İvy Ashford
Bu kez beni uyandıran güneş değildi. Yorganın üzerinden gelen hafif ağırlığı hissedince gözlerimi aralamadan homurdandım. “Beş dakika daha…”
Tam yeniden uykuya dalacakken kulağımın dibinde ciddi bir ses duyuldu. “İvy Ashford.”
Kaşlarımı çattım. “Hm…”
“Evde fare var.”
Bir anda gözlerimi açıp doğruldum. “Ne?!”
Elijah yatağın yanında kollarını bağlamış durmuştu. Yüzü her zamanki kadar sakindi. “Mutfakta gördüm.”
Yatağın üzerinden neredeyse zıplayarak indim. “Nerede?!”
“Elbette…” Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. “…şu an tam karşımda.”
Birkaç saniye durdum. Sonra söylediğini anladım. “Elijaaahh!” Yastığı kaptığım gibi ona fırlattım.
Hiç zorlanmadan havada yakaladı. “Günaydın.”
“Ben seni var ya…”
“Elbette.”
Bir adım attım. O da geri çekildi. “Kaçma!”
“Kaçmıyorum.”
“Yalan!”
Koridora çıkar çıkmaz peşinden koştum. Elijah kahkahasını zor tutuyordu. “Korumanı dövemezsin.”
“İstediğim kadar döverim!”
“Bu insan haklarına aykırı.”
“Ben de insan değilim şu an!” Tam ona yetişecekken yön değiştirdi. “Yakaladım!” Kolunu tuttum ama bir anda beni hafifçe kendi etrafında döndürdü.
“Dikkat.”
Dengemi kaybedince yine göğsüne çarptım. “Off…”
“Sabah reflekslerin hâlâ uykuda.”
Dilimle yanak içimi şişirdim. “Sen hile yapıyorsun.”
“Elbette.”
“Şu 'elbette'yi bırak artık!”
“Hayır.”
“Tamam…” Kollarımı göğsümde bağladım. “O zaman ben de küstüm.”
“Elbette.”
Arkamı dönüp ağır ağır yürümeye başladım. “Konuşmuyorum.”
İki adım atmıştım ki arkamdan sesi geldi. “Pankek yapacaktım.”
Olduğum yerde durdum. Yavaşça arkamı döndüm. “Gerçekten mi?”
“Elbette.”
Koşarak yanına gittim. “Küslüğüm geçti.”
Bu kez kahkahasını saklayamadı. “Bundan emindim.”
Dudaklarımı büzdüm. “Ben sadece pankekleri seviyorum.”
“Evet.”
“Biraz da seni.”
“Onu da biliyorum.”
Burnumu kırıştırdım. “Çok biliyorsun.”
“Elbette.”
Dil çıkardım. “Sinir bozucusun.”
“Elbette.”
“Bir gün seni…” Sözümü bitiremeden bir anda sırtını bana döndü. “Ne yapıyorsun?”
“Haydi.”
“Nereye?”
“Sırtıma bin.”
Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım. “Ciddi misin?”
“Elbette.”
Hiç düşünmeden sırtına atladım. Elijah kollarını bacaklarımın altından geçirerek beni dengede tuttu. “Hazır mısın?”
“Neye?”
“Ev turuna.”
Bir anda koşmaya başladı. “Elijaaahh!” Kahkaham bütün evi doldururken mutfağa, sonra salona geçti. “Daha hızlı!”
“Biraz önce yaşlandığımı söylemiyor muydun sen?”
“Fikrimi değiştirdim!” Omzuna hafifçe vurup güldüm. “Sen dünyanın en tuhaf korumasısın.”
“Meslek standardımız bu.”
“Kim belirledi?”
“Ben.”
Artık ikimiz de gülmekten konuşamıyorduk. Sonunda beni yavaşça yere indirdi. İkimizin de nefesi hafifçe hızlanmıştı. Göz göze geldik. Sonra yine aynı anda gülmeye başladık.
“Tamam.” dedim nefesimi toparlamaya çalışırken. “Şimdi gerçekten acıktım.”
“Elbette.”
Kahvaltıyı birlikte hazırladık. Bu kez menüde sıcak pankekler, bal, reçel, taze meyveler ve iki büyük fincan kahve vardı.
Masaya oturduğumuzda Elijah önümdeki tabağa bir pankek daha bıraktı. “Bir tane daha.”
“Bu üçüncü.”
“Sayıyorum.”
“Belli oluyor.” Küçük bir lokma alıp gözlerimi kapattım. “Çok güzel olmuş… Şef Bey yine döktürmüş.”
“Teşekkür ederim.”
“Biraz daha şımardın.”
“Hayır.”
Yine aynı anda güldük. Kahvaltı bittikten sonra masayı toplarken mutfağın ortasında durdum. “Elijah.”
“Hm?”
“Bugün temizlik yapalım mı?”
“Yapalım.”
“Bütün evi.”
“Elbette.”
Bir anda kollarımı sıvadım. “Operasyon başlıyor!”
Elijah kaşını kaldırdı. “Operasyon mu?”
