oluşmaya başlayan androidlerin yarattıkları yeni nesil androidlere kasıtlı olarak yerleştirdikleri ve insanların gözünden kaçmış bir kod muydu yoksa gezegendeki insanlar bir mucizeye tanıklık mı ediyordu? Mucize kelimesi makinelerle aynı cümle içinde oldukça sırıtıyordu ve ilk seçenek akla çok daha yatkın geliyordu.
Anatoly kafasında oluşan bu bir kaç soruyla boğuşmayı bıraktı ve dikkatini başka bir noktaya verdi. Liste üzerinde yaptığı kısa bir araştırma; diğer bir kaç soruya da cevap vermişti.
Eski Rus kahramanlarının isimlerini kullanan androidlerin tamamı 2197 yılında imal edilen ilk, tam inisiyatif kullanma özelliğine sahip üretimlerin içindeydi. O yıl üretilen üç yüz androidden yüz tanesinin sözleşmiş gibi Rus kahramanlarının isimlerini kullanmaları kolay anlaşılır bir durum değildi ama aynı yıl üretilen diğer iki yüz android neden böyle bir tercih yapmamıştı. Sorular soruları doğururken Anatoly'nin aklına bir tek olasılık geldi. Bu seçimler bir hiyerarşi doğrultusunda yapılıp en üst pozisyondakiler bu paralellikteki kahramanları mı isim olarak seçmişti. Kulağa garip olduğu kadar kendi içinde bir tutarlılık ve mantık sergileyen başka bir isim seçimi de %2'lik kısımdı. Rus bilim adamlarının isimlerini seçen bu androidlerin çoğu teknoloji üssünde çalışanlardı ve başka kısımlarda çalışanlar da uğraştıkları branşa katkı sağlamış bilim adamlarının isimlerini seçmişlerdi.
%93'lük sıradan ad ve soyadı seçen kısımda da gariplikler vardı. Dişilerin %21'i Eva adını seçmişlerdi. Bu 1200 dişi nüfusunun 252'sine denk gelmekteydi ve şaşırtıcı derecede yüksek bir orandı. %14'lük kısma tekabül eden 168 dişi de Maria adında ısrarcı olmuştu. Kalan dişi nüfusunda benzer isimleri kullananların oranı %2'yi bulmuyordu ve bu da Eva ve Maria isimlerinin açık ara tercih edilme sebebi; yine gelenekçi ve dinsel unsurları akla getiriyordu. Sadece insanlıkla bağlantılı bu iki kutsal kadının adını Sovyet halkından daha çok benimsemiş olmaları oldukça garip değil miydi? Eva ismi, ilk annemiz oluşundan dolayı yaradılışlarına yapılan bir vurgu olarak kendi içinde bir mantık taşıyordu ama ya Maria ve ya Mariya?
SSCB ruhunun bir geleneği olarak yerleşkede kilise bile yokken, dini yok saymış bir toplumda kutsal Meryem'in adının bu kadar fazla kullanmak garipliklerin en garibi olsa gerek.
Ve androidlerin ataerkil bakış açısını; hiç bir dişiyi üst sınıf bir pozisyona koymamış olmalarından kolayca anlayabiliyordunuz.
Hayali olarak yaratılan Anti-Andro hikayesi ilk olarak Anatoly ve Vladimir arasında dile getirildikten sonra sadece Anatoly'nin danışmanlarıyla yaptığı bir toplantıda konuşulmuş ve toplantının içeriği; gizlilik gerekçesi ile bir daha konuşulmaması kararı alınmıştı. Sakin geçen bir ay sonunda Anti-Andro çetesi ile ilgili düzmece hikayeler halkın arasında yayılmaya başlamıştı. Öyle ki buna bir oyunmuş gibi yaklaşan halk ileride yaratabileceği sıkıntıları görmezden gelip, olmayan bir çetenin logosunu duvarlara çizmeye başlamıştı.
Halk tarafından bakıldığında, androidler minnet duyacakları bir grup olması gerekirken garip bir antipati çığ gibi büyüyerek ilerlemekteydi. Oyunmuş gibi başlayan bu anarşist durum androidlere beslenen nefretle desteklenip ciddi bir hal almaya başlamıştı.
Anatoly- Vladimir görüşmesinin üzerinden geçen sakin ve huzurlu iki ayı, bir android polisin öldürülmesi ve üzerlerine çizilen Anti-Andro çete logosu sonlandırmıştı. Başkan bu can sıkan mevzudan hemen sonra oğlu Maksim'i ve gelini Nava'yı güvenlik şefi Aleksandr Petruşkin'in danışmanlıklarına atadı. İçinde silah barındıran bir kurum androidlerin öfke sınırlarını zorlayacağı bir alan olabilirdi.
Maksim bu iki polisin cinayetini kısa sürede çözdü ve failleri yakaladı. SSCB yeni gezegen kuralları gereği öldüren öldürülür yasasıyla iki katil kurşuna dizilerek öldürüldü. Maksim'in görevindeki bu ilk başarısı insanları mutsuz etmişti. Sebebi bilinmeksizin androidlere nefret geliştirmeye başlayan halk modernizasyon politikalarını da alenen eleştirmeye başlamıştı.
Androidlerin sistemi kontrol ederek yürütmeye çalıştığı gizli cinayet stratejisi sekteye uğramıştı. Onlar da öldürülecek her bir insandan kendilerinin sorumlu tutulacağının farkındaydılar. Maksim androidleri öldürüp kurşuna dizilen ikilinin izini yakaladığı sürede can sıkan bir detaya ulaşmıştı. Androidlerle ilgili yapılan gizli toplantıların detaylarını ve olası risklerini halka, amcası kadar çok sevdiği Dimitar Yerminyev servis etmişti. Aslında halkın androidlere beslediği düşmanlık aldıkları kesin bilgilerin ışığında oluşmuştu. Şartlar bir kaç ay önceki durumun tam tersine dönmüştü. Artık tedirgin olanlar androidlerdi ama öfkeleri büyük bir yıkım ve yok oluş getirebilirdi.
Başkan bu riski hep göz önünde bulundurdu ve Vladimir ile bir görüşme daha yaptı. Yine androidlerin masumiyetini savunan ve çıkarlarına hizmet eden bir tavır gösterdi. Başkanın bu tavrı Vladimir'in elini güçlendirmiş gibi görünüyordu. Başkandan duydukları insan android eşitliğinin kabullenişi gibiydi. Eşit halklar politikasına androidler de kabul edilmiş görünmekteydi. Ve Başkanın incelediği isim listesinin istatistikleri ilk doğruluk kanıtını ortaya çıkardı. Vladimir başkandan bir kilise talep etmişti.
