“Üçünüz de susun.”
Mesajı üç kere okudum.
Sanki her okuyuşumda kelimeler değişecekmiş gibi.
Değişmedi.
Lara telefonu indirdi.
“Bu fotoğraf ne zaman çekildi?”
“Bugün.”
Ege sessizdi.
Ona baktım.
“Sen biliyorsun.”
“Hayır.”
“Biliyorsun.”
“Derin, bilmiyorum.”
“Az önce ‘keşke yalan olsaydı’ dedin.”
Ege çenesini sıktı.
“Çünkü Deniz meselesi sandığınız gibi değil.”
“Nasıl peki?”
Cevap vermedi.
Lara araya girdi.
“Tamam, burada birbirimizi yiyeceğimize sınıfa dönelim.”
“Ben dönmüyorum.”
Ege bana baktı.
“Ne yapacaksın?”
“Öğrenmeye çalışacağım.”
“Bence bırak.”
“Niye?”
“Çünkü bu hesap sadece dedikodu paylaşmıyor.”
Bir adım yaklaştı.
“İnsanları korkutuyor.”
“Beni de mi?”
“Özellikle seni.”
Bu cümleyle içimde bir şey koptu.
“Beni neden özellikle hedef alsın?”
Ege cevap vermedi.
Tam o sırada Lara’nın telefonu çaldı.
Ekrana baktı.
Arayan kişi kayıtlı değildi.
“Kim bu?”
“Bilmiyorum.”
Telefonu açtı.
“Merhaba?”
Karşıdan birkaç saniye boyunca ses gelmedi.
Sonra biri konuştu.
“Derin yanında mı?”
Lara bana baktı.
“Sen kimsin?”
Telefon kapandı.
“Ne dedi?” diye sordum.
Lara cevap vermeden ekranı bana gösterdi.
Numara yoktu.
Gizli numara.
Ege’nin yüzü gerildi.
“Telefonu bana ver.”
“Niye?”
“Ver.”
Lara telefonu uzattı.
Ege ekrana baktı.
Sonra bir anda telefonu geri verdi.
“Bunu daha önce aldın mı?”
Lara başını salladı.
“Hayır.”
Ege hiçbir şey söylemeden merdivenlerden aşağı inmeye başladı.
Peşinden gittim.
“Ege!”
Durmadı.
Kolundan tuttum.
“Benden ne saklıyorsun?”
Ege yavaşça bana döndü.
“2019’da Deniz’in kaybolduğu gün…”
Durdu.
“Ne?”
“Okulda değildim.”
“E o fotoğrafta nasıl varsın?”
“Fotoğraf eski.”
“Evet, onu anladım.”
“Ben fotoğrafta olduğum gün okuldaydım.”
“E?”
“Deniz’in kaybolduğu gün okulda değildim.”
Kaşlarımı çattım.
“Bunu neden özellikle söylüyorsun?”
“Çünkü herkes benim orada olduğumu sanıyor.”
“Sen değildin?”
“Hayır.”
“Peki neredeydin?”
Ege cevap vermedi.
İşte o an anladım.
Benden bunu saklıyordu.
“Senin bir sırrın var.”
“Her insanın sırrı vardır.”
“Bu hesabın sahibi sen misin?”
Ege’nin gözleri büyüdü.
“Hayır.”
“Emin misin?”
“Evet.”
“Kanıtla.”
Ege cebinden telefonunu çıkardı.
“Bak.”
Telefonunda eski bir fotoğraf açtı.
Tarih 2019’u gösteriyordu.
Fotoğrafta Ege ve başka bir çocuk vardı.
Arka planda bir hastane tabelası görünüyordu.
Fotoğrafın altında tarih vardı.
17 Ekim 2019.
“Deniz’in kaybolduğu gün.”
Başımı kaldırdım.
“Sen hastanedeydin.”
“Evet.”
“Niye?”
Ege birkaç saniye sustu.
“Babam.”
Daha fazla soru soramadım.
O an telefonum titredi.
Instagram bildirimi.
Yine anonim hesap.
Yeni gönderi.
Gönderiyi açtım.
Bu kez fotoğraf yoktu.
Sadece yazı:
“Ege’nin nerede olduğunu artık biliyorsunuz.”
Bir saniye sonra ikinci satır geldi.
“Ama neden orada olduğunu bilmiyorsunuz.”
Ve üçüncü:
“Bunu öğrenmek istiyorsanız Derin’e sorun.”
Lara bana baktı.
“Sen nereden bileceksin?”
Ben de bilmiyordum.
Ama asıl korkutucu olan son cümleydi.
Çünkü birkaç saniye sonra gönderi tekrar güncellendi.
“Çünkü Deniz’in son konuştuğu kişi Derin’in ailesinden biriydi.”
Telefon elimden kayacak gibi oldu.
“Ne?”
Lara’nın sesi titredi.
“Derin…”
Ege bana baktı.
Bu kez yüzünde öfke yoktu.
Korku vardı.
“Bunu sana söylemem gerekiyordu.”
“Ne söylemen gerekiyordu?”
Ege cevap vermeden telefonunu cebine koydu.
“Eve git.”
“Ege—”
“Derin, eve git.”
“Ne biliyorsun?”
Başını kaldırdı.
“Deniz’in son görüldüğü yer…”
Bir an durdu.
“Senin evinin bulunduğu sokaktı.”

