İçeriğe geç

𝙲𝙰𝚂𝚄𝚂

Bölüm 24 · 3 dk okuma

𝙲𝙰𝚂𝚄𝚂

Bölüm 24

Sisin içindeki göz

Gece ilerlerken, geminin motorunun monoton uğultusu, denizin sonsuz fısıltısıyla karışıyordu. Kuzey ve Yağmur, fener ışığının aydınlattığı güvertede sessizce duruyorlardı. Jeju Adası'na doğru yolculuklarının her milimetresi, onları Aksoy'a ve U.D.S'in biyolojik silah tehdidine biraz daha yaklaştırıyordu. Yağmur başını Kuzey'in omzuna yasladı. "Mi-Young'un neden hiç 'savaş' kelimesini kullanmadığını merak ediyorum," diye fısıldadı. "Hep 'koruma' dedi." Kuzey, omzunu öperek cevap verdi. "Çünkü o haklı, fıstığım. Bizim savaşımız, birini yok etmek için değil. Bir şeyi korumak için. Senin içindeki sırrı, o kabilelerin bilgisini, hayatı korumak için." Gözlerini karanlık denizde gezdirdi. "Jinsu'nun bahsettiği yasak aşkımız... Sanırım Aksoy'un gerçekten de kullanacağı şey bu. Birbirimize olan zaafımız." Sabahın erken saatlerinde, gemi açık denizdeydi. Kuzey, uykusu kaçtığı için güverteye çıkmıştı. Gemi sallanırken, ufukta bir karaltı belirdi. Çok alçaktan uçan, hızla yaklaşan bir insansız hava aracıydı (drone). Geminin tepesinde birkaç daire çizdi ve ardından hızla uzaklaştı. Kuzey'in kalbi yerinden çıkacak gibi oldu. Takip ediliyorlardı. Aksoy, Mi-Young'un uyarılarında olduğu gibi, onların izini bulmuştu. Drone'un görevi keşif miydi, yoksa bir saldırının öncüsü müydü? Hemen aşağı indi ve Yağmur'u uyandırdı. Durumu kaptana da bildirdi ama kaptan sadece omuz silkti. "Buralarda sıklıkla askeri tatbikatlar olur," dedi, ama gözlerindeki huzursuzluk Kuzey'in içgüdülerini haklı çıkardı. Öğle saatlerinde, Jeju Adası'nın silüeti görünmeye başladığında, tehlike somutlaştı. Gökyüzündeki drone'u bu kez bir değil, iki adet yüksek hızlı, siyah zodyak bot takip ediyordu. Her biri, ağır silahlı, kar maskeli adamlarla doluydu. Kıyıya o kadar yakınlardı ki, Kuzey onların soğuk kararlılığını hissedebiliyordu. U.D.S.'in profesyonel infazcılarıydı. "Hemen aşağıya inin!" diye bağırdı Kuzey, Yağmur'u kolundan tutup geminin ambarına doğru çekerken. Kaptan, telsizi kaptığı gibi panik içinde bağırmaya başladı. Zodyak botlardan biri gemiye yanaştı ve ilk otomatik silah sesleri duyuldu. Kurşunlar metalde sekerek güvertede delikler açıyordu. "Şimdi değil, Yağmur! Daha değil!" diye fısıldadı Kuzey. Savaşma isteğini Yağmur'un gözlerinden okuyordu. Ambar, tuz kokan balık ağları ve eski kasalarla doluydu. Kuzey, ambarın en arka tarafındaki küçük bir kapıyı fark etti—teknenin alt güvertesine inen bir merdivendi. Kapıyı açtılar ve hemen aşağıya indiler. İnfazcıların ağır bot sesleri üst güverteden duyulmaya başladı. Kapıyı kilitlerken Kuzey, "Bizi oyalayacak bir şeye ihtiyacımız var," dedi. Yağmur'un gözleri, ambarın bir köşesindeki küçük bir benzin bidonuna takıldı. "Şu..." Kuzey hemen anladı. Hızlıca bidonu aldı ve merdivenlerin başlangıcına döktü. Ardından, cebinden çakmağını çıkardı. Tam o sırada, üstteki kapıya sert bir omuz darbesi geldi. Kapı dayanamayacaktı. "Hazır mısın?" diye sordu Kuzey. Yağmur, gülümsedi. O anki kararlılığı ve cesareti, Kuzey'in ilk gördüğü o kırılgan kadından ne kadar uzaklaştığının kanıtıydı. "Jeju bizi bekliyor, Kuzey. Gidelim." Kuzey çakmağı çaktı ve alev, döktüğü benzinin üzerinde hızla yayıldı. Kapının kırılmasıyla eş zamanlı olarak, alevler merdivenleri yalamaya başladı. Yoğun duman ve ısı, infazcıları geri püskürtecekti, ama bu onlara sadece birkaç dakikalık bir zaman kazandırabilirdi. Sisin İçinde Sığınak Alt güverte, bir cehennem gibiydi. Motorun gürültüsü ve üst kattaki çatışma sesleri arasında, Kuzey ve Yağmur teknenin karaya en yakın tarafına doğru koştular. Teknenin altında küçük, metal bir çıkış kapısı vardı. Kuzey, kapıyı açmak için uğraşırken, Yağmur hızla etrafına bakındı. "Bizi burada yakalamalarına izin vermeyeceğim," dedi. Kapıyı açtılar. Deniz suyu içeri dolmaya başladı. Kuzey, Yağmur'u kendine çekti. "Jeju'ya doğru yüzmeliyiz. Orası çok yakın." Son bir darbeyle kapıyı ittiler ve kendilerini soğuk sulara bıraktılar. Geminin gövdesinin altında yüzdüler, sonra da hızla kıyıya doğru kulaç atmaya başladılar. Deniz sisle kaplıydı ve bu onlar için bir nimetti. Kıyıya ulaştıklarında, Jeju'nun volkanik taşlıkları ve sık bitki örtüsü arasında kendilerini gizlediler. Arkalarında, kargo gemisi yanıyordu ve zodyak botlardan gelen hayal kırıklığı dolu bağırışlar duyuluyordu. Nefes nefese, ıslak ve titrek bir haldeydiler. Ama Jeju Adası'ndaydılar. "Jinsu," dedi Yağmur, nefes alıp vermeye çalışarak. "O bizi bekliyor olmalı." Kuzey, elini Yağmur'un eline kenetledi. "Gitmeliyiz, fıstığım. O tapınak bizi bekliyor. Karşı formülün bir parçası ve sığınak. Aksoy ve U.D.S. gelmeden önce." Sisin içinde, Jeju'nun dik, taşlık yolunda yürümeye başladılar. Bu adanın her taşı, Kore'nin kadim bilgeliği ve sırlarıyla doluydu. Onların yasak aşkı, bu tehlikeli topraklarda şimdi sadece bir zaaf değil, aynı zamanda hayatta kalmalarını sağlayacak sarsılmaz bir kararlılığın kaynağıydı

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.