İçeriğe geç

2 Yıllık Yalan

Bölüm 8 · 5 dk okuma

2 Yıllık Yalan

Bölüm 8

8. Bölüm

ZEHRA

Kapının kapanma sesini duyduğumda ev bir anda sessizleşti.

Az önce kalabalık olan salon şimdi bomboş gibiydi.

Annem hâlâ mutluydu.

Babamın yüzünde uzun zamandır görmediğim bir huzur vardı.

Ben ise koltuğun ucunda oturmuş, parmağımdaki yüzüğe bakıyordum.

Parmağımı hafifçe çevirdim.

Yüzük ışığı yakalayıp parladı.

İki yıl.

Kendime tekrar hatırlattım.

Sadece iki yıl.

Annem yanıma oturdu.

“Nasıl hissediyorsun?”

Başımı kaldırdım.

“İyi.”

O kadar alışmıştım ki bu kelimeyi söylemeye.

İyi.

Her şey yolundaydı.

İyi olmalıydı.

Annem yüzüme uzun uzun baktı.

“Gerçekten istiyor musun?”

Bu soru beni hazırlıksız yakaladı.

Bir an cevap veremedim.

Sonra yüzüğe baktım.

“Evet.”

Annemin yüzü yeniden yumuşadı.

“Ben senin için çok mutluyum.”

İçimde bir yer sızladı.

Çünkü onun neden mutlu olduğunu biliyordum.

Beni kurtardığını düşünüyordu.

Ben de aynı şeyi düşünmek istiyordum.

Ama aklıma birkaç saat önce odada duyduğum sözler geliyordu.

Ben evlilik istemiyorum.

Kadınlara güvenmiyorum.

Sen de dahil.

Gözlerimi kapattım.

Ne kadar tuhaf bir evliliğin içine girmiştim.

Üstelik adamın gözlerindeki sertlik hâlâ aklımdaydı.

Ama garip olan şuydu…

O sert bakışların arasında bir anlığına gördüğüm merhameti de unutamıyordum.

Ayaklarımı sallarken bana baktığı an…

Korktuğumu fark ettiği an…

Bakışlarının bir saniyeliğine yumuşaması.

Belki de gerçekten kötü biri değildi.

Belki sadece çok kırılmıştı.

Ama ben de kırılmıştım.

Farklı yerlerden.

Farklı şekillerde.

Belki de bu yüzden anlaşabilirdik.

Belki de birbirimize hiç dokunmadan aynı hayatın içinde yaşayabilirdik.

Telefonum titredi.

Ekrana baktım.

Bilinmeyen bir numaraydı.

Açtım.

“Efendim?”

Karşıdan kısa bir sessizlik geldi.

Sonra tanıdığım o sert ses:

“Benim.”

Kalbim bir anda hızlandı.

“Sen… eve vardın mı?”

“Vardım.”

“Tamam.”

Sessizlik.

Sonra:

“Bir şey söyleyeceğim.”

“Dinliyorum.”

“Bugün olanlarla ilgili…”

Yüzüğümü çevirmeyi bıraktım.

“Evet?”

“Hilal'in yaptığını ciddiye alma.”

Bir an ne demek istediğini anlamadım.

“Telefon meselesini mi?”

“Evet.”

Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

“Zaten çok ciddiye almadım.”

“Güzel.”

Yine sessizlik.

Sonra beklemediğim bir şey söyledi.

“Bir de…”

“Efendim?”

“Bugün sana sert davrandıysam…”

Sesi ilk defa farklı geliyordu.

Sanki söylemek istemediği bir şeyi zorla söylüyordu.

“Özür dilerim.”

Şaşırdım.

Gerçekten şaşırdım.

O adamdan özür beklemiyordum.

“Önemli değil.”

“Benim için önemli.”

Bu kez ben sustum.

Telefonun diğer ucunda nefes aldığını duyabiliyordum.