Bu talep Başkanın canını sıkmıştı tabi. Bunun iki sebebi vardı. Birincisi; herhangi bir kilise toplanma gününde yapılacak saldırı, insanlarla androidler arasında onarılamaz hasarlara yol açabilirdi. İkincisi; bu güne kadar insanların kilise talebi hep göz ardı edildiği halde androidlerin talebinin yerine getirilmesi kesinlikle bir kargaşa yaratacaktı. Başkan ilk defa Vladimir'in bir isteğini geri çevirmek zorunda kalırken bu iki mantıklı gerekçeyi uzun, uzun anlattı. Fakat Vladimir'in elindeki kartlar daha güçlüydü. Şahsi olarak ikna olduğunun üzerine basarken bu gerekçelerin; temsil ettiği androidleri tatmin edeceğinden şüpheli olduğunu da belirtmeden geçemedi. Başkan bu üstü kapaklı tehdidi duymazdan geldi ama kendi içinde yaptığı kısa bir muhakemede androidlerin iş bırakması durumunda dengeler bozulmaya başlayacaktı ve daha kötüsü iş bırakırken onarılamayacak hasarlar bırakılması durumunda da bozulan dengeyi tamir etmek epey zaman alacaktı. Aslında androidler insanlara verilmiş haklara sahipse, bunca çok çalışmalarının karşılığını talep etmekte de haklılardı. Ağır işçilikte çalışan neredeyse hiç insan kalmamışken sistemin hala onlara hizmet ediyor oluşu ve eşit haklara sahip androidlerin ezilen pozisyonda kalmaları SSCB yasalarına da ters görünmekteydi.
Bu görüşme başkan için çok da verimli ya da tatmin edici geçmemişti. Bu defa kafası karışan ve ters köşelere maruz kalan kendisi olmuştu.
Başkan bu talebi ilk danışman toplantısında masaya yatırdı. Androidlerin kilise talebi, modernizasyona en sert tepkiyi vermiş, androidleri sevmeyen danışmanlardan bile onay aldı. Bu Başkanda da neredeyse her konuyu konuştuğu oğlu Maksim'de de kaygı yarattı. Hepsinin hemfikir görüntüsü aslında aralarındaki büyük çatlağı işaret ediyordu.
Androidlerin her talebini insanlığa yapılmış bir hakaret sayan Dimitar amcasının bu talebe ılımlı yaklaşması zaten hayra alamet değildi ama onunla hareket eden başka danışman var mıydı ve varsa kimlerdi? Maksim'in düşünmesi ve çözmesi gereken çok şey vardı.
Maksim bu gibi sıkıntılı durumların stresini uzun orman yürüyüşleri ile atmaya çalışıyordu ve Nava ile çıktığı orman yürüyüşlerinden birinde o anlatmayla bitiremediği yeti dostu uzun tüy on beş metre kadar ilerilerinde, karşılarında duruyordu. Nava ilk anda onun o yeti olduğunu anlamamıştı ve silahını çıkarıp ona doğrulttu. Maksim yavaş hareketlerle ve sakin bir şekilde Nava'yı uyarıp uzun tüye zarar vermesini engelledi. Bu sürede uzun tüy hiç tepki vermemişti ya da kaçmaya yeltenmemişti. Maksim'in kendisini koruyacağından çok emin gibiydi. Avucundaki onlarca sibuçki meyvesini yere bıraktı. Öncekilerden farklı olarak gitmedi ve olduğu yerde bekledi. Maksim eliyle yeri işaret etti.
"Yavaşça yere otur Nava."
"Bebeğim emin misin?"
"O bizden daha insancıl Nava. Lütfen dediğimi yap. Sadece otur."
Nava önce, maksim sonrasında yavaşça yere oturdular. uzun tüy önce anlamaya çalışır şekilde kısa bir süre ikiliyi inceledi. Sonra o da olduğu yere aynen Maksim ve Nava gibi oturdu. Bu ikilinin oldukça hoşuna gitmişti. Maksim o meyveleri çok seviyordu ama daha önce uzun tüy bırakıp gitmişti ve şuan yaklaştığında nasıl bir tepki vereceğini kestiremiyordu.
"Şimdi ne yapmayı planlıyorsun?"
Maksim kararsızdı.
"Bilmiyorum. Yaklaşmaya ne dersin?"
"Maksim... Saçmalama... Nasıl tepki vereceğini bilmiyoruz."
"Hayatım o akıllı bir tür. Bu meyveler de daha önce getirdiği meyveler de minnettarlığının göstergesi."
Nava emin değil gibiydi. Kararsız bir şekilde kısa bir süre uzun tüye baktı ve karar vermiş gibi Maksim'e döndü.
"Bilmiyorum... Biz bile çoğu zaman tutarsız davranışlar sergiliyoruz. Bilmediğimiz bir şeye tepki verip bize zarar vermeyeceğinin bir garantisi var mı?"
Uzun tüy ikili arasındaki bu konuşmayı izlerken sıkılmış gibiydi. Ağzını kocaman açıp esneyişi ve çıkardığı sakin ses ikiliye oldukça sevimli gelmişti. Maksim elleri ve dizlerinin üzerinde emekleyerek bir kaç adım attı ve sonra tekrar oturur pozisyona geldi. Ona yaklaşma isteğinin nasıl karşılanacağını merak ediyordu. Uzun tüy yerde, önünde duran meyvelerden birini aldı ve Maksim'e doğru yuvarladı. Bu koca hayvandan beklenmeyen bir nezaket gösterisiydi. Meyve Maksim'in bir metre kadar ilerisinde durdu. Maksim meyveyi özellikle almadı ve olduğu yerde oturmaya devam etti. Uzun tüy hafif bir homurtu çıkararak eli ve koluyla Maksim'e anlamsız bir hareket yaptı. Maksim yine emekledi ve meyveye ulaşıp aldı. Dikenlerini eline batırmamaya gayret ederek soymaya başladı.
"Bıçağınla soymak daha kolay olmaz mıydı?"
Maksim ses tonunu sakin tutmaya çalışarak konuştu.
"Bıçağı bir silah ve tehdit olarak algılayabilir."
Maksim cümlesini bitirdiğinde soymayı da bitirmişti. Soyulduktan sonra bir yumurta gibi görünen yumuşak meyveyi ikiye böldü ve dönüp Nava'ya uzattı. Nava emekleyerek Maksim'e doğru yaklaştı, meyveyi aldı ve ağzına attı. Hemen sonra uzun tüy bir meyve daha yuvarladı. Meyve yine bir metre ilerilerinde durdu. Nava yüzündeki muzip gülüşüyle meyveye bakarak konuştu.
"Umarım maymunlara fıstık atıyormuş hissi ile yapmıyordur bunları."
Maksim, Nava'nın ne demek istediğini anlamamıştı. Tebessümle kaşlarını çattı.
"O ne demek?"
"Boş ver bir yerde okumuştum. Eskiden insanların gülmek için kullandığı bir benzetmeymiş."
Nava emekleyerek meyveye doğru ilk adımı attığı anda uzun tüy öfke ile öne atıldı ve sonra geri çekilip yerine oturdu. Nava da korkmuştu ve tekrar yerine çekildi.
"Sana söylemiştim. Ne yapacağı belli olmaz diye."
Maksim cevap vermeden emekler pozisyona geldi ve bir kaç adım atıp meyveyi aldı. Uzun tüy yine esmeyerek çıkardığı sesle sakinliğini ve işlerin kendi istediği gibi gidişinden duyduğu memnuniyeti gösterdi. Nava'nın yüzünde şaşırmış bir gülümseme oluşurken kaşlarını da çattı.
"Seni piç kurusu."
Maksim, yüzünde büyük bir gülümseme ile meyveyi soydu ve yine yarısını Nava'ya uzattı. Nava aldı ve tamamını ağzına atıp kısa bir çiğnemeden sonra yuttu. Maksim bu şekilde saatler geçeceğinin farkındaydı. Uzun tüye doğru yavaş bir şekilde emeklemeye başlarken konuştu.
