FATİH
Odadan çıktığımızda ilk fark ettiğim şey herkesin yüzündeki meraktı.
Annem hemen ayağa kalktı.
“Ee?”
Kıza baktım.
O da bana baktı.
İkimiz de birkaç saniye sustuk.
Sonra ben söyledim.
“Olumlu.”
Annemin yüzü bir anda aydınlandı.
Babamın omuzları gevşedi.
Kızın annesi kızına sarıldı.
Herkes konuşmaya, tebrik etmeye başladı.
Ben ise bütün bu gürültünün ortasında yalnızca onu izliyordum.
Yüzünde bir gülümseme vardı.
Ama gözleri gülmüyordu.
Bunu neden fark ettiğimi bilmiyordum.
Belki de benim de yüzüm gülmüyordu.
Çünkü herkesin sandığı gibi mutlu değildim.
Ben sadece bir anlaşma yapmıştım.
İki yıl.
Sonra bitecekti.
Hepsi bu.
Annesi ona kahve yapmasını söylediğinde kız mutfağa gitti.
Ben salonda oturup ailelerin konuşmalarını dinliyordum.
Bir süre sonra annem yanıma eğildi.
“Çok güzel bir kız.”
“Anne…”
“Ne?”
“Daha yeni tanıdım.”
“Ben yeterince gördüm.”
Gözlerimi devirdim.
“Sen beğendiysen tamamdır zaten.”
Annem gülümsedi.
Sonra karşı taraftaki annesine baktı.
Kadının yüzünde de aynı mutluluk vardı.
İki ailenin mutluluğunu izlerken içimde garip bir suçluluk oluştu.
Çünkü onların sevindiği şey gerçek değildi.
Onlar bir evliliğin başladığını sanıyordu.
Oysa biz birbirimize yalnızca iki yıl vermiştik.
Kız kahvelerle geri geldi.
Herkese tek tek dağıttı.
Sonra yanıma oturdu.
Belli ki çok gergindi.
Bunu hareketlerinden anlayabiliyordum.
Ayaklarını durmadan sallıyordu.
Sağa.
Sola.
Sağa.
Sola.
Bir süre baktım.
Sonunda dayanamayıp ona sertçe baktım.
Ayakları bir anda durdu.
Kendini koltuğun içine doğru çekti.
O an…
İçimde istemediğim bir şey oldu.
Korktu.
Benden korktu.
Bir an yüzündeki ifadeye bakınca ona acıdım.
Bakışlarımı yumuşattım.
Ama hemen toparlandım.
Kendime kızdım.
Ne yapıyorsun?
Ben ona karşı mesafemi korumalıydım.
Bu evlilik zaten başlı başına bir saçmalıktı.
Duygulara yer yoktu.
Bir süre sonra yüzükler çıkarıldı.
Meğer annemler çoktan hazırlamış.
Buna şaşırmadım.
Bizim ailelerin benden daha hızlı hareket etmesine alışkındım.
Yüzük parmağına takılırken ona baktım.
Eli hafifçe titriyordu.
Benim elim de sakindi.
Çünkü ben bu yüzüğün ne anlama geldiğini biliyordum.
Bir anlaşma.
Ama onun için?
Bilmiyordum.
Sonra Hilal ortaya çıktı.
Kız kardeşim başından beri olan biteni eğlenceye çevirmeye kararlıydı.
“Fotoğraf çekelim!”
“Gerek yok.”
“Abi, bir tane.”
“Hilal, hayır.”
Ama dinlemedi.
Bizi koridora çıkardı.
Telefonunu kaldırdı.
Sonra kıza dönüp:
“Yengecim, biraz abime yakınlaşır mısın?”
Kızın yüzündeki şaşkınlığı görünce neredeyse gülecektim.
Yenge.
Daha birkaç saat önce tanışmışlardı.
Hilal şimdiden onu aileden biri ilan etmişti.
Kız bana baktı.
Ben de ona baktım.
Bir adım attı.
Ama aramızdaki mesafe hâlâ fazlaydı.
Hilal hemen:
“Hadi ama abi, biraz yaklaş kıza.”
Sonra gülerek:
“Nasıl korkutmuşsan kızı, sana yaklaşırken bile temkinli.”