“Sen benden korkuyorsun.”

Bu bir soru değildi.

Tespit etmişti.

“Biraz.”

Dürüst olmak istedim.

Uzun bir sessizlik oldu.

“Benden korkmana gerek yok.”

İçimde tuhaf bir sıcaklık yayıldı.

“Tamam.”

“Ben sana zarar vermem.”

Başımı eğdim.

“Biliyorum.”

Aslında bilmiyordum.

Ama ona bunu söylemek istedim.

Sonra sesi yeniden sertleşti.

“Yarın konuşmamız gereken şeyler var.”

“Ne gibi?”

“Bu evliliğin kuralları.”

İçimden hafifçe gülümsedim.

“Kuralları zaten konuşmadık mı?”

“Hayır. Ayrıntıları konuşmadık.”

“Tamam.”

“Yarın öğleden sonra müsait misin?”

“Evet.”

“Bir kafede buluşalım.”

Bir an durdum.

Sonra istemsizce sordum:

“Senin kafende mi?”

“Evet.”

Kalbim hafifçe sıkıştı.

Benim yüzümden kaybetmekten korktuğu o kafe.

“Olur.”

“Tamam.”

Telefon kapanmak üzereyken:

“Bir şey daha…”

“Efendim?”

“Bugün…”

Sesi duraksadı.

“Fotoğrafta çok korkmuş görünüyordun.”

Yüzüm kızardı.

“Çünkü çok yaklaştın.”

Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.

Sonra ilk kez sesinde belli belirsiz bir gülümseme hissettim.

“Tamam.”

Telefon kapandı.

Ekrana birkaç saniye baktım bugün çektiğimiz fotoğrafa.

Sonra derin bir nefes aldım.

Az önce benimle konuşan adam, birkaç saat önceki adam değildi.

Belki de ben onu sandığım kadar sert tanımamıştım.

Ama kendime bir söz verdim.

Onun yaralarını iyileştirmeye çalışmayacaktım.

Kimsenin yaralarını iyileştirmek benim görevim değildi.

Bunu artık öğrenmiştim.

Ben yıllarca annemi, babamı, evimizi kurtarmaya çalışmıştım.

Şimdi sıra bendeydi.

Kendi hayatımı kurtaracaktım.

Ertesi gün o kafeye gidecektim.

İki yıllık evliliğimizin kurallarını belirleyecektik.

Ve ben henüz bilmiyordum…

O gün konuşacağımız bazı kuralların, ileride ikimizin de en çok ihlal etmek isteyeceği şeyler olacağını.

FATİH

Eve geldiğimizden beri Hilal'in saçmalıklarını düşünüyordum.

Özellikle o telefon meselesini.

Telefonuma “Canım Aşkım ❤️ Bitanecik Karım” diye birini kaydetmişti.

Hem de daha birkaç saat önce tanıştığım bir kadını.

Normal şartlarda sinirlenmem gerekirdi.

Zaten sinirlenmiştim.

Ama asıl sinirimi bozan şey, kızın buna gülmesiydi.

Gülmüştü.

Gerçekten gülmüştü.

Sonra bana bakınca hemen susmuştu.

Neden bilmiyorum ama o an aklımda kalmıştı.

Salonda otururken annem durmadan düğünden bahsediyordu.

“Şunu şöyle yaparız…”

“Şu tarihe bakarız…”

“Onların ailesiyle tekrar konuşuruz…”

Bir süre dinledim.

Sonra dayanamadım.

“Anne, daha bugün tanıştık.”

“Ne olmuş?”

“Biraz yavaş.”

Annem bana baktı.

“Sen mutlu değil misin?”

Bu soruya cevap veremedim.

Mutlu değildim.

Ama mutsuz da değildim.

Daha doğrusu ne hissettiğimi bilmiyordum.

Çünkü bu evliliği ben istememiştim.

