Şu an ilk hastane nöbetimin 4. saatindeyim. Gözlerim yavaş yavaş kapanıyor ve bilincim gidiyor. İlk nöbetim olmasına rağmen birçok işi bana yüklemişler. Nöbet arkadaşım Umay bana dedikodu anlatma peşindeydi ama tek istediğim uykuydu.
Tam uykuya dalıyordum ki bir hasta geldi. Bozuk bir Türkçesi vardı, “Dohtor var mı? Dohtor istiyorem ” diyordu. Saçı siyah, esmer, kahverengi gözlü, uzun boylu bir adamdı. Benim masama doğru ilerledi. Hasta yatağına oturdu, “Neyınız var?” dediğimde:
“Valla kafam ağrıyordur, dohtor hanım kafamın içinde bir şeyler uçuyordur, kuş gibidir, ben anlamıyorum yardım edin,” diyordu.
Beyfendi yanlış bölüme gelmişti. “Ben doktor değilim, hemsıreyım. 3. kattan sola dönün, karşınızda kalacak,” dedim. Ama sesini yükseltti:
“Öbür dohtora gidiyorum, ona buna git diyorsunuz! Siz dalga geçiyorsunuz!”
Benim yapabileceğim bir şey yoktu. Tam o anda arkadan bir ses geldi:
“Bora… sen nasıl bir hemsıreye, doktora veya herhangi birine sesini yükseltiyorsun? Sen kim oluyorsun? Sesini yükselttiğin kız benim aşık olduğum kız!”
Neee? Bora bana mı aşık olmuştu? Saçmalama dedim kendi kendime. Ama bir yanım nedensizce mutluydu. Kahretsin, neden böyle oluyordu? İlk defa böyle oluyordu. Eskiden sevgilim Melih’te bile böyle bir his yoktu.
Hayır, Asya… Bu uykunun ve 10. bardak kahvenin bana yaptığı bir oyun olabilir. Ama bunları düşünürken gözlerimi kaldırdım, Bora oradaydı ve gözlerimiz buluştu.
Kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki sanki tüm koridoru yankılıyordu. Masamdaki monitörde acil alarm yanıp sönüyordu. Bir hasta ciddi durumdaydı, hızla müdahale etmem gerekiyordu. Ama gözlerim Boradan ayrılamıyordu.
Bora bana doğru yürüdü, o da alarmı görmüştü ama yüzündeki ifade… sanki yıllardır beklediği an gelmiş gibiydi. Tam o anda Asya ve Bora göz göze geldi.
Ve o an her şey durdu: koridorun gürültüsü, hastaların sesleri, uykusuzluğumun yorgunluğu… sanki sadece Bora şaşkın bakarken kalbim neredeyse yerinden fırlayacaktı. Tam bu heyecan doruk noktasına ulaşmışken bir hemşire arkadan bağırdı:
“Burada bir acil var! Harekete geçin!”
Ve işte tam o anda… herkesin koşuşturduğu o kalabalığın ortasında, Bora ve Asya birbirine bakmaya devam etti. Zaman durmuş gibiydi. Ben nefesimi tutmuş, olan biteni izliyordum.
O an biliyordum… artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.