Kıza baktım.
Gerçekten de temkinliydi.
O an içimde tuhaf bir şey kıpırdadı.
Bunun üzerine bir adım attım.
Ama farkında olmadan fazla yaklaştım.
Bir anda aramızdaki bütün mesafe kapandı.
Kızın yüzü kıpkırmızı oldu.
Geri çekilmeye çalıştı.
Ben de refleksle belinden tuttum.
Aslında neden yaptığımı bilmiyordum.
Belki düşeceğini düşündüm.
Belki Hilal'in yanında geri çekilmesini istemedim.
Belki de…
Bilmiyordum.
Kulağına eğilip:
“Bunun hesabını sonra soracağım sana,” dedim.
Aslında kız kardeşimin yaptığı telefon şakasından bahsediyordum.
Ama kızın bunu nasıl algıladığını bilmiyordum.
Fotoğraf çekildi.
Sonra Hilal telefonlarımızı istedi.
Ben vermek istemedim.
Ama ısrar edince mecburen verdim.
İki dakika sonra geri geldi.
Telefonumu açtığımda az önceki fotoğraf ekranımdaydı.
Kız da telefonuna bakıyordu.
Bir an göz göze geldik.
Sonra hemen yüzünü çevirdi.
Hilal ise birden:
“Abi, yengemin telefonunu arasana.”
“Niye?”
“Arasana.”
Aradım.
Telefonumun ekranında kayıtlı isim göründü.
Ve o anda…
Beynimin birkaç saniyeliğine durduğunu hissettim.
Canım Aşkım ❤️
Altında:
Bitanecik Karım
Başımı yavaşça Hilal'e çevirdim.
“Bu ne, Hilal?”
Hilal kahkahalarla gülmeye başladı.
Tam o sırada kızın da güldüğünü gördüm.
Bana değil.
İsme gülüyordu.
Ama o an sinirim tepeme çıktı.
Neden bu kadar sinirlendiğimi bilmiyordum.
Belki herkesin önünde bu kadar saçma bir şeye düşürüldüğüm için.
Belki de…
Ona bakınca benim de gülmek istemem yüzünden.
Hiçbir şey söylemeden salona geçtim.
Hilal arkamdan geldi.
Kıza sarıldığını gördüm.
“Yengecim sakın korkma. Abim çok merhametlidir. Aslında pamuk gibidir.”
Pamukmuş.
İçimden istemsizce güldüm.
Benim kardeşim gerçekten deliydi.
Ama sonra kızın yüzüne baktım.
Zoraki bir şekilde gülümsüyordu.
“Eminim öyledir,” dedi.
Bana bakmıyordu.
O an içimde garip bir rahatsızlık oluştu.
Çünkü gerçekten benden korkuyordu.
Ve ben bunu istemiyordum.
Ama ne yapacağımı da bilmiyordum.
Bir süre sonra vedalaştık.
Arabaya bindiğimizde annem hâlâ heyecanlıydı.
“Çok güzel geçti.”
Babam da:
“Kızın ailesi de çok iyi insanlar.”
Hilal arka koltuktan atıldı.
“Yenge de çok tatlı.”
Gözlerimi yoldan ayırmadım.
“Hilal.”
“Ne?”
“Bir daha telefonuma dokunma.”
Kahkaha attı.
“Tamam abi.”
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra annem:
“Düğün ne zaman?”
Direksiyonu biraz daha sıkı tuttum.
“Daha karar vermedik.”
“Çok bekletmeyin.”
Cevap vermedim.
Çünkü kimsenin bilmediği bir şey vardı.
Bizim düğünümüz aslında iki yıl sonra bitecekti.
Eve doğru giderken camdan dışarı baktım.
Aklıma o kız geldi.
Sessizliği.
Korkuyla ayaklarını durdurması.
Fotoğraf çekilirken kıpkırmızı oluşu.
Ve o saçma isim yüzünden kendini tutamayıp gülmesi.
İlk kez kendime şu soruyu sordum:
Ben bu kız hakkında gerçekten ne biliyorum?
Cevabı basitti.
Hiçbir şey.
Ve nedense…
Bu cevap daha önce hiç olmadığı kadar rahatsız ediciydi.