Kuzey, tapınağın taş zemininde kalbi ve ruhu paramparça bir şekilde yatarken, arabanın izleri ormanda kaybolmuştu. Harekete geçmek zorundaydı, ama nereye gidecekti? Tekrar Mi-Young'a ulaşmak, daha büyük bir tuzağa düşmek anlamına gelebilirdi. Jinsu, Mi-Young'un da Aksoy'un ajanı olduğunu iddia etmişti. Kuzey, Mi-Young'un ona olan sevgisine ve desteğine rağmen, bu karanlık şüpheyle yüzleşmek zorundaydı. Artık tek bir güvenilir bağlantısı bile kalmamıştı. Öfkesi ve çaresizliği onu boğarken, dikkatini tekerlek izlerine verdi. Jinsu'nun aracı, Jeju'nun doğu kıyısına doğru gidiyor gibiydi; muhtemelen adadan hızla uzaklaşmak için gizli bir limana veya havaalanına. Kuzey, telefonu cebine attı. Mi-Young'a ulaşmak şu an bir riskliydi. Tek yapabileceği şey, Jinsu'nun izini sürmekti. Kaçırılışın Ardındaki Gerçek Bu sırada, arazi aracı Jeju'nun bozuk yollarında hızla ilerliyordu. Ön koltukta Jinsu, arkada ise uyuşturucunun etkisiyle yarı baygın yatan Yağmur ve iki U.D.S. ajanı vardı. Yağmur, bilinci gidip gelirken başının döndüğünü hissetti. Göz kapakları ağırdı, ama zihninin derinliklerinde bir şey çığlık atıyordu. Bu çığlık sadece tehlike değil, aynı zamanda yeni bir hayatın varlığıydı. Birkaç gün önce, o orman evinde, Mi-Young'un hazırladığı bitkisel çayın bile düzeltemediği mide bulantıları başlamıştı. Yağmur, geçmişindeki tüm kabile bilgeliğini hatırlayarak, basit ve kesin bir gerçeği fark etmişti: Hamileydi. İki aydır, kendisi ve Kuzey'in yasak aşkının meyvesini taşıyordu. Bayılmadan hemen önceki o an, Kuzey'e bakarken, Yağmur'un korkusu birdenbire anlam kazanmıştı. Bu sır, sadece dünyayı kurtaracak formülün anahtarı değildi; bu, onu Kuzey'e sonsuza dek bağlayan bir sır, bir mucizeydi. Ve Aksoy, şimdi sadece formülü değil, onun çocuğunu da rehin alıyordu. Bu bilgi, uyuşmuş bedenine rağmen onu uyanık tutuyordu. Kuzey, orman yolunda hızla ilerliyordu. Jinsu'nun arabasının lastik izlerini takip etmesi zor değildi. Her iz, intikam arayışını körüklüyordu. Oraya gitmeli, Yağmur'u kurtarmalıydı. Aklında, Yağmur'un bayılmadan önceki o son bakışı dönüp duruyordu. Gözlerinde sadece korku değil, daha derin, daha anlamlı bir ifade vardı. Sanki ona bir sır fısıldıyordu. Aniden, tekerlek izlerinin yakınında, Yağmur'un kaybolmadan hemen önce yanından fırlatıldığı küçük, yıpranmış Kore kabile bileziğini fark etti. Bu, onun çocukluğundan kalma, anlamlı bir tılsımdı. Kuzey, bileziği yerden aldı. Bileziğin ucundaki metal plaka parmağının ucuna bir şey kazındığını hissettirdi: "G...G" (Güney'in baş harfleri). Bu anlamsız bir kod olmalıydı. Tam o anda, yerde biraz ileride, dikkatle gizlenmiş ve neredeyse görülmesi imkansız bir ikinci küçük bilezik daha buldu. Bu bileziğin üzerinde ise bir sayı vardı: "2". Kuzey'in beyninde şimşekler çaktı. Yağmur, kaçırılmadan hemen önce bu bilezikleri, arabanın izlerine yakın bir yere, bilerek atmıştı. G.G. 2 G...G: Güney Kore'nin başkenti Seul'deki bir yer? 2: İki numaralı bir şey? Kuzey, Yağmur'un zekasını biliyordu. Bu bir şifreydi, ona Aksoy'un üssünün yeri hakkında bir ipucu veriyordu. Gyeonggi-do (GG), Seul'ün etrafındaki büyük bir eyaletti. Ya da daha basit bir şey... Kuzey, cebindeki Jinsu'dan kalma telefonu çıkardı. Numarayı çevirmeye tereddüt etmedi, ama bu kez aradığı kişi Mi-Young değildi. Haritayı hatırladı. Mi-Young, ona Jeju'ya gitmesi gereken küçük balıkçı limanını göstermişti. Orada bir tekne bulacaklardı. "Jinsu'nun bahsettiği yasak aşkın takibi yalan değil," diye fısıldadı Kuzey. "O halde, Mi-Young'un anlattığı yardım da yalan olamaz." Kuzey, tapınağın yıkıntılarına son bir kez baktı. Artık intikam değil, kurtuluş için hareket etme zamanıydı. Aksoy'un gizli üssüne giden yol, Yağmur'un fısıldadığı bu küçük, hayat dolu sırrın içinde gizliydi. Kuzey, bilmediği bir şey için savaşmaya gidiyordu; sadece sevdiği kadını ve dünyayı değil, aynı zamanda varlığından haberdar olmadığı küçük bir umut tohumunu da kurtaracaktı.
Bölüm 26
Sır
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.