Arşiv odasındaki o büyüleyici dakikalar, dışarıdan gelen ani bir ayak sesiyle bıçak gibi kesildi. Devrim, Asena’nın dudaklarından zorlukla ayrılarak kulak kabarttı. Adımlar tam kapının önünde durdu. Kilitli kapının kulpu yukarı aşağı oynadı.
"Kimse var mı içeride? Kapı neden kilitli?"
Bu ses, finans departmanının her şeyden nem kapan kıdemli uzmanı Selin’e aitti. Selin, ofisteki her dedikoduyu ilk duyan, gözünden hiçbir detay kaçmayan tehlikeli biriydi.
Asena nefesini tuttu. Kalbi o kadar sert çarpıyordu ki, sesinin dışarıdan duyulacağından korktu. Devrim ise soğukkanlılığını kaybetmeden Asena’nın saçını düzeltti, üzerini hızlıca toparladı ve tok bir sesle dışarıya seslendi:
"Ben içerideyim Selin Hanım. Yönetim kurulu rapor arşivlerini inceliyorum. Gizlilik derecesi yüksek belgeler olduğu için kapıyı kilitledim. Bir dakika bekleyin."
Devrim, yerdeki dosyaları hızla toplayıp Asena’nın eline tutuşturdu. Ona "Ben çıkınca arkamdan düzenle ve sakin ol" der gibi baktı. Kapının kilidini açıp dışarı çıktığında, Selin şüphe dolu gözlerle onu süzüyordu.
"Ah, Devrim Bey... Kusura bakmayın, ben de geçen ayın faturalarına bakacaktım," dedi Selin, gözlerini Devrim’in arkasındaki karanlık odaya dikmeye çalışarak. "Sizi bu saatte yalnız bırakmıyorlar anlaşılan?"
Devrim, o buz gibi, mesafeli duruşunu takındı. "İş her zaman önce gelir, Selin Hanım. İyi akşamlar."
Devrim uzaklaşırken, Asena elindeki dosyalarla odadan çıktı. Selin’in keskin bakışları anında Asena’nın hafifçe dağılmış sarı saçlarına ve yüzündeki kızarıklığa kaydı. Selin hiçbir şey söylemedi ama dudaklarının kenarında beliren o yapmacık tebessüm, her şeyi anladığının kanıtı gibiydi. Bu durum ikisi için de büyük tehlikeydi.
Çünkü bu ilişki sadece şirket kurallarına aykırı değildi; çok daha büyük engelleri vardı. Devrim, geleneklerine ve ailesine sıkı sıkıya bağlı köklü bir aşiretin tek varisiydi. Ailesinin onun için çoktan seçtiği, kendi kültürlerinden bir gelin adayı vardı. Asena gibi yarı Rus, modern bir kadını asla kabul etmeyeceklerini biliyordu. Asena’nın dünyasında ise durum farklıydı; kariyer basamaklarını tırnaklarıyla kazıyarak tırmanmıştı ve adının bir plaza dedikodusuna karışması, tüm emeğinin silinmesi demekti.
O akşam otoparkın en karanlık köşesinde, Devrim’in siyah cipinin içinde buluştuklarında hava her zamankinden daha gergindi.
Devrim, direksiyonu sıkan nasırlı ellerini gevşetip Asena’ya döndü. "Selin bizden şüpheleniyor," dedi, sesi endişeliydi. "Eğer bir açık verirsek, bu fırtınanın önünde ne benim ailem durur ne de senin kariyerin kalır, Asena."
Asena, adamın yüzündeki o sert ama çaresiz ifadeye baktı. Elini Devrim’in yanağına koydu. "Biliyorum," diye fısıldadı. "Ama bu tehlike beni korkutmak yerine sana daha çok bağlıyor."
Devrim, kadını kendine doğru çekip alnından öptü. Bu aşk, İstanbul’un en yüksek binasında, patlamaya hazır bir bomba gibi pimini çekmiş bekliyordu. Ve Selin, o pimi tutan el olmaya çok yakındı.