İçeriğe geç

00.17

Bölüm 2 · 2 dk okuma

00.17

Bölüm 2

Bölüm 2 — Bilinmeyen Numara

Telefonu elimde tutmaya devam ettim.

Ekrandaki son cümle gözümün önünde büyüyüp küçülüyordu.

“Ama onun neden öldüğünü biliyorum.”

Bir insanın hayatında bazı cümleler vardır. Okuduğun anda hiçbir şey eskisi gibi olmaz.

Bu onlardan biriydi.

Eren'in ölümünün üzerinden tam bir yıl geçmişti ve ben onun öldüğü geceyi konuşmaktan özellikle kaçınmıştım. İnsanlar bana defalarca aynı şeyi söylemişti.

“Artık kabullenmen gerekiyor.”

“Hayat devam ediyor.”

“Eren bunu isterdi.”

Sanki Eren'i unutmak iyileşmek demekmiş gibi.

Ben unutmadım.

Sadece sustum.

Telefonun klavyesini açtım.

Sen kimsin?

Yazdım.

Bir saniye düşündüm.

Sonuna soru işareti koymadım.

Gönderdim.

Cevap gelmedi.

Bir dakika geçti.

Sonra iki.

Sonra beş.

Mesaj kutusuna bakarken kendi kendime kızmaya başladım. Belki de biri benimle dalga geçiyordu. Belki okuldan biriydi. Eren'in eski arkadaşlarından biri. Belki de ölüm yıldönümünde beni korkutmak isteyen hasta biriydi.

Ama bir şeyi açıklayamıyordum.

“Bana güvenme, Mira.”

O cümleyi yalnızca Eren söylemişti.

Telefonu yatağın üzerine bıraktım ve ayağa kalktım.

Mutfağa gidip su içmek istedim ama koridorda ilerlerken salondan gelen hafif bir ışık gördüm. Annem uyumamıştı.

“Anne?”

Cevap gelmedi.

Salona baktım.

Televizyon açıktı ama sesi kapalıydı. Annem koltukta uyuyakalmıştı. Sehpanın üzerinde yarısı içilmiş bir çay ve yanında Eren'in ölümünden sonra annemin bana verdiği küçük fotoğraf albümü vardı.

Bir an durdum.

Albümün kapağını görünce içimde tuhaf bir şey oldu.

Sanki biri bana yaklaşmış ve kulağıma fısıldamıştı:

Aç.

Albümü elime aldım.

Sayfaları çevirdim.

İlkokul.

Ortaokul.

Doğum günleri.

Yaz tatilleri.

Eren'in aptalca güldüğü fotoğraflar.

Sonra son sayfaya geldim.

Fotoğrafın kenarında tarih vardı.

14 Eylül.

Eren'in öldüğü gün.

Fotoğrafı dikkatle inceledim.

Üçümüz vardık.

Ben.

Eren.

Ve Lara.

Ama fotoğrafın arkasında, camın yansımasında dördüncü bir kişi görünüyordu.

Kaşlarımı çattım.

Fotoğrafı yüzüme yaklaştırdım.

Siyah kapüşonlu biriydi.

Yüzü görünmüyordu.

Kalbim hızlandı.

Tam o sırada telefonum titredi.

Neredeyse elimden düşürüyordum.

Yeni mesaj.

Fotoğrafı buldun.

Başımı kaldırdım.

Salon bomboştu.

Annem hâlâ uyuyordu.

Tekrar telefona baktım.

Bir mesaj daha geldi.

O fotoğraftaki kişiyi hatırlamıyorsun.

Ardından:

Ama o seni hatırlıyor.

Telefonu kapattım.

Bu kez korkmuştum.

Gerçekten korkmuştum.

Çünkü artık bunun bir şaka olmadığını biliyordum.

Ve daha kötüsü vardı.

Fotoğraftaki kişiyi ben de daha önce görmüştüm.

Nerede olduğunu hatırlayamıyordum.

Ama yüzünü değil, gözlerini hatırlıyordum.

Koyu renk.

Sessiz.

Ve bana bakarken sanki beni çok uzun zamandır tanıyormuş gibi duran gözler.

Tam o anda dış kapının kilidi döndü.

Annem uyandı.

“Sen hâlâ ayakta mısın?” dedi.

Cevap veremedim.

Kapı açıldı.

Koridordan bir erkek sesi geldi.

“Anne, ışık açık kalmış.”

Abim Emir eve dönmüştü.

Ama Emir'i gördüğüm anda içimde garip bir his oluştu.

Çünkü onun yüzündeki ifade normal değildi.

Bana baktı.

Sonra elimdeki fotoğrafı gördü.

Ve bir anlığına yüzündeki bütün renk çekildi.

“Onu nereden buldun?” dedi.

“Bunu mu?”

Fotoğrafı kaldırdım.

Emir cevap vermedi.

Sadece bana baktı.

Sonra çok alçak bir sesle:

“Mira,” dedi, “o fotoğrafı hemen bana ver.”

Ve o anda anladım.

Abim bir şey biliyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.