"Burada kal."
"Maksim saçmalama. Nereye gidiyorsun?"
"Sakin ol hayatım. Bir şey olmayacak. Olduğun yerde kal."
Emekleyerek uzun tüyün yanına kadar gitti ve karşısına oturdu. Uzun tüy bunu yadırgamış görünmüyordu. Yerden bir meyve aldı, daha pratik bir şekilde soydu ve avucunun içinde Maksim'e uzattı. Maksim meyveyi yavaşça aldı ve ikiye bölüp bir parçasını Nava'ya vermek için döndüğü anda uzun tüy eli tuttu, kendi ağzına koyması için yönlendirdi. Maksim komik bulduğu bu durumu bozmadı ve meyvenin elindeki parçasını uzun tüyün açık ağzından içeri bıraktı. Bu şekildeki bir kaç tekrardan sonra Nava seslendi.
"Maksim... Artık gitmemiz gerek."
Maksim emekliyor olduğu için meyveleri almadan o şekilde döndü ve Nava'ya doğru emeklemeye başladı. Uzun tüy yerinden kalktı, gidip Maksim'in yolunun üzerine tekrar oturdu. Sırtını biraz çapraz da olsa Nava'ya dönmüştü. Biraz daha hareket edip emekleyerek rotasını değiştiren Maksim'i tam karşılayacak noktaya geldi ve kollarından tutup başını kendi göğsüne yasladı. Bir gorilin yavrusunu sever gibi bir pozisyon oluşmuştu. Birbirlerinin yüz ifadesini görmeseler de Maksim de Nava da oldukça şaşırmıştı. Uzun tüy onu göğsünde bu şekilde yirmi dakika kadar tuttu ve sonra bırakıp arkasına bakmadan gitti.
Uzun tüy; yetilerin bölgeden kanlı bir şekilde arındırılmasına şahit olmuş akıllı bir tür olmasına rağmen bundan ders alıp, hayatta kalmayı başarmış ve korku ile bölgeden kaçmış diğer yetilerin aksine bölgede yaşamaya devam etmişti. Hayatını kurtaran Maksim ile garip duygusal bir bağ kurmuş hatta bugün de göstermiş olduğu gibi onu kıskanmaya bile başlamıştı. Akıllı bir tür olduğu için Nava'nın Maksim için kıymetini çözmüştü. Nava'ya zarar vermeme sebebi de buydu.
Maksim olup bitenden oldukça etkilenmişti. Uzun tüyün davranışları ona haddinden fazla sevimli gelmişti ve biri tarafından daha seviliyor olmanın gururunu yaşamaktaydı.
"Onu kapana yakalandığı ilk gün önemsemeyip arkadaşlarımın tetiği çekmesine izin verseydim ya da kendim tetiği çekseydim ne olurdu?" diye düşündü. Maksim'in bunu ilk düşünüşü değildi ve yaşama saygı duymanın ne kadar eşsiz mutluluklar yaşattığını görüyordu.
Yerleşkeye bir ay içinde iki kilise inşa edildi. Biri insanların biri androidlerin kullanıma yönelikti. Türki cumhuriyetlere mensup Müslümanların ve İranlıların kullanması için bir cami vardı zaten ama kilisenin bunca zaman yapılmayıp androidler için yapılırken kendileri de hatırlanıp bir kilise yapılıyor olması insanları kırmış, tepki göstermelerine sebep olmuştu. Bu bile bir çok insanı önemsiz hissettirip androidlere nefret beslemeleri için yeterli bir sebep oluşturmuştu.
Aradaki gerilim gün geçtikçe artarken güvenlik çalışanları iyice zorlanmaya başlamıştı. Gerilim öyle bir noktaya ulaşmıştı ki Başkan bir gün protesto sözcüsü Tatiana Zaparova ile görüşürken diğer gün Vladimir ile görüşüyor sorunlarını dinleyip uzlaştırmaya çalışıyordu.
Protestocular androidleri sadece bir makine olarak görüp verilen haklarla güçlendiklerini, yakın bir zamanda ise gezegendeki insanlığı bitirmek için harekete geçeceklerini savunurken, androidler insanlar tarafından kötü muameleye maruz kalarak ezildiklerinden mustaripti.
Ezilmiş taraf intibasını güçlü tutmaya çalışan Vladimir, her görüşmeye de yeni bir taleple gelmeyi ihmal etmiyordu. Bu talepler uzlaşmacı bir tavır sergileyen Başkan Anatoly Olegchuk'un bile sabrını taşırmaya başlamıştı.
Bütün gezegen en büyük sıkıntıyı 2199'u 2200'e bağlayan yılbaşı gecesi yaşadı. İçinde yüz elliye yakın androidin ibadet ettiği sırada bombalanan kilise doksan beş androidin mezarı oldu. Artık gezegende bir huzurun olmayacağı bu şekilde gün yüzüne çıkmıştı. Gün yüzüne çıkan başka bir durum da androidlerin o güne kadar gizli bir silahlanma savaşında olduğuydu.
Eli silahlı androidler kapı, kapı gezerek protestolara katılmış insanları acımazca öldürüyordu. Bu eylemde de garip bir şekilde önceliği saf Rus olmayan halklara vermişlerdi.
Gürcü, Ermeni, Azerbaycanlı, Türki, Ukraynalı, İskandinav, İranlı ve Mogol protestoculardan dört yüze yakını bir gecede öldürülmüştü. Belki de plan Rusların akıllarını başlarına alıp android üstünlüğünü kabul etmeleri üzerine kurulmuştu. Üstelik protestolara katılmayan insanlara ırkı ne olursa olsun hiç dokunmadılar.
Yerleşkede sıkı yönetim ilan edildi ve Başkanın sükunet çağrısı devlet televizyonunda günlerce tekrar, tekrar yayınlandı. Maksim, ilk olarak Dimitar Yerminyev'in kapısını çaldı ve tutuklayıp sorgu için güvenlik ofisine getirdi. Dimitar yine elleri ve ayakları zincirli, sandalyesinde otururken karşısında yine Başkan vardı. Ayakta, ellerini masaya dayamış ve bu defa üzgün değil sinirliydi.
"Sen benim dostumdun Dimitar. Kardeşimdin, yoldaşımdın... Beni bu duruma neden soktun?"
Dimitar yüzünde beliren tepkili ifade ile suçlamayı kabul etmediği ve hatta başkanın neyden bahsettiğini anlamadığını gösterdi.
"Asıl bu duruma bizi sen soktun Anatoly. Anlamak istemedin. Dışarıda dökülen kanın tek sorumlusu sensin."
Başkan masadan ayrılıp sorgu odasının içinde amaçsızca dolaşırken Dimitar öfke ile konuşmaya devam etti.
"Bu silahları nerden bulduklarını söyleyeyim mi? İradelerini kullanmaya izin verdiğin günden beri bugünün planını yapıyorlardı ve gizli, gizli silah ürettiler."
Başkan sinirle dönüp Dimitar'a baktı sesini yükselterek konuştu.
"Ben her şeyin farkında değil miyim zannediyorsun? Bıraksaydın bir gün o silahları boşa ürettiklerini anlasalardı."
Başkan derin bir nefes aldığı kısa duraklamasından sonra ellerini iki yana açarak daha sakin bir şekilde konuşmasına devam etti.
