BÖLÜM 4: KURŞUNLAR VE SIKIYÖNETİM
Hakim tokmağını masaya vurduğunda salondaki uğultu tepe noktasına ulaştı. "Sanık Viktor Sokolov’un adli kontrol şartı ve yüksek kefaletle tutuksuz yargılanmasına karar verilmiştir."
Savcının yüzündeki öfke ve çaresizlik, Rachel’ın ilk zaferinin tesciliydi. Ancak bu zafer, Adalet Sarayı’nın o yüksek tavanlı, korunaklı duvarları arasında kalmaya mahkûmdu. Dışarıda onları bekleyen dünya, yasaların değil, güç ve kurşunların geçtiği vahşi bir alandı.
Viktor, sivil kıyafetlerini giyip kelepçelerinden kurtulduğunda ilk iş olarak ceketini düzeltti ve Rachel’a doğru yürüdü. "Aşağıdaki kalabalık sadece gazetecilerden ibaret değil Rachel. Arkamda dur ve ne olursa olsun yanımdan ayrılma."
"Ben kendi başımın çaresine bakabilirim Viktor," dedi Rachel çantasını omzuna takarken.
"Bu bir meydan okuma değil, hayatta kalma kuralı Avukat," diye karşılık verdi Viktor. Sesi emrediciydi ama gözlerinde belirgin bir endişe vardı.
Binanın devasa ön kapısından çıktıkları an, onlarca flaş patladı. Gazetecilerin bağırışları, mikrofon uzatma çabaları ve korumaların oluşturduğu etten duvar tam bir karmaşaya dönüştü. Merdivenlerin alt bölümünde üç adet siyah zırhlı SUV çalışır vaziyette bekliyordu.
Tam o sırada, caddenin karşısındaki yüksek binanın çatısından ince, metalik bir ses yukarılara tırmandı.
Viktor’un askeri geçmişinden kalan refleksleri saliseler içinde devreye girdi. Bir keskin nişancı tüfeğinin kurşun sesi hava basıncıyla kulağını sıyırdığı an, önlerindeki başkorumanın göğsünde kırmızı bir leke açıldı ve adam yere yığıldı.
"YERE YAT!" diye kükredi Viktor.
İkinci kurşun mermere isabet edip kıvılcımlar çıkarırken, Viktor tek bir hamlede Rachel’ı belinden kavradı ve kendi gövdesini ona siper ederek merdivenlerden aşağı yuvarlanırcasına indi. Gazetecilerin çığlıkları, kaçışan kalabalık ve patlayan silah sesleri birbirine karıştı.
Viktor belinden çıkardığı yivli tabancayla çatıya doğru iki el ateş ederken, diğer eliyle Rachel’ı sarsılmaz bir güçle tutuyordu. Hayatında ilk kez bir çatışmanın tam ortasında kalan Rachel, kulakları çınlarken Viktor’un göğsündeki sertliği ve kalbinin ritmini hissedebiliyordu. Adamın gözlerindeki soğukkanlılık, ölümün kıyısında bile bozulmamıştı.
"Araca! Hemen!" diye bağırdı Viktor adamlarına.
Viktor, Rachel’ı zırhlı aracın arka koltuğuna adeta fırlattı ve kendisi de hemen arkasından içeri atlayıp kapıyı hızla kapattı. Sürücü koltuğundaki adam gaza sonuna kadar bastı; tekerleklerin yak yakan çığlığı fırtınalı caddede yankılandı.
Rachel koltukta doğrulmaya çalışırken nefes nefeseydi. Elleri titriyor, kalbi göğüs kafesini patlatacakmış gibi çarpıyordu. Viktor ise camdan dışarıyı kontrol ediyor, bir yandan da şarjörünü değiştiriyordu.
"İyi misin?" dedi Viktor, bakışlarını dışarıdan çekip Rachel’a döndürerek. Sesi ilk kez bu kadar yumuşak ve kaygılıydı.
"Ben... ben iyiyim," diye fısıldadı Rachel. Ancak parmaklarının titremesine engel olamıyordu. "Bu... bu delilikti! Şehrin ortasında, gündüz vakti!"
Viktor, kana bulanmış ellerine bakmadan nazikçe uzandı ve Rachel’ın titreyen ellerini kendi avuçlarının içine aldı. Sıcak ve güçlü dokunuşu, Rachel’ın panik dalgasını bir anda kırdı.
"Seni bu tehlikenin içine attığım için üzgünüm," dedi Viktor, gözlerinin içine bakarak. "Ama artık geri dönüş yok. Şehirde kalamayız. Seni koruyabileceğim tek yere gidiyoruz."