BÖLÜM 3: Çamura Bulanmış Sırlar
Mehmet’in havaya kalkan eli, elindeki taşla birlikte büyük bir hızla aşağı indi. Emir, yarasının acısına rağmen içgüdüsel olarak yana doğru atıldı. Taş, Emir’in başı yerine omzunu sıyırıp çamura saplandı.
"Sen deli misin lan!" diye kükredi Emir, hızla toparlanıp Mehmet’in yakasına yapışırken. Karnındaki dikişler sızlıyordu ama öfkesi acıyı bastırdı.
Mehmet, beklediği vuruşu yapamamanın paniğiyle çırpındı. "Bırak beni! Ecem sana bakmaz anladın mı? O benim!"
Emir alaycı bir şekilde gülümsedi ve Mehmet’i sertçe itti. Mehmet çamurun içine yuvarlandı. "O psikopat kızla işim olmaz. Şimdi o ezik kıçını kaldır ve buradan defol, yoksa seni o arabadakilerin önüne atarım."
Emir, başıyla Fatih ve Elif’in içinde olduğu arabayı işaret etti. Mehmet arabanın farlarını görünce korkuyla ayağa fırladı ve karanlığın içine doğru koşarak uzaklaştı. Emir derin bir nefes aldı. Telefonundaki video güvendeydi. Şimdi bu görüntüleri kime karşı kullanacağını çok iyi biliyordu.
Ertesi gün okulda hava daha da boğucuydu. Ateş, sınıfa girdiğinde yüzünde garip bir yorgunluk vardı. Bütün geceyi bodrumda geçirmiş, sabah annesi tarafından gizlice çıkarılmıştı. Sınıfın kapısında durup gözleriyle Sıla’yı aradı. Sıla, Ada ile gülüşerek bir şeyler konuşuyordu. Ateş’in gözleri ona takılı kalınca, Miray hemen araya girdi ve Ateş’in koluna yapıştı.
"Aşkım, yüzün solgun. İyi misin?" dedi Miray, yapmacık bir endişeyle. Göz ucuyla Sıla’nın onlara bakıp bakmadığını kontrol ediyordu.
Ateş kolunu sertçe çekti. "Bana dokunma Miray. Rahat bırak."
Miray’ın yüzü düştü ama hemen toparladı. Gözleri öfkeyle parladı ve hedefini Sıla olarak belirledi.
Emir sınıfa girdiğinde Ecem ile göz göze geldi. Ecem kollarını göğsünde kavuşturmuş, ona ters ters bakıyordu. Emir, inatla onun yanındaki sıraya yürüdü ve oturdu.
"Bugün biraz daha canlısın," dedi Ecem iğneleyici bir tonda. "Ankara bebeleri çabuk iyileşirmiş."
"Benim iyileşmem senin canını sıkıyor herhalde," dedi Emir, ona doğru hafifçe eğilerek. "Belki de ölmemi isteyenler kervanına sen de katılmışsındır."
Ecem’in gözleri bir anlığına Emir’in dudaklarına kaydı ama hemen kendini toparladı. "Senin yaşaman ya da ölmen umurumda değil."
"Emin misin?" Emir cebinden telefonunu çıkardı. Ekranı Ecem’e doğru çevirmeden önce kısık bir sesle konuştu. "Ailen hakkında bir şeyler öğrendim Ecem. Annen ve müdür hakkında..."
Ecem’in yüzündeki kibir anında silindi. "Ne saçmalıyorsun sen?"
Emir tam konuşacakken sınıfa müdür Fatih girdi. "Herkes yerine! Ateş Karahan, benimle geliyorsun."
Ateş isteksizce ayağa kalktı. Fatih’in peşinden odasına gittiğinde, Fatih kapıyı kapatıp perdeleri çekti. "Baban dün gece yine kriz geçirmiş. Annen çok korkmuş."
"Sana ne?" dedi Ateş diklenerek. "Bizim aile meselelerimizden sana ne!"
Fatih masasına yaslandı. "Bana ne öyle mi? Oraya o evlatlık belgelerini saklayan benim Ateş. Eğer o belgeler ortaya çıkarsa..."
Ateş’in kaşları çatıldı. "Ne belgesi? Ne evlatlığı?"
Fatih aniden duraksadı. Ağzından çok büyük bir sır kaçırmıştı. Ateş’in evlatlık olduğunu o güne kadar sadece Burak ve Elif biliyordu, Ateş’in kendisi bile bilmiyordu!
Fatih durumu toparlamak için saçmalarken, Ateş’in beyninde fırtınalar kopuyordu. "Cevap ver! Kim evlatlık?"
O sırada müdürün odasının kapısı çalındı ve içeri Emir girdi. "Hocam, beni çağırmışsınız." Emir içeri girdiğinde Ateş’in sarsılmış yüzünü gördü. İki kardeş, aralarındaki o devasa sırdan habersiz, aynı odada, aynı yalanların tam ortasında duruyorlardı.
Emir cebindeki telefona dokundu. Kartları dağıtma sırası ona gelmişti.