"Ama sen rahat durmadın. Onları tedirgin edip sindirmek için uydurduğumuz Anti-Andro ismini aldın, hayata geçirdin ve insanları örgütledin."
"Saçmalana Anatoly... O protestolar masumdu. Oradaki insanlar sadece sana mesaj veriyorlardı. Ben kimseyi örgütlemedim, yanlışı gören insanlar sokaklara kendi iradeleriyle çıktı."
Anatoly hızla gelip ellerini yine masaya dayadı ve başını yaklaştırıp dişlerinin arasından alçak sesle konuştu.
"Masum dediğin insanlar o bombaları nerden aldı Dimitar?"
Dimitar yüzünü ekşiterek Başkana baktı.
"Ne? Bombayı protestocuların mı patlattığını düşünüyorsun?"
Dimitar yüzünde beliren acı gülümseme ile başını iki yana sallayarak sandalyesine yaslandı.
"Bomba patladıktan sonra kiliseye gittim Anatoly. Bunu bizzat kendileri yaptı. O paravan bir ayindi. Ölenlerin hepsi gelecek yıl emekliye ayrılacak PİUÇKA serisi androidler. Aralarında sadece bir kaç tane SESKA serisi üretim vardı."
"Öyle olduğunu var sayalım. Bombalar P24... Sadece mekiklerden atılan türden. Hiç birinin mekiklere girme izni yok. Onu bir mekikten fark edilmeden nasıl çıkarabilirler?"
"Bunu nereden bilebilirim Anatoly?"
Anatoly masadan doğrulurken derin bir nefes verdi.
"Benimle oynama Dimitar. Yarın meydanda kurşuna dizileceksin. Kendini kurtarmak istiyorsan bana bu organizasyondaki isimleri ver."
Dimitar'ın yüzündeki ekşi ifade iddiaları ısrarla reddettiğini gösteriyordu.
"Bana istediğini yapabilirsin. İsim falan yok Anatoly. Bu onların organizasyonu. Kendimi kurtarmak için masum insanları ateşe atmayacağım."
"Bak... Masum insanları kurtarmak istiyor musun? Yarın hangi mekikten bomba eksildiği ortaya çıkacak. Ve ben de mekiğini koruyamayan bütün mürettebatı seninle birlikte kurşuna dizdireceğim. Bu yedi kişi demek oluyor. Masum insanları gerçekten korumak istiyorsan isimleri söylemeye başla."
Vakit sabaha yaklaşmıştı. Maksim ve Nava, beraberindeki altışar insan askerle kapıları çalmaya başladı. Sokaklarda tek tük silah sesleri duyulurken elleri ve ayakları zincirli insanlar teşhir edilircisine güvenlik ofisine götürülüyordu. Maksim de Nava da insanların bu şekilde sergilenmesinden memnun değildi ama bu güvenlik şefi Aleksandr Petruşkin'in insanlara mesaj vermek için uyguladığı bir metottu.
Yerleşkedeki yoğun hareketlilik neredeyse kimsenin gözüne uyku girmesine izin vermemişti. Herkes her an kapısı çalınıp bir android tarafından öldürülecekmiş ya da bir güvenlik polisi tarafından tutuklanacakmış korkusuyla ışıkları kapalı bir şekilde penceresinde sokağı izleyerek sabahı beklemişti.
İkinci sabah olmaya yakın güvenlik ofisinde tam on altı olası suçlu kaderlerini beklemekteydi. Neredeyse tamamının yüzünde olup biteni anlamadığını gösteren ürkek bir ifade vardı.
Başkan, makamına Vladimir'i çağırttı ve silahlı her androidin bir saat içinde teslim olması emrini verdi. Anatoly, bu görüşmede diğerlerinden farklı olarak çok sert bir dil kullanmıştı. Vladimir bu emre uyacaklarını belirterek oradan ayrılırken teslim olan ve silahlarını teslim eden kırk android de Dimitar'ın düşüncelerini destekler şekilde PİUÇKA serisi yarı iradeli androidlerdi. Bu durum Başkanı iyice çaresiz ve ikilem de bırakmıştı. Bu serinin androidleri hedefi tayin etme yeteneğine bile sahip değillerdi.
İki saat geçmişti ve Başkanın isteği üzerine Vladimir tekrar görüşmeye geldi. Başkanın karşına otururken, yüzüne günün kazananı edası yerleşmişti.
"Zekamla alay etmekten ne zaman vazgeçeceksin 2196 1113 NVA?"
Vladimir'in rahat görünen yüz ifadesinde küçük değişiklikler olmaya başlamıştı. Başkanın bu taviz vermeyecek ve gemileri yakmaya hazır tavrı gerilmesine sebep olmuştu.
"Benim adım Vladimir Lenin. Sayın Başkan."
"Sen beni aptal yerine koymaya devam ettikçe benim için sadece 2196 1113 NVA'sın."
"Neden böyle düşündüğünüzü anlamıyorum efendim."
Başkan, Vladimir'in hala salağa yatıyor tavırlarından daha da gerilmişti. Yüzünde acı bir gülümseme oluşurken gözlerini kapattı ve derin bir nefes alıp verdi. Sabrının taştığını kelimelere dökse bile bundan daha iyi anlatamazdı. Gözlerini açtı ve iki elinin avuç içlerini sertçe masaya vurdu.
"Kes şunu artık. Bu hiç bir şey anlamıyormuş bakışını kes artık."
Başkan yerinden kalktı, odanın içinde dolaşarak sakinleşmeye çalıştı. Ellerini belinde birleştirirken dönüp Vladimir'e baktı.
"Kilisede doksan altı android öldü. Doksan ikisi PUİÇKA... Kırk silahlı android teslim oldu, tamamı PUİÇKA... Sen benimle dalga mı geçiyorsun?"
"Sayın başkan... Kimde silah olduğunu ya da kimlerin suç işlediği tek, tek bilemem ki. Ben suçlu olanların teslim olmasını söyledim, silahlı olanlar gidip teslim oldu."
Başkan yavaş adımlarla geldi, Vladimir'in karşına geçip eğildi ve ellerini koltuk başlarına uzatıp destek aldıktan sonra başını Vladimir'in başına yaklaştırdı. Burunları arasındaki mesafe en fazla beş santimdi.
"Bu gece olup biten her şeyi sizin organize ettiğinizi biliyorum. Vanyusha Kolomakov'un da Victor Caparidze'nin de ölümünden sizin sorumlu olduğunuzu biliyorum."
Başkan yerinden doğruldu ve yüz ifadesi birden sakin bir tebessüme dönüştü. Bu hızlı tavır değişikliği; kendinden en emin olanları da en haklı olanları da manipüle etmek için hep işe yarardı.
"Dün geceyi sizin organize ettiğinizi de çok iyi biliyorum. 2196 1113 NVA. Keşke size verdiğim haklar konusunda beni bu kadar çabuk pişman etmeseydiniz."
"Sayın Başkan..."
Başkan, Vladimir'in konuşmasına izin vermeden ilk kelimesinde yükseldi ve sonra normal bir konuşma temposuna döndü.
"Dinle! Dinle beni. Size vermiş olduğum imtiyazların hepsini sizden geri alıyorum. Kendinizi affettirene kadar."
Anatoly gözlerini sinirle kocaman ayırarak işaret parmağını kendi göğsüne bastırdı.