“Evet.” Bir elimde toz bezi, diğer elimde sprey şişesiyle salona girdim. “Sen süpür.”
“Peki komutan.”
“Ben de silerim.”
“Emredersiniz.”
Kahkaha atarak sehpanın tozunu almaya başladım. Elijah elektrik süpürgesini çalıştırırken salonda hafif uğultu yükseldi. Ben koltuğun altını silmeye çalışırken geriye doğru kaydım. “İmdat!”
Elijah süpürgeyi kapatıp bana baktı. “Ne oldu?”
“Koltuk beni kaçırıyor.”
Birkaç saniye bana baktı. Sonra başını iki yana salladı. “Elbette.”
Kolumdan tutup beni kolayca ayağa kaldırdı. “Teşekkür ederim.”
“Bir daha koltuk mafyasıyla tek başına mücadele etme.”
Kahkaham yine bütün eve yayıldı. Saatler ilerledikçe ev mis gibi temizlik kokmaya başlamıştı. Camlardan giren yaz rüzgârı perdeleri hafifçe dalgalandırıyordu.
Birlikte çalışırken yoruluyorduk, şakalaşıyorduk, bazen birbirimize su püskürtüyor, bazen aynı bezi kapmaya çalışıp çocuklar gibi gülüyorduk.
En azından bir anlığına da olsa iki gün sonra gideceğini unutmuştum. Ya da ben öyle sanıyordum…
•
Akşam olduğunda evin içini turuncuya çalan gün batımı ışığı doldurmuştu. Temizlikten sonra ikimiz de kısa bir duş almış, rahat kıyafetlerimizi giymiştik. Ben koltuğun üzerine uzanmış telefonumda film bakarken Elijah mutfaktan iki büyük kaseyle çıktı.
“Hazır.”
Başımı kaldırdım. “Elinde ne var?”
“Patlamış mısır.”
“Ve?”
“Cips.”
Gözlerim büyüdü. “Sen harika bir insansın.”
“Elbette.”
Kahkaha attım. Sehpanın üzerine iki kutu meyve suyu, mısırlar ve cipsleri bıraktı. Kumandayı elime alıp televizyonu açtım.
“Ne izliyoruz?”
Telefonumdaki listeye baktım. “Bir korku filmi?”
“Hayır.”
“Komedi?”
“Hayır.”
“Romantik?”
Elijah bana baktı. “İzlerken sen ağlıyorsun.”
Dudaklarımı büktüm. “Doğru…”
Birkaç saniye daha ekrana baktım. “Tamam! Buldum.”
“Ne?”
“Fall.”
Elijah'ın kaşı hafifçe kalktı. “Şu kuleye çıkan iki kızın filmi mi?”
“Evet!”
“İzleyebiliriz.”
Televizyonda filmi açtım. Salonun ışıklarını kapatınca yalnızca ekranın ışığı yüzümüze vuruyordu. Koltuğa yerleştim. Elijah da yanıma oturdu. Film başlar başlamaz mısır kasesini kucağıma aldım.
“Hazırım.”
“Elbette.”
İlk yarım saat boyunca keyifle izliyorduk. Sonra iki kız kulenin tepesine çıkınca elimdeki mısır yavaşça havada kaldı. “...Elijah.”
“Hm?”
“Ben bile korktum.”
“Daha yeni başladılar.”
“İnecekler değil mi?”
“Bilmiyorum.”
“Biliyorsun.”
“Belki.”
Gözlerimi kıstım. “Söyle.”
“Hayır.”
Dudaklarımı büzüp ekrana döndüm. Film ilerledikçe yükseklik görüntüleri midemi tuhaf hissettirmeye başlamıştı. “Of…”
“Başın mı döndü?”
“Biraz.”
Fark etmeden biraz daha ona yaklaştım. O ise hiçbir şey söylemeden kolunu koltuğun arkasına koydu. Kule sallandığında istemsizce kolunu tuttum. “Bu kadar yükseğe kim çıkar?”
“Elbette sen çıkmazsın.”
“Ben apartmanın üçüncü kat balkonundan aşağı bakarken bile korkuyorum.”
Sessizce güldü. “Biliyorum.”
“Dalga geçme.”
“Geçmiyorum.”
Tam o sırada filmdeki karakterlerden biri aşağı bakınca ben de gözlerimi kapattım. “Yok... Hayır... Ben bunu izleyemem.”
Elijah'ın hafifçe güldüğünü duydum. “İzliyorsun.”
“Gözüm kapalı.”
“Sesini duyuyorsun.”
“Bu da kötü.” Elimi uzatıp onun koluna sarıldım. “Sen anlat.”
“Neyi?”
“Ben gözümü açınca tehlikeli sahne bittiyse haber ver.”
“Elbette.”
Birkaç dakika sonra fısıldayarak “Geçti.” dedi.
Yavaşça tek gözümü açtım. “Gerçekten mi?”
“Elbette.”
Tam rahatladığım anda ekranda yine yükseklik görünüyordu. “Elijah!”
Bu kez kahkahasını tutamadı. “Şaka yaptım.”
