Emir'in susması, cevabın kendisiydi.
Bunu ikimiz de biliyorduk.
Annem ise hiçbir şey anlamamış gibi bize bakıyordu.
“Ne demek saat 00:17'de neredeydin?” diye sordu.
Emir başını öne eğdi.
“Benim biraz dışarı çıkmam lazım.”
“Hayır.”
Söz ağzımdan düşünmeden çıktı.
Emir durdu.
“Bu kez hiçbir yere gitmiyorsun.”
Bana baktı.
“Sen ne olduğunu bilmiyorsun, Mira.”
“Öyleyse anlat.”
“Anlatamam.”
“Niye?”
“Çünkü bazı şeyleri bilmek seni güvende tutmaz.”
“Belki de zaten güvende değilim.”
Emir'in yüzündeki ifade değişti.
Bunu söylerken sesimin ne kadar ciddi çıktığını ben bile fark etmiştim.
Telefonumu çıkardım ve mesajları ona gösterdim.
“Biri bana yazıyor.”
Emir ekrana baktı.
Mesajları okudukça yüzü gerildi.
“Ne zamandır?”
“Bu gece başladı.”
“Başka mesaj var mı?”
“Var.”
Telefonu elimden aldı.
Ekranı aşağı kaydırdı.
“Bu numarayı tanıyor musun?”
“Hayır.”
“Numarayı bana ver.”
“Niye?”
“Polise göstereceğim.”
“Polis mi?”
Emir cevap vermedi.
Tam o sırada yeni bir mesaj geldi.
«Emir'e numarayı verme.»
Abimin gözleri ekrana kilitlendi.
Sonra bana baktı.
“Bunu kim gönderiyor?”
“Bilmiyorum.”
“Telefonunu kapat.”
“Hayır.”
“Mira, telefonunu kapat.”
“Hayır!”
İlk kez ona karşı bu kadar sert çıkmıştım.
“Bir yıldır herkes bana Eren'in ölümüyle ilgili aynı şeyi söylüyor. ‘Kaza değildi’, ‘intihardı’, ‘zamana bırak’… Ama kimse bana gerçekte ne olduğunu anlatmadı.”
Emir sustu.
“Şimdi biri bana cevaplar verebileceğini söylüyor. Sen de ilk kez bir şey sakladığını kabul ediyorsun.”
Gözlerim dolmuştu ama ağlamayacaktım.
“Ben artık hiçbir şeyden kaçmayacağım.”
Emir uzun süre bana baktı.
Sonunda koltuğa oturdu.
“Tamam.”
Bu kelimeyi duyduğumda içimde tuhaf bir rahatlama oldu.
“Eren'i son gördüğüm gece…”
Durdu.
“Onu okulun arkasındaki eski basketbol sahasında buldum.”
“Niye?”
“Beni aradı.”
“Ne söyledi?”
“‘Bir şey oldu,’ dedi.”
“Ne olmuştu?”
“Bilmiyordu.”
“Ne demek bilmiyordu?”
“Birilerinin onu takip ettiğini düşünüyordu.”
O an odadaki bütün sesler kesildi sanki.
“Kim?”
“Bilmiyordu.”
“Peki sen?”
Emir başını iki yana salladı.
“Ben de bilmiyordum.”
“Sonra?”
“Bana bir telefon verdi.”
“Eren'in telefonu mu?”
“Hayır.”
“Başkasının mı?”
“Bilmiyorum.”
“Telefon nerede?”
Emir bana baktı.
“Kaybettim.”
Yalan söylediğini o anda anladım.
Nasıl olduğunu açıklayamıyordum.
Sadece biliyordum.
Çünkü abim çocukluğumdan beri yalan söylediğinde sağ elinin başparmağını avucunun içine bastırırdı.
Şimdi de aynısını yapıyordu.
Ayağa kalktım.
“Telefon hâlâ sende.”
Emir cevap vermedi.
“Bana ver.”
“Hayır.”
“Emir.”
“Hayır, Mira.”
Telefonum tekrar titredi.
İkimiz de ekrana baktık.
«Doğru söylüyor. Telefon hâlâ onda.»
Altında bir mesaj daha belirdi.
«Ama sana söylemediği bir şey daha var.»
Kalbim hızlandı.
Son mesaj birkaç saniye sonra geldi.
«O gece Eren yalnız değildi.»
Başımı kaldırdım.
“Kim vardı yanında?”
Emir'in yüzündeki korkuyu ilk kez bu kadar açık gördüm.
Dudakları aralandı.
Ama konuşmadı.
Ben bir adım yaklaştım.
“Kim vardı, abi?”
Emir gözlerini benden kaçırdı.
Sonunda tek bir isim söyledi.
“Lara.”
Dünyam bir anda sessizleşti.
Lara.
En yakın arkadaşım.
Eren'in ölümünden bir gece önce benimle birlikte olan kişi.
Ve bir yıl boyunca bana tek bir kelime bile söylememişti.
Telefonum bir kez daha titredi.
Ekranda yalnızca şu yazıyordu:
“Yarın okulda ona bak. Sana yalan söylediğini anlayacaksın.”