Fatihin kız kardeşi hilal, herkesin arasında bir oraya bir buraya koşuşturuyordu.
Elinde telefon vardı ve belli ki tek bir derdi vardı:
Bizi yan yana getirmek.
“Bir fotoğraf çekilelim.”
“Sonra.”
“Abi, bir tane.”
“Hayır.”
“Bir tane diyorum.”
“Hayır.”
Kız kardeşi pes edecek gibi değildi.
Sonunda ellerini beline koyup ikimize baktı.
“Böyle olmaz. En iyisi sizi odadan çıkaralım. Koridorda fotoğrafınızı çekeyim.”
Fatih kaşlarını çattı.
“Gerek yok.”
“Abi!”
“Hayır dedim.”
Ben sessizce oturuyordum.
Bu konuşmanın içinde görünmez olmaya çalışıyordum.
Ama kız kardeşi çoktan kararını vermişti.
“Ben şimdi sizi kaldırıyorum.”
Bizi koridora çıkardı.
Telefonunu hazırladı.
Sonra bana dönüp gülümsedi.
“Yengecim, biraz abime yakınlaşır mısın?”
Olduğum yerde donakaldım.
Yenge mi?
Bu kelime zihnimde yankılandı.
Daha birkaç saat önce tanıştığım bir adamın kardeşi bana yenge demişti.
Gerçekten evleniyor muydum?
Bir an ne yapacağımı bilemedim.
Sonra istemsizce ona baktım.
Bana sert sert bakıyordu.
Bakışları sanki “Sakın saçmalama” diyordu.
Hemen kendimi toparladım.
Bir adım attım.
Aramızdaki mesafe biraz azaldı.
Ama kız kardeşi hâlâ memnun değildi.
“Hadi ama abi! Biraz yaklaş kıza.”
Sonra bana bakıp güldü.
“Nasıl korkutmuşsan kızı, sana yaklaşırken bile temkinli.”
Erkeğin çenesinin sıkıldığını gördüm.
Bir şey söylemedi.
Sadece bir anda büyük bir adım attı.
Aramızdaki bütün mesafe kapandı.
Nefesim kesildi.
O kadar yakındı ki ne yapacağımı şaşırdım.
Yüzümün ısındığını hissettim.
Bu kadar yaklaşmasına gerek var mıydı?
Geri çekilmek istedim.
Tam bir adım geriye gidecekken eli belime geldi.
Bir anda donup kaldım.
Ne olduğunu anlayamadan bana doğru eğildi.
Dudakları kulağıma yaklaştı.
Sesi yalnızca benim duyabileceğim kadar alçaktı.
“Bunun hesabını sonra soracağım sana.”
Nefesim kesildi.
Başımı çevirmeye bile cesaret edemedim.
Yüzümü kaldırdığımda gözlerindeki sertliği gördüm.
Sanki biraz önce herkesin önünde gülümseyen adam gitmişti.
Yerine, odada bana kadınlara güvenmediğini söyleyen adam geri gelmişti.
Ben ise ne diyeceğimi bilemeden öylece kalmıştım.
Elinin belimde olduğunu fark edince panikle onu çekmeye çalıştım.
Ama o bırakmadı.
“Bırakır mısın?” diye fısıldadım.
“Fotoğraf çekiliyor.”
“Ben…”
“Gülümse.”
Kız kardeşinin sesi koridoru doldurdu.
“Biraz daha yakın!”
Ben ne yapacağımı bilemez halde ona baktım.
O ise sanki hiçbir şey olmamış gibi kameraya döndü.
Ben de mecburen gülümsedim.
Telefonun ekranında fotoğraf çekildi.
Kız kardeşi neşeyle:
“Oldu!” dedi.
Ama benim için hiçbir şey olmuş gibi değildi.
Kalbim hâlâ deli gibi atıyordu.
Elimi belime götürdüm.
Sanki hâlâ onun elinin sıcaklığını hissediyordum.
Ve zihnimde yalnızca bir cümle dönüp duruyordu:
Bu adamla iki yıl nasıl geçecekti?