Telefonu sıranın altında tutuyordum.
Ekranda hâlâ aynı mesaj duruyordu.
“Ege’ye güvenme.”
Altında ise:
“Çünkü o, 2019’da ne olduğunu biliyor.”
Mesajı tekrar tekrar okudum.
- 2019.
Ege o zaman kaç yaşındaydı ki?
Benim aklımda okulun eski hâli bile yoktu.
Telefonumu kapattım.
Öğretmenin anlattığı hiçbir şeyi dinlemiyordum.
“Derin?”
Başımı kaldırdım.
“Efendim?”
Öğretmen bana baktı.
“Tahtadaki soruyu çözebilir misin?”
Tahtaya baktım.
Hiçbir şey anlamadım.
“Hocam… soru bana biraz duygusal olarak uzak.”
Sınıftan birkaç kişi güldü.
Öğretmen kaşlarını kaldırdı.
“Yerine otur.”
“Başüstüne.”
Lara arka sıradan bana bakıp gülmemek için ağzını kapattı.
Ders bittiğinde ilk işim Ege’nin yanına gitmek oldu.
“2019 ne?”
Ege çantasını kapatırken durdu.
“Ne?”
“2019.”
Yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Bunu nereden duydun?”
“Demek bir şey biliyorsun.”
“Ben öyle bir şey demedim.”
“Yüzün dedi.”
“Yüzüm mü?”
“Evet.”
Ege birkaç saniye sustu.
Sonra etrafa baktı.
“Burada konuşmayalım.”
“Niye?”
“Çünkü herkes dinliyor.”
Sınıfa baktım.
Mert telefonuyla oynuyordu.
Lara bizim tarafa bakıyordu.
Aras ise camın önünde arkadaşlarıyla konuşuyordu.
“Kim dinliyor?”
Ege cevap vermedi.
Sadece çantasını aldı ve sınıftan çıktı.
Peşinden gittim.
Koridorun sonundaki merdivenlerde durdu.
“Bak,” dedi. “2019 hakkında bildiğim şey çok fazla değil.”
“Ne biliyorsun?”
“Okulda bir öğrenci vardı.”
“Kim?”
“Deniz.”
“Ne olmuş?”
Ege başını iki yana salladı.
“Bilmiyorum.”
“Ege.”
“Gerçekten bilmiyorum. Sadece okuldan ayrıldığını biliyorum.”
“Niye?”
“Kimse anlatmıyor.”
“Sen nereden biliyorsun?”
Bu kez cevap vermesi uzun sürdü.
“Annem anlatmıştı.”
“Annen bu okulda mı çalışıyordu?”
Ege başını salladı.
“Hayır. Ama Deniz’in ailesini tanıyordu.”
Tam o anda koridorun diğer ucundan bir ses geldi.
“Derin!”
Lara koşarak yanımıza geldi.
Elinde telefonu vardı.
“Bunu görmen lazım.”
Telefonu bana uzattı.
Anonim hesap yeni bir gönderi paylaşmıştı.
Bu kez bir fotoğraf vardı.
Eski bir sınıf fotoğrafı.
Fotoğrafın altında:
“12-B, 2019.”
Kalbim hızlandı.
Fotoğrafı yakınlaştırdım.
Onlarca öğrenci vardı.
Öğretmenler.
Sınıfın eski hâli.
Ve en ön sırada…
Bir kız.
Fotoğrafın köşesine küçük beyaz bir çember çizilmişti.
Altında sadece:
“Deniz.”
Lara bana baktı.
“Bu mu?”
Başımı salladım.
“Evet.”
“Kim bu?”
“Bilmiyorum.”
Fotoğrafı biraz daha yakınlaştırdım.
Deniz’in yüzüne baktım.
Sonra arka sıradaki bir kişiye.
Bir anda nefesimi tuttum.
“Lara…”
“Ne?”
“Şuna bak.”
Fotoğrafın en arkasında, diğer öğrencilerin arasında bir çocuk vardı.
Yaşı küçüktü ama yüzü tanıdıktı.
Çok tanıdık.
Lara fotoğrafa eğildi.
“Kim bu?”
Cevap veremedim.
Çünkü o çocuğu tanıyordum.
Ege.
Lara’nın gözleri büyüdü.
“Ege o mu?”
“Evet.”
Arkamızdan bir ses geldi.
“Ne yapıyorsunuz?”
İkimiz de irkildik.
Ege.
Telefonu hemen kapattım.
Ama artık çok geçti.
Ege’nin gözleri telefona kaydı.
“Fotoğrafı gördünüz.”
Sesi titremiyordu.
Ama yüzü bembeyaz olmuştu.
“Sen bu fotoğrafta neden varsın?” diye sordum.
Ege cevap vermedi.
“Deniz’e ne oldu?”
Sessizlik.
Sonunda Ege gözlerini yere indirdi.
“Bunu size anlatamam.”
“Niye?”
“Çünkü ben de bilmiyorum.”
“Yalan söylüyorsun.”
Ege başını kaldırdı.
“Keşke yalan olsaydı.”
O anda üçümüzün telefonu aynı anda titredi.
@12b_konuşuyor yeni gönderi paylaştı.
Ekranı açtım.
Yeni gönderide yine siyah bir arka plan vardı.
Tek bir cümle:
“Fotoğraftaki herkes gerçeği bilmiyor.”
Altında ikinci cümle belirdi.
“Ama biri biliyor.”
Ve son satır:
“O kişi hâlâ bu okulda.”
Telefon elimde donup kaldı.
Lara fısıldadı:
“Derin…”
Ekrana bakmaya devam ettim.
Çünkü hesabın sonuna bir fotoğraf daha eklenmişti.
Bu kez fotoğraf yeniydi.
Bugün çekilmişti.
Okul koridoru.
Biz.
Lara.
Ege.
Ve ben.
Fotoğrafın altında sadece dört kelime vardı:
“Üçünüz de susun.”