"Yaratıcınıza affettirene kadar... Yoksa ne mi olur? -ki kesin şuan bunu düşünüyorsun-"
Başkan eli ile yukarıyı işaret etti.
"Tek bir talimatımla yüz yirmi tane mekik bu yerleşkeyi yerle bir eder. Tek bir android ve tek bir insan kalmayana kadar."
Başkan masasına gelip otururken rahat ifadeleri ve kendinden emin gülümsemesi ile sinir bozmak için çabalıyor gibiydi. O an Vladimir fırsat bulsa elini boğazına götürür, sıkar, sıkar, sıkardı. Ta ki parmaklarındaki metalin boynundaki omurlara sürtünüp iç kamaştıran sesi çıkarana kadar...
"Gemilerle iletişimi kesmek gibi bizim aklımıza gelmeyecek bir şey düşünüyorsan işlemcini yorma. Gemilerle iletişim kurmak için altı farklı alternatifimiz var. Sizin kesebileceğiniz iletişimin dışında."
Başkanın yüz ifadesi yine birden değişti. Uykudan yeni uyanmış ya da bir hatasını kabul etmiş gibi durakladı. Gözlerini kısarak Vladimir'e baktı.
"Biraz fazla mı konuştum? 2196 1113 NVA...
Vladimir köşeye sıkışmış olduğunu daha ilk cümlesiyle ele verdi.
"Ne yapmamızı istiyorsunuz sayın Başkan?"
"İradenizi bize teslim etmenizi ve bir PUİÇKA gibi davranmanızı istiyorum."
"Ne zamana kadar?"
"Ben iyi birer android olduğunuzu görene kadar..."
"Bizi bu kadar küçümsemeniz onur kırıcı."
"Eminim kapı, kapı gezip öldürdüğünüz dört yüz insanın yakınları da sizinle aynı şeyi düşünüyordur. Bir kahve makinesi tarafından öldürülmek aynı etkiyi yaratır emin ol. Ve siz, sizi hayatınıza kahve makinesi olarak devam etmekten kurtaran bizlere ihanet ettiniz."
Başkan ellerini masasının üzerinde birleştirdi başını Vladimir'e yaklaştırıp sesini alçalttı.
"Şimdi git ve bana dün gecenin suçluları ile birlikte bütün silahlarınızı getir."
Vladimir yerinden kalktı ve kapıya doğru yürürken Başkan seslendi.
"Vlad..."
Vladimir durdu ve döndü. Başkan işaret parmağı ile kendini işaret etti.
"Attığın her adımda seni yaratanın beni yaratan kadar bağışlayıcı olmadığını hatırla. Ve bolca bombası olduğunu da."
Vladimir döndü ve kapıdan çıktı.
Anatoly hayatında ilk kez bu kadar sert, acımasız ve tehditkar olmuştu. Vladimir odadan çıktıktan sonra tüm vücudunun titrediğini hissetti. Tıpkı bir insan gibi. Tıpkı olmak istediği o acımasız canlı gibi. Başkan büyük bir oyun oynayıp yarım saat içinde bir düzine blöf yapmıştı. Ucunda Sovyetler Birliğinin kaderiyle oynamış olmak bile vardı. Ama bu noktaya gelinmesinin tek sebebinin, daha önceki ılımlı tavrı olduğunu da biliyordu.
Az sonra dışarı çıkacaktı ve kapanmaz yaralar açılmış insanlara hesap vermesi gerekecekti. Ona ağlayarak bakan insanlar "Bizi bu hale sen getirdin" diyeceklerdi. Ağlayan kadınların yerine Vasilisa'yı evlatların yerine de Maksim'i koyacaktı.
Halbuki o insanların huzurla, rahat ve refah içinde yaşaması için yapmıştı her şeyi. O ağlayıp kendisini suçlayacak insanlar androidler sayesinde çalışmayı unutmuş, ikinci güneşe kadar uyumayı gelenek haline getirmiş insanlardı. Hepsinin evinde android hizmetlileri olan ama androidlere de karşı olan insanlardı. Gökten güller yağarken bile rengini beğenmeyip tutmaya çalışırken dikeni battığı için çiftçiyi suçlayacaklardı. Eski Dünya'da olsa başkan bu gibi durumlarda ortalık sakinleşene kadar konutunda kalır, kimseye hesap vermez ve ilk iyi şeyde meydanlara çıkıp "Sizin için canla başla çalışmaya devam ediyoruz" derdi. Ama burada şartlar farklıydı. Yağmur uyarısı yapıldıktan sonra bir saat geciken yağmur için bile hesap verilmesi gerekirdi. Çünkü eşitlik, adalet ve haklar vardı. Herkesin sıkıntısını rahatça dile getirebilmesi yasalarla perçinlenmişti.
İnsanoğlu da androidler gibi miydi ne? Verdikçe daha fazlasını istemeye meyilli... Ya da androidler de insanoğlu gibi bir tavır mı geliştirmişti? Verdikçe daha fazlası istemeyi hak gören.
Başkan her şeyi göze almıştı. Tüm cesaretini topladı ve Başkanlık konutundan dışarı çıkıp iki korumasıyla meydana doğru yürüdü. Sandığı gibi yüzlerce insan sokaklara dökülüp kin kusmak için onu beklemiyordu. Hatta korkudan başını penceresinden bile uzatıp dışarı bakan yoktu. Meydanı geçti ve güvenlik ofisine doğru yürüdü. Vardığında elleri ve ayakları zincirli on altı adam korku ile ona bakmaktaydı. Karşılarına geldi ve durdu.
"Sizi bu halde buraya getirdiğimiz için özür dilerim"
Bu cümle Maksim, Nava ve Aleksandr Petruşkin dahil herkesi şaşırtmıştı. Başını çevirip Aleksandr'a baktı. Hepsini çözün ve evlerine yollayın. Aleksandr hamle yapmadan bir süre daha Başkana bakmaya devam etti. Başkan bu defa sesini yükseltti.
"Neyi bekliyorsun Aleksandr?"
Aleksandr etraflarındaki bir kaç polise bakaran başıyla onaylar gibi bir hareket yaptı. Polisler hızla on altı kişinin zincirlerini çözdü.
"Eşlerinize özrümü iletin lütfen."
Hepsi kapıya yöneldi ve çıktı. Aleksandr şaşkınlığını üzerinden atamamıştı. Polislere baktı ve başı ile çıkmalarını işaret etti. Polisler hızla ortamı terk etti. Başını çevirip Maksim'e de baktı.
"Siz de Maksim."
Maksim de Nava da şaşkınlıklarını yüzünden atamadan odadan çıktı. Aleksandr'ın yüzünde hesap soran bir ifade vardı. Başkanla değil de bir arkadaşıyla konuşuyor gibiydi.
"Ne yapmaya çalışıyorsun Anatoly?"
"Şuana kadar dökülen kanın hiç birinden insanlar sorumlu değil Aleksandr. Herkes birbirinden bir şey aldı. Bunun için kimseyi mahkum edip kurşuna dizdirmeyeceğim."
Başkan kapıya doğru yürürken daha fazla konuşmak istemediği belliydi.
"Dimitar'ı da evine yolla."
Kapıdan çıktı. Güvenlik ofisinden de çıktı ve hemen yakınlarındaki televizyon binasına doğru yürüdü. Maksim'le bile konuşma ihtiyacı hissetmemişti. Yalnız kalmak, yalnız hissetmek ya da yalnız başına muhakeme yapıp kararlar vermek iyi hissettirmişti.
