“Bu kez sadece ben.”
Sözler ağzımdan çıktığında Aras'ın yüzü sertleşti.
“Olmaz.”
“Annem orada.”
“Bunun bir tuzak olduğunu biliyorsun.”
“Biliyorum.”
“Öyleyse neden gidiyorsun?”
“Çünkü annemi bulmam gerekiyor.”
Lara yanıma geldi.
“Ben de geliyorum.”
“Hayır.”
“Mira…”
“Lara, bu kez olmaz.”
Aras araya girdi.
“Tek başına gitmesine izin vermeyeceğim.”
“Bana izin vermek zorunda değilsiniz.”
Ceketimi aldım ve kapıya yöneldim.
Aras arkamdan geldi.
“Mira.”
Durmadım.
“Beni dinle.”
Döndüm.
“Ne?”
“Bana güvenmek zorunda değilsin. Ama yalnız gitmek zorunda da değilsin.”
Bir süre ona baktım.
Sonra başımı çevirdim.
“Arabada kal.”
Aras şaşırdı.
“Ne?”
“Beni takip et. Ama sahaya benimle girme.”
Birkaç saniye düşündü.
“Tamam.”
---
Eski basketbol sahasına vardığımda saat 01:08'di.
Saha yıllardır kullanılmıyordu.
Çocukken Eren'le burada saatlerce otururduk. O top oynar, ben tribünde kitap okurdum.
Bir keresinde bana:
“Bir gün buradan kaçacağım,” demişti.
“Nereye?”
“Her yere.”
“Ben de geleyim mi?”
“Sen zaten gelirsin.”
O zaman gülmüştük.
Şimdi aynı yere tek başıma yürüyordum.
Saat 01:16.
Telefonum titredi.
«Bir dakika kaldı.»
Sahanın ortasına geldim.
“Annem nerede?”
Sesim boş sahada yankılandı.
Cevap yoktu.
Sonra tribünlerin arkasından bir ses geldi.
“Geç kaldın.”
Bir adam çıktı.
Siyah kapüşon.
Aynı kişi.
Kalbim hızlandı.
“Annem nerede?”
“Önce sana bir şey göstermem gerekiyor.”
“Ne?”
Adam elindeki küçük cihazı kaldırdı.
Bir video açıldı.
Annem görünüyordu.
Bir sandalyede oturuyordu.
Ellerini bağlamışlardı ama yaralı değildi.
“Anne!”
Annem kameraya baktı.
“Mira, git buradan!”
Adam videoyu kapattı.
“Onu istiyorsan beni dinle.”
“Sen kimsin?”
“Bu sorunun cevabını zaten biliyorsun.”
“Hayır.”
Adam başını kaldırdı.
Kapüşonun altında yüzünü gördüm.
Ve dünyam durdu.
Emir.
Abim.
“Hayır…”
Bir adım geri çekildim.
“Sen…”
Emir kapüşonunu çıkardı.
Yüzünde yorgun bir ifade vardı.
“Mira, sana zarar vermeyeceğim.”
“Annem nerede?”
“Güvende.”
“Beni neden buraya çağırdın?”
“Çünkü sana başka türlü ulaşamazdım.”
“Bütün bunları sen mi yaptın?”
Emir sustu.
“Mesajları sen mi gönderdin?”
“Hayır.”
“Eren'i sen mi öldürdün?”
Emir'in yüzü değişti.
“Hayır.”
“Peki neden herkes senden şüpheleniyor?”
“Çünkü Eren benden şüpheleniyordu.”
“Sen ne saklıyorsun?”
Emir gözlerini yere indirdi.
“Eren ölmeden önce bana bir dosya verdi.”
“Aras da aynı şeyi söyledi.”
“Aras sana her şeyi anlatmadı.”
“Sen de anlatmadın.”
Emir cebinden küçük bir USB bellek çıkardı.
“Bunun içinde Eren'in son kaydı var.”
Elimi uzattım.
Tam USB'yi alacakken sahadaki projektörlerden biri yandı.
Sonra diğeri.
Sonra üçüncüsü.
Emir arkasına baktı.
Ben de baktım.
Sahanın girişinde Aras duruyordu.
“Emir.”
Aras'ın sesi buz gibiydi.
Emir geri çekildi.
“Buraya gelmemen gerekiyordu.”
Aras bir adım attı.
“Onu senden uzak tutmam gerektiğini söylemiştim.”
Emir güldü.
“Sen hâlâ Eren'in sana söylediği her şeye inanıyorsun.”
Aras'ın yüzü gerildi.
“Eren bana yalan söylemedi.”
“Hayır,” dedi Emir.
“Eren sana her şeyi anlatmadı.”
Ben ikisine baktım.
“Yeter!”
İkisi de sustu.
“Artık bana yalan söylemeyeceksiniz.”
USB'yi Emir'in elinden aldım.
“Bunu açacağım.”
Emir başını salladı.
“Aç.”
“Sonra?”
“Sonra her şeyi anlayacaksın.”
Telefonum titredi.
Saat:
01:17
Yeni mesaj:
«Mira, sakın USB'yi açma.»
Bir saniye sonra ikinci mesaj geldi:
«Çünkü içinde Eren'in ölümünü değil, senin ölümünü gösteren video var.»
Ekrana bakakaldım.
Başımı kaldırdığımda Emir ve Aras aynı anda bana bakıyordu.
Ve ikisinin yüzünde de aynı korku vardı.