Ama artık garip bir şekilde, yaptığımız anlaşmanın kötü bir fikir olmadığını düşünüyordum.

Kafemi kurtaracaktım.

O da evden çıkacaktı.

İki yıl boyunca birbirimizin hayatına karışmayacaktık.

Basit.

Mantıklı.

Sorunsuz.

Olması gereken buydu.

Ama sonra aklıma kız geldi.

Korkmuştu.

Benim yanımda sürekli temkinli davranıyordu.

Özellikle fotoğraf çekerken…

Belinden tuttuğum anda bütün vücudu gerilmişti.

Bunu fark ettiğimde elim istemsizce gevşemişti.

Ben onu korkutmak istememiştim.

Ama bunu söylemeye de alışık değildim.

Kimseye açıklama yapmak istemiyordum.

Yine de telefonu elime aldım.

Numarası hâlâ ekrandaydı.

Hilal'in verdiği o saçma isimle.

Bir süre ekrana baktım.

Sonra arama tuşuna bastım.

Telefon açıldı.

“Efendim?”

Sesini duyunca neden aradığımı bir an unuttum.

“Benim.”

“Sen… eve vardın mı?”

“Vardım.”

“Tamam.”

Sessizlik oldu.

Sonra bugün yaşananları düşündüm.

“Bir şey söyleyeceğim.”

“Dinliyorum.”

“Hilal'in yaptığını ciddiye alma.”

Telefonun diğer ucunda hafif bir gülümseme olduğunu hissettim.

“Zaten çok ciddiye almadım.”

“Güzel.”

Yine sustum.

Asıl söylemek istediğim şeyi söylemek zor geliyordu.

Ama söylemeliydim.

“Bir de…”

“Efendim?”

“Bugün sana sert davrandıysam…”

Kelimeyi çıkarmak bile garip geldi.

“Özür dilerim.”

Sessiz kaldı.

“Önemli değil,” dedi.

Ama önemliydi.

Çünkü korktuğunu görmüştüm.

“Sen benden korkuyorsun.”

Bu kez dürüstçe cevap verdi.

“Biraz.”

İçim burkuldu.

Nedenini anlamadığım bir şekilde.

“Benden korkmana gerek yok.”

“Tamam.”

“Ben sana zarar vermem.”

Bir an durdu.

“Biliyorum.”

O iki kelime…

Nedense içimde bir yere dokundu.

Bana güvenmediğini biliyordum.

Ama yine de “biliyorum” demişti.

Sonra konuyu değiştirdim.

“Yarın konuşmamız gereken şeyler var.”

“Ne gibi?”

“Bu evliliğin kuralları.”

Aslında bunu bugün konuşmalıydık.

Ama her şey çok hızlı gelişmişti.

“Bir kafede buluşalım.”

“Müsaitim.”

“Benim kafede.”

Kısa bir sessizlik oldu.

“Olur.”

Telefonu kapatmak üzereydim.

Ama aklıma fotoğraf geldi.

“Bir şey daha…”

“Efendim?”

“Bugün fotoğrafta çok korkmuş görünüyordun.”

Bir süre sustu.

Sonra:

“Çünkü çok yaklaştın.”

İstemeden gülümsedim.

“Tamam.”

Telefon kapandı.

Elimde telefonla birkaç saniye öylece kaldım.

Sonra kendi kendime kızdım.

Ne yapıyordum?

Daha bir gün bile olmamıştı.

Neden onun korkup korkmadığını düşünüyordum?

Neden sesini tekrar duymak hoşuma gitmişti?

Neden o fotoğraftaki halini hatırlıyordum?

Telefonu masaya bıraktım.

Bunların hiçbirinin önemi yoktu.

Bu bir evlilik değildi.

Bir anlaşmaydı.

İki yıl.

Sonra herkes kendi hayatına.

Bunu kendime tekrar ettim.

Ama nedense bu kez cümlenin sonuna kadar inanamadım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.