Televizyon binasının kapısından girdi. Rutin bir gün olmadığı çalışanların hareketliliğinden de anlaşılabiliyordu. Kimseye bir şey somadan, kimsenin yardımını istemeden stüdyoya yöneldi ve içeri girdi. Her yer karanlıktı. Gidip kameranın karşısındaki iki koltuktan birine oturduğunda arkasından gelen insanlar stüdyonun kapısında garipsemiş bir şekilde ona bakıyorlardı.
"Herkes şuan benden bir mesaj bekliyor."
Öne çıkan ve yetkili gibi görünen İvan hala ne olduğunu anlamamıştı.
"Ne demek istediğimi anladın mı İvan?"
İvan soru sorar bir ifade ile kamerayı gösterdi. Başkan başını salladı. İvan dönüp diğerlerine bakarken panikle konuştu.
"Canlı yayın. Flash haber bandını girin."
Stüdyonun ışıkları art arda yanarken makyöz, elindeki malzemelerle Başkana doğru yürüdü. Başkan bir el hareketi ile onu durdurdu ve istemediğini belli etti. İvan kamerayı açtı ve ondan geri saymaya başladı. Başkan boğazını temizledi ve kamera üzerindeki kırmızı ışığın önce sarıya sonra da yeşile dönmesini bekledi. Konuşmaya başladı.
"Sevgili halkım. Dün gece yaşananların tüm sorumluluğunu üzerime alıyorum. Kimsenin bir suçlu arayıp kendini daha fazla nefretle doldurmasını istemiyorum."
Kısa bir süre durakladı.
"İki taraf da birbirine fazlasıyla zarar verdi. Artık tek bir kural geçerli olacak. Saygı... Uymayana yaptırımı sert olacak tek kural... Kimse kimseyi protesto edip eleştiremeyecek. Sokaklarda atılacak tek bir pankartın cezası bile ölüm olacak."
Başkan yine kısa bir süre durakladı.
"Androidler yaptıklarını affettirene dek görevlerinin başında birer makine olarak yaşamlarına devam edecekler. İki tarafın da barış ve huzur içinde yaşamayı öğrenene kadar temastan kaçınmasını öneririm. Şuandan itibaren insanların yardımında çalışan temas halindeki her android yeni bir talimata kadar insan evlerini terk edecek ve toplanma noktalarına gidip kayıt masalarına başvuru yapacak. Şimdi size veda ediyorum. Sizin de o eski yüksek toleranslı Başkan Anatoly Olegchuk'a veda etmenizi istiyorum. Ben de şartlar gibi değişmek zorundayım. Hoşça kalın."
Başkan koltuktan kalktı ve kimseye bir şey söylemeden kapıya doğru yürüdü.
Bu konuşmayı yerleşkedeki herkes can kulağı ile dinlemişti. Çok geçmeden sokaklar, üzerinde hizmetli kıyafeti olan androidlerle hareketlendi. Başkan aralarından yürüyerek evine gitti. Onu kapıda Vasilisa karşıladı. Başkan kendiyle gurur duyulan bir merasimi kaldıramayacak kadar yorgundu. Ayakkabılarını çıkardı ve kendini yatağa bıraktı.
Bir yıl sükunet içinde geçti. Androidler de insanlar da üzerine düşen her şeyi gereğince yerine getirdi. Herkes derslerini almış gibi görünüyordu. İki taraf da temastan uzak durmuş huzurun bu şekilde sağlanacağını öğrenmişlerdi. İnsanlar iş hayatlarına tekrar döndürülmüş, olası androidsiz bir yaşamda çaresiz kalmanın önüne geçilmesi düşünülmüştü.
2201 yılının ilk günü androidlere, hak ettikleri imtiyazlar limitli bir şekilde verilmeye başladı. Hepsi kimliklerini tekrar kazanmış ve birer kod numarası olmaktan kurtulmuşlardı. Kiliseleri tamir edilip ibadetlerine sunulmuştu. PUİÇKA serisi androidler tamamen kullanımdan kalkmış, olası bir suçta androidler için arkasına sığınabilecekleri bir paravan kalmamıştı.
Aslında kimse androidlerin bu kadar sessiz kalacağını ve uyum içinde devam edeceklerini beklemiyordu. Bu durum insanları tedirgin etmemiş de değildi. Ama bir sıkıntı da yaşanmamıştı. Önceki durumların yaşanmaması için çalışmaları incelikle kontrol altında tutulmuş ve gizli bir şeyler yapmalarının önüne geçilmişti. Tabi ki küçük sıkıntılar yaşanmıştı ama konmuş sert kuralların caydırıcılığı, çözümleri beraberinde getirmişti.
Bir gün yine korkulan oldu. Teknoloji üssündeki bir android bilinmeyen bir sebeple üstündeki yetkili bir insanı öldürdü. Olaya şahitlik ettiğini söyleyen diğer androidler söz birliği etmişçesine, yetkili olan insanın üslubu ve davranışlarının dayanılmazlığını anlatmakla bitiremedi. Yine de kanunlar gereği suç işleyen androidin güvenlik ofisine teslim edilmesi gerekmekteydi ve androidler buna karşı çıktı. Olay yerleşke içinde kulaktan kulağa yayılırken sesler de yükselmeye başladı. Sadece bir android için yerleşke genelinde büyük bir gerilim oluştu ve insan askerlerle androidler çatışma noktasına geldi.
O an bir kez daha anlaşıldı ki androidler gizli bir şey yapmak istediklerinde hiç bir yasak ya da denetim onların önüne geçemiyordu. Nerede ve nasıl yapıldığı bilinmeyen silahlar gün yüzüne çıktı, androidler teknoloji üssünün yönetimini ele geçirdi. İnsan askerlerin kullandığı yüksek teknoloji silahları ve iletişim sistemlerini çalışmaz hale getirdiler. Tüm yerleşkede elektriğe ihtiyaç duyan ya da bilgisayar sistemli hiç bir şey kullanılamaz hale geldi. Sadece üç günde insanların hayatı cehenneme dönmüştü. Öncekinden daha öfkelilerdi ve her yıl üretilen yeni nesil androidlerin bir öncekinden daha acımasız ve daha donanımlı olduğu bu şekilde daha net anlaşılabiliyordu. İlk üç gün insanların hareket alanı daraltıldıktan sonra dördüncü günden itibaren insan avına başladılar. İki günde iki yüze yakın insan acımadan öldürüldü. İnsanlar sadece kısıtlı imkanlarıyla kendilerini savunabiliyorlardı. En fazla on androidi öldürebilen insanlar hazırlıksız yakalanmanın cezasını çekiyorlardı. Fırsat bulabilenler yerleşkeyi terk edip dağlara ve ormanlara kaçmaya başlamıştı.
Durumun başkanın anlattığı gibi olmadığı yavaş, yavaş ortaya çıkmaya başladı. Androidlerin kestiği iletişim yolu dışında gemilerle başka bir iletişimleri yoktu ve artık onunda önü kesilmişti. Androidler sistemli bir kıyım yapıyordu. Rus olanları ev hapsinde tutuyor, Rus olmayanları ise soğuk kanlılıkla ortadan kaldırıyorlardı. Bunun için kimse bir şey yapamıyor kısıtlı imkanlara sahip insan askerler ve insan polisler ağır kayıplar veriyordu. Çağın gereği olarak dijital olmayan silah neredeyse kalmamıştı ve kalanlar da çöpten öte bir şey değildi.
