İçeriğe geç

100Yedi (YY)

Bölüm 4 · 4 dk okuma

100Yedi (YY)

Bölüm 4

Maskelerin Arkası

BÖLÜM 4: Maskelerin Arkası

​Müdür Fatih’in odasındaki o buz gibi hava, Emir’in içeri girmesiyle iyice ağırlaştı. Ateş, müdürün ağzından kaçırdığı "evlatlık" kelimesinin şokuyla sarsılmıştı ama bunu belli etmemek için dişlerini sıktı. Emir’e nefret dolu bir bakış atıp Fatih’e döndü:

​"Bu konu burada kapanmadı, Fatih Bey," dedi ve Emir’in omzuna sertçe çarparak odadan hızla çıktı.

​Ateş koridorda öfkeyle yürürken zihni darmadağındı. Evlatlık mı? O koskoca Karahan soyadı, o villa, her şey bir yalan mıydı yani? Sınıfa geri döndüğünde gözleri anında Sıla’yı aradı. Sıla, sırasına oturmuş, defterinin kenarına dalgın dalgın "Emre" yazıyordu. Dünyadaki hiçbir şeyi umursamıyor gibi bir hali vardı. Ateş onun bu masumiyetine, kendisine hiç bakmayan o gözlerine deliler gibi hayrandı.

​Ateş, Sıla’nın sırasına doğru adımladı ve tam önünde durdu. Miray arkadan sinsice onları izliyor, kıskançlıktan tırnaklarını avucuna geçiriyordu. Ada ise sakızını patlatarak Ateş’e ters bir bakış attı.

​Ateş, Sıla’ya doğru eğildi, sesi sadece onun duyabileceği kadar kısık ama ürkütücüydü:

"Hâlâ o çocuk için mi karalıyorsun o defterleri?" dedi, Emre yazısını işaret ederek. "Sana yemin ederim Sıla, o senin ona baktığın gibi bakmıyor sana. Kafanı o hayaletlerden kaldır artık."

​Sıla, Ateş’in bu ani çıkışıyla irkildi, defterini hızla kapattı. "Ne saçmalıyorsun sen Ateş? Benim hayatım, benim aşkım seni hiç ilgilendirmez! Uzak dur benden!"

​Ateş tam bir şey söyleyecekken arkadan Miray araya girdi, yapmacık bir gülüşle Ateş’in koluna yapıştı. "Aşkım, boş ver şu eziği ya. Bugün çıkışta bir şeyler yapalım mı?" dedi, göz ucuyla Sıla’ya nefret kusarak. Ateş, Miray’ı sertçe itti ve yerine geçti.

​O sırada yan sırada oturan Ecem, sınıfa yeni giren Emir’e dik dik bakıyordu. "Müdürün odasında ne işin vardı senin? Ne karıştırıyorsun?" diye çıkıştı Emir’e.

​Emir, montunun cebindeki telefona dokundu. "Ailenizin tatlı küçük sırlarını öğreniyorum diyelim Karahan kızı. Çok yakında her şey dökülecek."

​Ecem onun bu gizemli, meydan okuyan tavrına içten içe deli oluyordu. Bu Ankara bebesinden nefret ediyordu ama gözlerini de ondan alamıyordu.

​Okul çıkışı gri bir İstanbul gökyüzünün altında, Emir okulun arkasındaki otoparktan çıkarken arkasından gelen sert adımları duydu. Dönmeye fırsat bulamadan Ateş onu yakasından yakalayıp duvara yasladı. Ateş’in gözleri adeta delirmis gibiydi. Müdürün odasında yaşananların ve Sıla'nın onu reddetmesinin acısını Emir'den çıkarmak istiyordu.

​"Sen çok fazla olmaya başladın," dedi Ateş, yumrukları sıkılıydı. "Müdürle ne konuşuyordun? Ailem hakkında ne biliyorsun lan sen?!"

​Emir, acıyan karnına rağmen alaycı bir şekilde gülümsedi. "Neden? Yoksa kusursuz Karahan ailesinin aristokrat oğlu, aslında o kadar da kusursuz olmadığınızı öğrenmekten mi korktu? Yazık..."

​Ateş tam Emir’in suratına yumruğu patlatacakken arkadan bir ses yankılandı:

​"Bırak onu Ateş!"

​Gelen Ecem’di. Koşarak yanlarına geldi ve Ateş’in elini Emir’in yakasından çekmeye çalıştı. "Ateş dur diyorum sana! Rezil edeceksin bizi herkese, bırak!"

​Ateş, kız kardeşinin (aslında evin tek öz çocuğu olan Ecem’in) Emir’i korumak için araya girmesiyle iyice çıldırdı. Emir’i bıraktı, geriye doğru bir adım atıp ikisine baktı. "Demek öyle Ecem... Demek bu ezik için karşıma dikiliyorsun. Evde görüşeceğiz."

​Ateş hızla uzaklaşırken, Ecem öfkeyle Emir’e döndü. "Seni koruduğumu sanma. Sadece abimin senin gibi bir pislik yüzünden başını belaya sokmasını istemiyorum."

​Emir, Ecem’in gözlerinin içine baktı. Aralarındaki o nefret kıvılcımı havayı yakıyordu. "Beni korudun ya da korumadın... Ama o çok güvendiğin abinin maskesi yakında düşecek, Ecem."

​O akşam Karahan villasında akşam yemeği ölüm sessizliğinde geçiyordu. Burak Karahan masanın başında, Elif ise diğer ucunda oturuyordu. Ecem yemeğiyle oynarken, Ateş içeri girdi. Üstü başı dağılmıştı.

​Burak, çatalını sertçe tabağa bıraktı. "Bu ne hal Ateş? Yine mi kavga?"

​"Sana ne baba?" dedi Ateş, sesindeki asilikle. "Zaten tek bildiğin beni bodruma kilitlemek değil mi? Bir gün nedenini de söyleyecek misin? Yoksa ben kendim mi öğreneyim?"

​Burak ayağa fırladı, gözleri öfkeden büyümüştü. "Sınırını aşma! Bu evde kuralları ben koyarım. Sen sadece..." Tam "Sen sadece bir evlatlıksın" diyecekti ki Elif araya girdi, kocasının kolunu tuttu.

​"Burak, sakin ol. Çocukların önünde yapma," dedi Elif, göz ucuyla öz kızı Ecem’e bakarak. Ateş’in üvey olduğunu Ecem de henüz bilmiyordu.

​Ateş, babasının yuttuğu o kelimenin peşindeydi. Masayı terk edip sinirle odasına çıktı.

​Gece yarısı, Emir’in telefonuna gizli numaradan bir mesaj geldi. Mesajda bir adres ve şu not yazılıydı:

​"Kardeşinin sırtındaki o yara izini hatırla Emir... O izi ona üvey babası yaptı. Yarın gece o adrese gel, sana her şeyi vereceğim."

​Emir yataktan fırladı. Tam o sırada odasının penceresine bir taş isabet etti. Aşağı baktığında, gecenin karanlığında yağmurluğunun kapüşonunu kapatmış olan Ecem’i gördü. Ecem yukarı doğru bakıyordu ve elinde Emir’in okulda düşürdüğü, üzerinde Fatih ve Elif’in fotoğrafları olan o gizli dosya vardı!

​Ecem dosyayı havaya kaldırıp fısıldadı: "Bunların ne olduğunu bana anlatacaksın Ankara bebeyi. Yoksa bu dosyayı babama götürürüm, o zaman hiçbiriniz yaşayamazsınız."

Bölüm sonu

10 yorum