Abimin fotoğrafı istemesiyle odadaki hava bir anda değişti.
Az önce uykulu görünen annem bile başını kaldırıp bize baktı.
“Ne fotoğrafı?” diye sordu.
Emir cevap vermedi.
Gözleri hâlâ bendeydi.
Elimdeki fotoğrafa baktı, sonra tekrar yüzüme.
“Ver onu, Mira.”
Ses tonu sakindi ama fazla sakindi.
İnsan bazen birinin bağırmasından değil, bağırmamak için kendini zorlamasından korkuyordu.
Fotoğrafı göğsüme yaklaştırdım.
“Niye?”
“Çünkü o fotoğrafı görmemen gerekiyor.”
Kaşlarımı çattım.
“Bir yıl önce çekilmiş bir fotoğraf bu.”
“Biliyorum.”
“Eren'in olduğu bir fotoğraf.”
“Biliyorum.”
“Peki neden bu kadar korkuyorsun?”
Emir'in çenesi gerildi.
Annem ayağa kalktı.
“Emir, ne oluyor?”
“Hiçbir şey.”
Bu kez güldüm.
Ama sinirden.
“Tabii. Gece yarısı eve geliyorsun, benim elimdeki fotoğrafı görünce rengin değişiyor ve sonra hiçbir şey olmadığını söylüyorsun.”
Emir bana doğru bir adım attı.
“Bana güven.”
Telefonum cebimde titredi.
İkimiz de sustuk.
Elimi cebime attım.
Yeni mesaj vardı.
«Ona güvenme.»
Başımı kaldırıp Emir'e baktım.
Bir an için mesajı ona göstermek istedim.
Sonra vazgeçtim.
“Sen Eren'le ölümünden önce görüştün mü?”
Emir'in yüzü değişti.
Annemin gözleri büyüdü.
“Ne?”
Soruyu annem sormuştu.
Emir ona bakmadı.
Ben bakmaya devam ettim.
“Görüştün mü?”
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonunda Emir gözlerini kapattı.
“Evet.”
Annem sandalyesine oturdu.
“Ne zaman?”
“Ölmeden birkaç saat önce.”
Kalbim hızlandı.
“Bana neden söylemedin?”
“Çünkü—”
“Çünkü ne?”
Emir sustu.
Sonra bana yaklaştı.
“Çünkü Eren benden senden bahsetmememi istedi.”
“Benden ne saklıyordu?”
“Bilmiyorum.”
“Yalan söylüyorsun.”
“Hayır.”
“Abartma,” dedi annem. “Hepimiz çok zor bir dönemden geçiyoruz.”
Başımı anneme çevirdim.
“Anne, Eren ölmeden birkaç saat önce abimle görüşmüş. Bana hiçbiriniz söylemediniz.”
Emir ellerini saçlarının arasından geçirdi.
“Eren bana bir şey verdi.”
“Neyi?”
Cevap vermedi.
“Emir.”
“Bir zarf.”
“Nerede?”
“Bende.”
Kalbim göğsümden çıkacakmış gibi atıyordu.
“İçinde ne var?”
“Bilmiyorum.”
“Yalan.”
“Bilmiyorum dedim!”
Emir ilk kez sesini yükseltti.
Annem irkildi.
Ben ise olduğum yerde kaldım.
Sonra Emir'in cebinden küçük, eski bir zarf çıkardığını gördüm.
Zarfı bana uzattı.
Üzerinde yalnızca tek bir isim yazıyordu.
MİRA
Parmaklarım uyuştu.
“Bunu neden şimdi veriyorsun?”
Emir cevap vermedi.
Zarfı açtım.
İçinden küçük bir kâğıt çıktı.
Üzerinde Eren'in el yazısı vardı.
Onu tanımamam mümkün değildi.
Titreyen parmaklarımla kâğıdı açtım.
Sadece iki cümle yazıyordu:
“Mira, eğer bunu okuyorsan, ben artık yanında değilim. Sana anlatacağım şeyden sonra bana kızabilirsin.”
Altında birkaç kelime daha vardı.
“Ama ne olursa olsun, 00:17'de gelen mesaja cevap verme.”
Nefesim kesildi.
Başımı kaldırdım.
Emir bana bakıyordu.
“Sen bunu biliyordun.”
“Evet.”
“Peki Eren 00:17'den neden bahsediyordu?”
Emir cevap vermedi.
Telefonum tekrar titredi.
Bu kez mesaj tek satırdı.
«Şimdi ona sor: O gece saat 00:17'de neredeydi?»
Emir'in yüzüne baktım.
“Abi…”
Sesim neredeyse çıkmıyordu.
“O gece saat 00:17'de neredeydin?”
Emir cevap vermedi.
Ve o sessizlik, verebileceği herhangi bir cevaptan daha korkutucuydu.