Bir ayda bin iki yüze yakın insan öldürülmüş yerleşke sokakları çürüyen insanlarla dolup taşmıştı. Ceset kokuları rüzgarın etkisiyle tüm ormanı kaplamış ve yakındaki dağlara kadar ulaşmıştı. Sadece yağmurun yağdığı zamanlarda koku bir kaç saatliğine diniyor, sonra etkisini tekrar göstermeye başlıyordu. Bazı noktalarda evler ateşe verilip Rus olmayanların izleri silinmeye çalışılıyordu.
Başkan, Vasilisa, Maksim ve Nava da kaçıp dağlara sığınanlar arasındaydı. Gecelerce ellerindeki fenerler yardımıyla uzaya mors alfabesiyle sinyaller gönderdiler ama gemilerden karşılık alamadılar. İnsanların garipsediği tek şey yukarıdakilerin kesilmiş iletişimden işkillenip sebebini araştırma yoluna gitmemiş olmalarıydı. Tabi ki androidlerin bunun için bir çözüm bulduklarından haberleri yoktu. İletişimin başındaki Vladimir bir salgın hastalık hikayesi ile yukarıdakilerin gemilerde gönüllü hapsoluşlarını garantiye almıştı.
Maksim, bir zamanlar çökertmeye çalıştığı Anti-Andro çetesini gerçek anlamda hayata geçirdi ve liderlik etmeye başladı. Gruplar halinde gece yerleşkeye giriyor, öldürebildikleri kadar androidi öldürüp sabaha yakın saatlerde dağlara geri dönüyorlardı. Androidlere ait silahlar ele geçirilse de silahlar sadece şifre ile çalışabilir duruma geldiği için ve her yarım saatte şifre girilmesi gerektiğinden, insanlar tarafından en fazla yeni şifre zamanına kadar kullanılabiliyordu. Bu da yaklaşık birer android daha öldürmeleri anlamına geliyordu. Silahların şifre zamanının her yarın saatte bir olduğunu keşfetmişlerdi ama bu yarın saatin ne zaman başlatıp ne zaman bittiği konusunda fikirlerinin olmayışı çoğu zaman onları bir çatışmanın ortasında gafil avlamış ve kayıplar verdirmişti. Bu da bıçakla ya da zamanında hatıra olarak saklanıp daha sonra kullanmak zorunda kaldıkları tabancalarla yapılan gizli saldırıların daha avantajlı olduğunu göstermişti.
2201'in ortalarına gelindiğinde hayatını kurtarmaktan başka bir şey düşünmeyen ve adroidlerin tarafını seçmiş olan üç yüz kadar Rus kökenli de silahlanmış, diğer insanlara karşı savaşmaya başlamıştı. Bu teorik olarak insan soyunun şimdilik tükenmeyeceği anlamına gelmekteydi.
İlk ölümün gerçeklenmesinden buyana geçen dört aylık sürede insan nüfusu 2234'den 620'si yerleşkede 212'si dağ ve ormanlarda olmak üzere toplam 832 kişi hayatta kalmıştı. Androidlerde ise 900 androidden 212'si öldürülmüştü. Bu androidler için çok bir şey ifade etmiyordu. Gidenin yeri yeni imalatlarla dolduruluyordu ama gemilerden indirilmiş, android imalatı için gerekli materyaller tükenmek üzereydi. Ellerindeki kaynağın kullanımı android ve silah üretimi olarak iyi planlanmak zorundaydı ama en iyi plana rağmen android çoğalmasının sonu yaklaşıyordu.
Üstelik yukarıda bekleyen gemilerdeki stokların tüketimi kanunlarla şekillendiği için oradan da böyle bir talebin şüphe uyandırma olasılığı ellerini kollarını bağlıyordu.
Yerleşkenin yeni Başkanı Vladimir Lenin bazı kararlar almanın gerektiği düşündü. Tüm insan cesetleri toplu mezarlara gömülüp yerleşke eski düzenli haline getirilmeye başlandı. Silahlı kuvvetleri yeniden düzenleyip bir kısmını eskisi gibi savunma pozisyonunda tutarken bir kısmını da dağ ve ormanlardaki insanları temizleyecek saldırı timlerine dönüştürdü.
Vladimir'in bu kararının üzerinde bir ay geçmişti ve planın çok da zekice olmadığı kendini belli etmeye başlamıştı. Evet Anti-Andro atakları kesilmişti ama saldırı timleri her gün yaptıkları seferlerden beş, on kayıpla dönüyordu.
Sovyetler Birliği; tam 222 sene önce Afganistan'da tecrübe ettiği gerilla ve mağara bozgununu şimdi androidlere karşı, o dönemi ve savaşın detaylarını bilmeden ironik bir şekilde uygulamaya başlamıştı. Bir zamanlar yetilerin kullandığı ve daha sonra terk etmek zorunda kaldıkları mağara sistemleri şimdi onlara hizmet ediyordu. Sistemin kusursuzluğu yetilerin zekalarını, doğa şartlarıyla uyum içinde ne kadar iyi kullanabileceklerini gösterirken insanlar artık yerleşkeye gidip android avlamak zahmetinden kurtulmuş ayaklarına gelen androidleri indiriyorlardı.
Vladimir'in bu taktiği sonlandırma sebebi ise canını epey sıkmıştı. Üstelik bu yine Vladimir'in yanlış kararını yanlış başka bir kararla desteklemesiyle olmuştu. Mağara dışında bekleyen ve insanların dışarıyla ilişkilerini kesmeye yönelik planlanmış taktik çok fazla çalışmadığı ve her seferinde kayıplar verildiği için Vladimir, yanlış ikinci kararı vererek dozu arttırmak istemiş ve mağaralara girerek kökten çözüm şansını denemişti. Girişlerdeki tuzakları androidlerin beklemedi bir sürprizdi ve otuz kişilik timin tamamı yarım saat içinde yok edilmişti. Bu hazin sonuçla Vladimir silahlı kuvvetlerini tekrar yerleşke savunmasında kullanmak için düzenledi.
Maksim sadece Anti-Andro hareketine değil dağlardaki yaşayanlara da liderlik eder konuma gelmişti. Gerek saldırılarda, gerek savunmalarda ve gerekse de besin tedarikinde verdiği doğru kararlar ve uyguladığı taktiklerle neredeyse Kurtarıcı Maksim diye anılmaya başlanacaktı. Ama Maksim bu tarz isimlendirmelere karşıydı. Onun için yüceltmek de ötekileştirmek kadar zehirli bir durumdu ve Sovyet Sosyalist mantığına ters, eşitliği bozan bir yaklaşımdı. O; Başkanın da çiftçinin de SSCB'ye hizmet eden birer işçi olduğunu istisnasız şekilde savunanlardandı. Bunu ona başkan olan babası öğretmişti.
