Kuzey, kendisini takip eden adamlara karşı ateş açarken, mermilerin taksinin enkazına ve kayalara çarpma sesleri Çakal Deresi'nin sessizliğini yırtıyordu. Attığı birkaç isabetli kurşun, birinci minibüsten çıkan iki adamı yere serdi. Ancak ikinci minibüsten inen dört kişi daha vardı ve hızla pozisyon alıyorlardı. Kuzey’in siper aldığı yer zayıftı, sadece küçük bir kaya ve sınır tellerinin hemen ötesindeki çalılıklar ona koruma sağlıyordu. "Teslim ol, Kuzey! Yağmur'u ve o tüpü bize ver! İnan bana, bu işi kansız bitirmek istemiyoruz!" diye bağırdı adamlardan biri, sesi vadide yankılanarak. Kuzey, kucağındaki tüpü sıkıca tutuyordu. Yağmur, çalılıkların arasında inliyordu; ateşi yükselmişti ve artık bilinci yarı açıktı. Kuzey, son mermilerini harcadığını fark ettiğinde dehşete kapıldı. Şarjör boştu. Gözleri, sınırın ötesine, belki de sadece birkaç yüz metre uzakta olan, loş ışıklı küçük bir sınır karakoluna kaydı. Oraya ulaşabilseydi, kurtulabilirlerdi. Son bir çaresizlikle, Yağmur’u omzuna yükledi. Tüpü sırt çantasına attı ve koşmaya başladı. Ancak yorgunluk ve omzundaki ağırlık onu yavaşlatıyordu. "Ateş etmeyin! Canlı istiyor!" diye bir emir duyuldu arkadan. Adamlar, Kuzey’e doğru koşmaya başladılar. İki adam, Kuzey'in bacağını hedef alarak bir el ateş etti. Kurşun, Kuzey’in baldırını sıyırıp geçti. Acıyla sendeledi ama düşmedi. Tam bu sırada, sınırın ötesindeki karakoldan iki üniformalı asker koşarak onlara yaklaştı. "Durun! Sınırı ihlal ediyorsunuz!" Aksoy'un adamları, sınır muhafızlarını görmezden geldi. En öndeki iki kişi, son bir hamleyle Kuzey’in üzerine atıldı. Kuzey, Yağmur’u düşürmemek için mücadele ederken, tüpün olduğu sırt çantası elinden fırladı ve yuvarlanarak tel örgüye doğru gitti. Zaten yaralı ve bitkin düşmüş olan Kuzey, iki güçlü adamın pençesinde daha fazla dayanamadı. Adamlar, onu kayalara çarparak yere yıktılar. Yağmur, sarsıntıyla çığlık atarak Kuzey’in kollarından kaydı. Son anlarında, Kuzey'in gözleri, yerde yuvarlanan sırt çantasından dışarı fırlamış, cam tüpe takılı kaldı. Tüp, sınır tellerinin hemen dibinde, parlak ay ışığı altında parlıyordu. Aksoy'un adamları, Kuzey’i hızla kelepçelediler. Biri, Yağmur’u kucaklarken diğeri de tüpü yerden alarak zaferle havaya kaldırdı. "İş tamamdır! Tüp ve kız da elimizde," diye kıkırdadı adam. Sınır muhafızları, olaya nihayet müdahale edebildiklerinde, çok geçti. Kuzey, kanlar içinde yerde yatıyor, başı dönüyordu. Gözlerini zar zor açtı. Aksoy'un adamları, tüpü ve Yağmur’u alarak hızla minibüslere bindiler. Kuzey’in son gördüğü şey, Yağmur’un yüzündeki çaresiz, son bakıştı. Ardından, bir sınır muhafızının sesi geldi: "Yakalayın bunu! Sınır ihlali ve çatışma!" Kuzey’in bedeni, artık ne tüpü ne de Yağmur’u koruyabilecek durumdaydı. Gözleri kapandı ve bilinci kaybolmadan önce aklından tek bir düşünce geçti: Kaybetmişti. Kuzey, soğuk, nemli bir hücrede uyandı. Bilekleri, arkasındaki demir ranzaya kelepçelenmişti. Başında zonklayan bir ağrı vardı ve bacağındaki kurşun sıyrığı temizlenmiş ama kabaca bandajlanmıştı. Burası bir hapishane değil, Aksoy'a ait bir sorgu tesisi gibi görünüyordu; yasa dışı ve gizli. Kapı, gıcırdayarak açıldı. İçeri, pürüzsüz bir takım elbise giymiş, Kuzey’in hayatını mahvetmeye yeminli adam olan Aksoy girdi. Arkasında, bir doktor edasıyla beyaz önlük giymiş başka bir adam vardı. "Hoş geldin, Kuzey. Görüyorum ki, kahramanlık denemelerin burada sona erdi," dedi Aksoy, sakin ama iğneleyici bir tonda. Elinde, Kuzey’in sırt çantasından çıkardığı cam tüp duruyordu. Tüpün içindeki sıvı, odanın loş ışığında parlıyordu. "Yağmur nerede?" diye sordu Kuzey, sesi boğuk çıkıyordu. Kelepçelerden kurtulmak için çırpındı. Aksoy, tüpü nazikçe salladı. "Kız mı? O şu anda seninle aynı binada. Ama durumu pek iyi değil. Yaranın enfeksiyon kapması an meselesi ve biliyorsun, bu yeraltı tesislerinde hijyen lüks bir şeydir." Aksoy, yanındaki adama döndü. "Dr. Murat, tüpü inceledi. İçindeki veri, beklediğimizden daha değerli çıktı, öyle değil mi?" Dr. Murat, Kuzey’e doğru iğrenerek baktı. "İçinde, Kuzey'in iddia ettiği gibi 'kuyu suyu' değil, çok özel bir DNA dizilimi var. Kime ait olduğu henüz kesinleşmedi ama bu dizilim, nadir bir genetik hastalığa karşı geliştirilmiş bir tür antikor programının anahtarı. Eğer doğruysa, bu, tüm ilaç endüstrisini altüst edecek bir keşif." Kuzey, dehşetle yutkundu. "Bu, Yağmur’un annesinin araştırmasıydı... Onun son isteğiydi... Onu koruyun..." Aksoy güldü, alaycı bir sesle. "Koruyacağız, Kuzey. Hem de çok iyi koruyacağız. Ama önce, o tüpün kime ait olduğunu ve tam olarak ne işe yaradığını bize anlatacaksın. Eğer anlatmazsan..." Aksoy, odanın köşesindeki monitöre işaret etti. Monitörde, zayıf ve solgun görünen Yağmur’un hastane yatağında yattığı bir görüntü belirdi. Solgun yüzü ve hızlı, sığ nefes alışları, durumunun kritik olduğunu gösteriyordu. "Anlatana kadar, Yağmur'a hak ettiği tıbbi bakımı sağlamayacağım. O tüpün içindeki bilgi senin son kozun, Kuzey. Ve şimdi o koz, benim elimde. Seçimin basit: Ya konuşursun, ya da kızı ölüme terk edersin." Kuzey, kelepçelenmiş bileklerini zorladı, demir ranzayı bile yerinden oynattı. Ama faydası yoktu. Tüp gitmişti. Yağmur esirdi. Ve Kuzey, şimdi hayatının en kritik seçimini yapmak zorundaydı
Bölüm 17
Son kaçış
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.