Siren yükselmesiyle herkesin telaşı büyüyordu ama ben ve Bora birbirimize bakıyoruz ve asla gözlerimiz birbirinden ayrılmıyor. Gözlerine bakarken sevgiyi görüyordum ve bu sevgi beni ona daha çok bağlıyordu. Gözlerindeki kahverengi beni sanki kendisine çekiyordu, alamıyordum gözlerinden kendimi. Biz birbirimize bakarken meslek arkadaşım Efe, “Asya, acil yardım lazım. Hasta kriz geçiriyor, ne olduğunu tespit edemedik. Doktoru da senelik iznini almış. Ünlü bir profesörle görüşme yapmamız lazım ama adam İspanyalı ve aramızdan kimse İspanyolca bilmiyor. Sen biliyor musun?” dedi.
“Biliyorum,” diyerek sorusunu sakin bir şekilde yanıtladım. Ani bir sevinçle bana sarıldı. Bora’nın gözleri fal taşı gibi açılmıştı, dikkatlice bize bakıyordu. Sinirliydi, gözlerinden belliydi.
Düğündeydik. Burçuk, küçük bedeniyle, “Sen çok küçüksün minik. Benim arkadaşlarımla takılamazsın ve park alanına gelemezsin,” demişti. Aramızda 3 yaş vardı. Ben çaresizce sandalyede oturuyordum. Sonra Çağrı geldi. “Dans edelim mi?” dedi, ben de “Olur,” dedim. Uzaktan Burçuk’un bizi izlediğini farkındaydım. Kahverengi gözlerini üzerime dikmiş, nefes alış verişi hızlanmıştı. Gözlerindeki ateş belliydi. Bizi izlediğini görünce saçımı savura savura Çağrı ile konuşarak dans ettim, kıskanması zerre umurumda değildi.
“Tamam Efe, hemen konuşmayı yapayım, zaman kaybetmeyelim,” diyerek Efe’den ayrıldım, direkt hastanın olduğu bölüme doğru koştum. Profesörün numarasını Efe’den aldım ve aradım.
“Helo senor, no hemos poidio diagnosticar wl tipo de conculsion que sufre uno de nuestros pacientres, podıra ayudarnos por favor?”
“Merhabalar efendim, bir hastamızın geçirdiği krizi tespit edemedik, yardımcı olur musunuz?”
Profesör ise, “Por favor, dejame ayudarte, cuales son los sintomas del paciente?” dedi.
“Buyurun, yardımcı olayım, belirtileri nelerdir?”
Direkt Efe’ye döndüm, “Belirtileri neler?” diye sordum. Efe, “Göğüste veya sırtın altında ağrı, nefes darlığı, öksürük, çok yorgun hissetme, kilo kaybı, ateş, terleme ve yutma sorunları var,” dedi. Ben de dediğini çevirdim:
“Los síntomas incluyen dolor en el pecho o la espalda baja, dificultad para respirar, llanto, sensación de mucho cansancio, pérdida de peso, fiebre, sudoración y dificultad para tragar.”
“El mesotelioma es el tipo más raro de cáncer y se utilizan cirugía, quimioterapia y radioterapia para tratarlo, pero la cirugía es la intervención más eficaz.”
Kısaca mezotelyoma, en nadir görünen kanser türü ve bu kansere cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi kullanılırmış, en etkilisi cerrahi olanmış. Efe’ye söylediğimde, “Tamam, sağ ol,” diyerek yanımdan hastayı ve kalabalığı alarak cerrahi olan bölüme doğru ilerledi.
Bora’yla baş başa kaldık. Bana sinirli bir şekilde bakıyordu.
“Ne oldu?” dedim usulca.
“O Efe denen çocukla sevgili misin?”
“Sevgilim değil, ayrıca kıskandın mı?” dedim, cilve yaptım.
“Evet, itiraf edeyim, kıskandım,” dedi.
“Neee? Sakin ol Asya, çocukluk arkadaşı olduğun için kıskanıyordur,” ama kendimi kandıramıyordum.
“Neyse, bir dünya işim var,” diyerek hastane kapısına çekiştirdim. “Bir daha o çocukla zorunlu olmadıkça konuşma.”
“Sanki şu an havadan sudan konuştuk, amaan Asya, her zamanki Burçuk.”
“Tamam beyefendi,” dedim. Ani bir cesaretle yanağından öpüp kaçtım. Bora’nın tepkisini görmedim ama acayip mutluydum.