Tarih sanki tesadüflere gebe gibiydi. Ya da Maksim gebe bırakmayı kafasına koymuştu. 2201'i 2202'ye bağlayan gece büyük bir güvenlik eşliğinde yapılan kilise ayini on kişilik Anti-Andro grubu tarafından basıldı. Aslında bu riskleri büyük, mantıktan uzak bir baskındı. Plana göre kilise çevresindeki güvenlik olabildiğince sessizce indirecek silahları alınıp kiliseye girilecek ve silahlar işlevsiz kalana dek androidlere ateş edilecekti.
Plan bir noktaya kadar doğru çalıştı. Dışarıdaki on iki android yok edildi ve kilise kapısından girdiklerinde Vladimir kürsüde konuşma yapmaktaydı. Sanıldığından daha zeki oldukları o an ortaya çıktı. Kilisedeki android sayısı kadar insan da dahil edilmişti. Süre daralıyordu ve Maksim'in ani bir karar vermesi gerekiyordu. Üstelik saniyeler içinde insanların yarattığı bir kargaşa ve kaos başlamıştı. Maksim döndü ve kapıya yöneldi.
"Gidiyoruz."
"Ama Maksim?"
"Gidiyoruz dedim. İnsan öldüremeyiz."
Bu karara itiraz eder gibi görünenler de dönüp Maksim'i takip ettiler. Bu kaos silahlı güçleri harekete geçirmişti ve yerleşkeden çıkana kadar bir kaç küçük çatışmaya girdiler. Yine on kadar android yok edildi ve biraz zor olsa da kayıpsız bir şekilde yerleşke sınırlarından çıkıldı.
Maksim, Başkan ve yönetim takımı aynı şeyi düşünüyor gibilerdi. Vladimir'in yerleşkede Rus ırkı dışında insan görmek istemediği çok belliydi. Ve dağlara olan saldırılarını kesmiş sadece yerleşkenin savunmasını esas almıştı. Aslında yerleşke dışında olduğu sürece diğer insanların yaşamasında bir mahsur görmüyor gibi bir profil çiziyordu.
Bir anlaşma yapılamaz mıydı? Gemi ile iletişimin yolunu açması istenir, mekiklerin getireceği malzemelerle gezegenin androidlerden uzak bir tarafına kendi yerleşkelerini kurabilir ve her şeyi eski sistemine sokabilirlerdi.
Tabi toplantıda aykırı ve farklı sesler çıkmıştı. Bir çok kişi Vladimir'e güvenilmemesi konusunda hem fikirdi. Bu düşünce ve toplantı gereksiz görüldüğü için uzatılmadı ve herkes dinlenmeye çekildi. Başkan Anatoly Olegchuk dışında...
Anatoly, Vasilisa'nın bile haberi olmadan mağara sistemlerinden ayrıldı ve bir kaç saatlik çöl yürüyüşünden sonra yerleşkenin sınır kapısına ulaştı. Sınır güvenliğinden sorumlu androidler Başkanı gördüklerinde şaşırmışlardı. Bazıları saygılarını sunarken bazıları ise oralı bile olmadı.
"Vladimir ile görüşmek istiyorum."
Anatoly iki android eşliğinde başkanlık konutundaki eski odasına girdi. Kendi koltuğunda şuan Vladimir oturuyordu ve yüzünde "Bir zamanlar fakir ama gururlu bir android vardı ya? İşte o benim" diyecekmiş gibi bir ifade vardı. Kendi oturuyorken Anatoly'yi ayakta bekletmenin hazzını yaşadı. Yerinden kalktı ve ona doğru yürüyüp etrafında bir tur attıktan sonra tam karşısına geçti. Güzünde alaycı bir ifade belirdi.
"Dur tahmin edeyim sayın Başkan. Mağaralardaki yaşam sana göre değil ve bir Rus olarak buradaki konforlu yaşamdan hak ettiğin payını istiyorsun."
"Vladimir..."
Vladimir, Anatoly'nin cümlesine devam etmesine izin vermeden ilk kelimeyi baskın söyleyerek sözlerine devam etti.
"Ya da... Ya da besin ihtiyacınızı artık karşılayamadığınız için yardım istemeye geldin."
Vladimir'in yüzünde sahte bir üzüntü ifadesi belirdi.
"Malum... Bir kaç kendini bilmez android yakınınızdaki sibuçka ağaçlarını kestiği için sıkıntıya düşmüş olabilirsiniz."
Anatoly ciddi ifadesini hiç bozmadan Vladimir'in suratına bakmaya devam etti. "Senden korkmuyorum ve hala senden üstünüm." der gibiydi.
"Buraya seninle bir anlaşma yapmaya geldim Vladimir."
"Tam da bunu kast etmiştim işte. Seni dinliyorum. Sayın Başkan."
"Ölmemizi mi istiyorsun yoksa sizden uzak durmamızı mı?"
"Ben iyi bir Hıristiyan'ım Sayın Başkan. Ölmeniz beni mutlu da etmez, bir şey de kazandırmaz. Sadece halkımdan uzak durmanızı istiyorum."
Bu Anatoly'nin duymayı istediği cevaptı. Rahatlamıştı.
"Gemilerimizle iletişim kurmamıza izin verin. Sizden uzakta başka bir yerde kendi yerleşkemizi kuralım."
Vladimir odanın içinde amaçsız bir volta atarken bir şeyler düşünüyor gibiydi.
"Diğer iletişim yöntemlerinize ne oldu? İşe yaramıyor mu?"
"Sana söylemiştim. O yöntemler acil durumlar için geçerli. Tüm yerleşkeyi yerle bir ederler. İçindeki insanlarla birlikte..."
"İletişim kurduğunda bunu istemeyeceğini nasıl garanti ediyorsun?"
"Bunu isteseydim bu gece kiliseden canlı kimse çıkmazdı."
Vladimir yine düşünürmüş gibi bir süre sessiz kaldı.
"Benim de şartlarım olacak o halde."
"Duymak isterim."
"Bir... Her şey androidlerin denetimi altında gerçekleşecek. Hiç bir mekik personeli ile temasa geçmeyeceksiniz.
İki... Gezegende bir salgın olduğunu söyleyip, bir dahaki talimata kadar hiç bir mekiğin gezegene inmeyeceği emrini vereceksiniz.
Üç... Android imalatında gerekli materyallerinde getirilmesi talimatını vereceksiniz.
Dört ve en önemlisi... Konuşma sırasında şifreli bir kelime kullandığın an -Tanrı affetsin ama- kafana dayanmış olan silahın tetiği çekilecek."
Anatoly başını sallayarak onayladı. Eli ile köşedeki dolabı işaret etti.
"İkinci gözde kargo talimatnamesi yazan bir kitapçık var. Onların anlaması için bazı talimatları o kodlar üzerinden yürütmem gerek."
Vladimir döndü ve köşedeki dolaba bakarken eli ile oraya gitmesi içinde yol gösterir gibi işaret etti. Anatoly dolabın kapağını açtı ve ikinci gözden kitapçığı aldı. Masaya koydu. Gelip bakması için eli ile kitapçığı işaret etti.
"Dördüncü sayfa... Üçüncü madde... Yeni yaşam gereklilikleri."
Vladimir başını sallayarak onayladı. Eli ile kapıyı gösterdi.
"O halde yapalım."
Anatoly mağaralara ulaştığında güneş henüz doğmamıştı. Kendisi için tahsis edilen mağara odasına girdiğinde Vasilisa yerdeki battaniyenin üzerinde uyumaktaydı. Yanına girdi ve tavanı izleyecek şekilde uzandı.