İçeriğe geç

소울 대학교

Bölüm 7 · 2 dk okuma

소울 대학교

Bölüm 7

루카스의 나쁜 결말

Bölüm 8 — Köşeye Sıkıştırma (Kötü Son) Gece soğuktu; kampüs sokak lambaları uzun gölgeler düşürüyordu. Lucas, tek başına yürüyordu — modası geçmiş bir kabanının yakasını kaldırmış, düşüncelerinin içinde kaybolmuştu. Kibo, izliyordu. O anın geleceğini Lucas’ın hiç tahmin etmediği açıktı. Kibo sessiz adımlarla yanına yaklaştı. Gözleri kararmış, yüzünde yılların birikmiş kırılganlığı vardı. Lucas dönüp arkadaşına bakınca, Kibo’nun yüzündeki ifadeyi gördü: yaralanmışlık, ihanete uğramışlık ve biriken hınç. “Kibo…” diye başladı Lucas, ama sözcükler boğazında kaldı. Kibo bir an durdu, sonra hızla Lucas’ı duvara sıkıştırdı. Ellerinin titrediğini fark etti Lucas; Kibo’nun ellerinde bir şey vardı — küçücük, soğuk bir parlaklık. “Neden yaptın?” Kibo’nun sesi kısık, kırılmıştı. “Neden bana bunu yaptın, Lucas? Bana söylediğin sözler… bana verdiğin umutlar…” Lucas, Kibo’nun gözlerine baktı; orada suçluluk değildi, bir uzaklık vardı. “Hiçbir şey olmadı, Kibo. Sadece… bir an oldu. Biz—” “Sadece bir an mı?” Kibo’nun sesi yükseldi, kontrolsüz bir acıyla. “Ben sana güvenmiştim. Her gece seni bekledim. Sana her şeyi söyledim.” Lucas bir adım geri çekildi. “Bunu böyle büyütme—” diye başladı ama Kibo cümleyi kesildi. Gözlerinde yıllardır sakladığı bir şey, başıboş bir ateş gibi parladı. Kibo'ın elindeki bıçak parlar gibi oldu. Lucas şaşkınlıkla ona baktı; bir an için her şey dondu. Kibo hiçbir şey demeden bir hamle yaptı — hızlı, hesaplanmış değil, daha çok duygunun dışavurumu gibiydi. Bıçak Lucas’a saplandı. Lucas, dagılan bir bağırış attı; sokaktaki gece sessizliğini bozdu. Kan sesi değil, nefeslerin düzensizliği, acının insan sesi, ortalığı doldurdu. Kibo, adeta kendine gelmiş gibi geri çekildi, gözleri doldu — ama hiçbir pişmanlık anında gösteremiyordu; yüzü donuk, nefesi ağırdı. Lucas yavaşça çöktü; yere düşerken gözleri Kibo’ya takıldı. “Kibo… neden?” diyebildi son bir güçle. Kibo hiçbir şey söyleyemedi; elleri titriyordu, bıçak yavaşça yere düştü. O an çevrede birkaç neon ışık dışında hiçbir şey yok gibiydi — sadece iki insan, birbirine kırılıyor. Birkaç dakika sonra birisi koşarak geldi; uzak bir binadan gelen ayak sesleri, telefonla aramalar. Kibo, olayın ağırlığıyla sersemlemiş halde orada kaldı. Polis ve ambulans kısa süre içinde geldi; kampüsün gece güvenliği, olay yerine ışıklarını tuttu. Kibo, ayaktaydı ama sanki bedeni ağır bir şeyin içinde sürükleniyordu. Lucas hastaneye kaldırıldı ama burada anlatımı grafiğe kaçırmadan söyleyeyim: o gece Lucas hayata veda etti. Kampüs bir anda bir haber dalgasıyla çalkalandı; öğrenciler ve öğretim üyeleri şoktaydı. Kibo gözaltına alındı; ifadesinde ağladı, bağırdı, sonra sustu. Kimse tam olarak ne olduğunu kolayca anlamadı — bir aşkın, bir ihanetin ve kırılmanın anlık patlaması mı yoksa yılların birikmiş acısı mıydı, tartışıldı. No-uel, Kibo’nun yanına koştuğunda gördüğü manzara onu da sarstı. Kibo donuk, boş bakışlı, elleri kan kokusunu taşıyordu. No-uel ne diyeceğini bilemedi; “Neden…” diye sordu sonunda, sesi titreyerek. Kibo sadece başını salladı. Sözcükler yetmedi. Bölüm, kampüsün sabah ışığıyla kapanırken geride kalan kırık kalpler, soru işaretleri ve bir ölümün gölgesini bıraktı. Herkes, o gece olanların ardından başka biri oldu; hiçbir şey eskisi gibi değildi. ---

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.