İçeriğe geç

100Yedi (YY)

Bölüm 2 · 3 dk okuma

100Yedi (YY)

Bölüm 2

Kanlı Çamur ve İlk Yüzleşme

BÖLÜM 2: Kanlı Çamur ve İlk Yüzleşme

​Ateş, elindeki kanlı sustalıya bakarken kulakları uğulduyordu. Yağmur damlaları yüzündeki çamuru temizlerken, yerdeki telefondan gelen o gizemli ses zihninde yankılandı: "O çocuk hakkında hiçbir şey bilmiyorsun Ateş... O buraya hayatını altüst etmeye geldi."

​Ateş dişlerini sıktı, telefonu çamurun içinden alıp hızla kapattı. Yerde karnını tutarak nefes almaya çalışan Emir’e baktı. Öfkesi hala geçmemişti ama içinden bir ses ona bu çocuğu burada ölüme terk etmemesini söylüyordu. İlk defa, merhamet denen o yabancı duygu göğsünü sıkıştırdı.

​"Kalk," diye kükredi Ateş, Emir’in kolundan tutup onu ayağa kaldırırken. "Benim okulumda benim iznim olmadan ölemezsin."

​Emir, acıyla inleyerek Ateş’in omzuna yaslandı. İki düşman, yağmurun altında birbirine tutunarak ana caddeye doğru yürüdü. Ateş, Emir’i hastanenin acil servisinin önüne bırakıp, kimseye görünmeden karanlıkta kayboldu.

​Ertesi sabah Karahan Lisesi her zamankinden daha gergindi. 12-A sınıfında fısıltılar yükseliyordu. Ada, sırasına oturmuş tırnaklarını törpülerken, yanındaki Sıla’ya bakıp gözlerini devirdi.

​"Duydun mu? Ankara’dan gelen o çocuk dün gece hastanelik olmuş. Bizimki yine formundaymış."

​Sıla endişeylə alt dudağını ısırdı. "Ateş gerçekten delirdi. Müdüre gidip söylemeli miyiz?"

​Tam o sırada Miray araya girdi, saçlarını geriye doğru savurarak Sıla’nın sırasına dikildi. "Neyi söyleyeceksiniz fıstık? Ateş ne yaparsa doğru yapar. O ezik de hak etmiştir. Sen bence Ateş’le ilgileneceğine, kendi işine bak Sıla. Gözüm üstünde."

​Sıla tam laf yetiştirecekken sınıfın kapısı açıldı. Herkes Ateş’in girmesini bekliyordu ama içeri giren, karnı sargılı, yüzü solgun ama gözleri hala meydan okuyan Emir’di. Sınıfta derin bir sessizlik oldu.

​Ecem, Emir’in sıraya doğru yürümesini izlerken kalbinin hızlandığını hissetti. İçindeki nefret, garip bir meraka dönüşüyordu. Emir, Ecem’in yanındaki sıraya oturduğunda, Ecem dayanamayıp fısıldadı:

​"Hala ölmediğine göre canın çok tatlı değilmiş."

​Emir, acıyla kıvrılan dudaklarıyla Ecem’e döndü. Yüzü ona o kadar yakın dı ki, Ecem nefesini tuttu. "Beni öldürmek o kadar kolay değil, Karahan kızı. Daha buradaki işim bitmedi."

​O sırada Mehmet arka sıradan nefretle Emir’i izliyordu. Ecem’in Emir’e bakışı canını sıkmıştı. Mustafa’ya dönüp, "Bu Ankaralı fazla kaşınıyor. Yakında icabına bakarlar," diye mırıldandı.

​Sınıfın kapısı bu kez yavaşça açıldı. İçeri giren Ateş’ti. Gözleri anında Emir’i buldu. Onun okulda, sapasağlam karşısında oturuyor olmasına şaşırmıştı ama yüzündeki o umursamaz maskeyi düşürmedi. Sırasına doğru yürürken Emir’in tam yanından geçti. İki kardeş, aralarındaki bağdan habersiz, birbirlerine nefretle baktılar.

​Aynı günün akşamı, Ateş eve döndüğünde villanın kapısındaki kasvetli hava onu karşıladı. Adımlarını parmak uçlarında atarak yukarı çıkmaya çalıştı ama salonun ortasından yükselen o gür ses onu durdurdu.

​"Ateş! Buraya gel."

​Babasının, Burak Karahan’ın sesiydi bu. Ateş’in sırtından aşağı soğuk bir ter damlası süzüldü. Salona girdiğinde babası elindeki viski bardağıyla ona bakıyordu. Annesi Elif ise koltukta oturmuş, tırnaklarına bakıyordu, umursamazdı.

​"Dün okulda yine birini bıçaklamışsın," dedi Burak, sesi sakindi ama bu sakinlik fırtına öncesi sessizlikti.

​"Hak etmişti baba," dedi Ateş, sesini dik tutmaya çalışarak.

​Burak ayağa kalktı. Devasa cüssesiyle Ateş’in karşısına dikildi ve anında suratına sert bir tokat patlattı. Ateş yere yığıldı, dudağı yeniden kanamaya başladı. Elif kafasını bile kaldırmadı.

​"Sana uslu durmanı söylemiştim!" diye kükredi Burak. Ateş’i saçından tutarak ayağa kaldırdı ve sürükleyerek evin alt katına, o karanlık bodruma doğru götürmeye başladı. "Bu gece burada kalacaksın. Belki o zaman akıllanırsın."

​Ateş, karanlık bodrumun demir kapısı üzerine kapandığında soğuk betonun üzerine çöktü. Duvarları yumruklarken içindeki öfke daha da büyüyordu. "Seni öldürecek adamı bulacağım Emir... Hepsi senin yüzünden," diye fısıldadı karanlığa.

​Gece yarısı, Karahan Lisesi’nin arkasındaki boş arazide gizli bir buluşma vardı.

​Okul müdürü Fatih, arabasının içinde bekliyordu. Kapı açıldı ve içeriye Ateş’in üvey annesi Elif girdi. Fatih, kadının elini tuttu. "Ateş’in durumunu duydum. Merak etme, okulda her şeyi kapattım. O çocuk şikayetçi olamaz."

​Elif gülümsedi. "Sağ ol Fatih. Burak evde Ateş’i yine bodruma kilitledi. Ama umurumda değil. Bizim asıl planımız ne olacak? Şu Ankara’dan gelen Emir denen çocuk... Bir şeyler karıştırıyor. Burak’ın geçmişinden bir şeyler biliyor gibi."

​Fatih’in gözleri karardı. "O çocuğu hallederiz. Kimse bizim oyunumuzu bozamaz."

​Onlar arabada konuşurken, karanlığın içinden bir telefon kamerası onları kaydediyordu. Çalıların arkasında gizlenen Emir, elindeki telefonla müdür ve üvey annenin ihanetini saniye saniye kaydediyordu.

​Tam arkasını dönüp gidecekken, arkasında bir karaltı belirdi. Emir hızla döndü. Karşısında, elinde kocaman bir taşla duran Mehmet vardı! Mehmet haince gülümsedi.

​"Ecem’den uzak duracaksın demiştim."

​Mehmet, elindeki taşı tam Emir’in kafasına doğru savurdu.

Bölüm sonu

10 yorum