Omzuna hafifçe vurdum. “Sen çok kötüsün. Bir daha sana güvenmeyeceğim.”
“İki dakika sonra yine güveneceksin.”
“…Doğru.” İkimiz de gülmeye başladık. Film boyunca kimi zaman heyecanlanıyor, kimi zaman sessizleşiyor, kimi zaman da ben korkudan Elijah'ın kolunu biraz daha sıkı tutuyordum.
O ise hiçbir seferinde kolunu çekmedi. Film bittiğinde salonda kısa bir sessizlik oluştu. Derin bir nefes verdim. “Bir daha yükseklik filmi seçmeyeceğim.”
“Elbette.”
Başımı omzuna yasladım. “Ama…”
“Hm?”
“Seninle izleyince korkmak bile güzel.”
Elijah başını usulca benimkine yasladı. “Benim için de.”
“Film güzeldi.” diye mırıldandım.
“Elbette.”
“Gerçi... hayatım boyunca öyle bir kuleye çıkmam.”
“İzin de vermem.”
Başımı kaldırıp ona baktım. “Gerçekten izin vermez misin?”
“Hayır.”
“Neden?”
“Çünkü seni aşağıdan bile zor indiriyorum. Bir de altı yüz metre yukarı çıkarsan uğraşamam.”
Kıkırdadım. “Yani üşendiğin için mi?”
“Elbette.”
“Yalancı.”
“Biraz.”
Dudaklarım istemsizce gülümsedi. “Sen aslında çok tatlı birisin.”
“Kimseye söyleme.” dedi başını eğerek.
“Söz...”
Göz kapaklarım yavaş yavaş ağırlaşmaya başlamıştı. Gün boyu koşturmuş, gülmüş, temizlik yapmış, film boyunca da heyecandan gerilmiştim. Bir esneme tuttum.
Elijah bana kısa bir bakış attı. “Uykun geldi.”
“Yok...”
İkinci kez esnedim. “Hiç gelmedi.”
“Elbette.”
Gözlerimi ovuşturdum. “Birazcık...”
“Elbette birazcık.”
Başımı yeniden omzuna bıraktım. “Yarın ne yapacağız sence...”
“Henüz karar vermedim.”
“Bence...”
Cümlemin devamını getiremedim. Sessizlik oldu. Elijah birkaç saniye bekledi.
“İvy?”
Cevap vermedim.
“İvy.”
Yalnızca düzenli nefes alışım duyuluyordu. Elijah hafifçe başını eğdi. Yüzüme baktığında gözlerimin tamamen kapandığını gördü. Dudaklarının kenarında yorgun ama sıcacık bir gülümseme belirdi.
“Demek konuşurken uyudun.” Saçlarım yanağıma düşmüştü. Onları usulca kulağımın arkasına itti. “İyi geceler, küçük fare.”
Hiç kıpırdamadım. Sadece nefes alışım biraz daha derinleşti. Elijah dikkatlice ayağa kalktı.
Bir kolunu sırtımın altına, diğerini dizlerimin altına yerleştirdi. Beni incitmemeye çalışarak yavaşça kucağına aldı. Başım refleksle göğsüne yaslandı. Uykumun derinliklerine doğru sürüklenirken etrafımdaki her şey yavaşça karardı.
~
Bir anda kendimi yine sahilde buldum. Gökyüzü turuncu ile pembe arasındaydı. Dalgalar kıyıya usulca vuruyor, rüzgâr saçlarımı hafif hafif savuruyordu. Karşımda Elijah duruyordu.
Üzerinde yine beyaz gömleği vardı. Bana bakıyordu. Ama bu kez yüzünde her zamanki sıcak gülümseme yoktu. Onun yerine sessiz bir hüzün geçmişti.
“Elijah...” O olduğu yerde kaldı. Ben ise gülümsedim. “Yanıma gelsene.”
Cevap vermedi. Hala bana bakıyordu. “Ne oldu?”
Rüzgâr biraz daha sert esti. Saçlarım yüzüme dolandı. Elijah bana uzun uzun baktı. Sonra sakin bir sesle konuştu.
“Ben hiçbir zaman burada değildim.”
Kalbim sıkıştı. “Ne?”
“Ben sadece senin korumandım, İvy.”
Başımı iki yana salladım. “Hayır...”
“Görevim bitti.”
Bir adım daha attım. “Gitme.”
“Elveda demek zorundayım.”
“Hayır...” Gözlerim dolmaya başlamıştı. “Elijah... lütfen...”
Dudaklarında buruk bir tebessüm oluştu. “Üç gün çok çabuk geçiyor, İvy.”
Rüzgâr yeniden esti. Saçlarım tamamen yüzümü kapattı. “Elijah... bekle...” Titreyen ellerimle saçlarımı yüzümden çekmeye çalıştım. Sadece birkaç saniye sürdü. Saçlarımı kenara ittiğim anda karşımda kimse yoktu. Boş sahil, boş bank, boş deniz…
“...Elijah?” Sesim titredi. Endişeyle etrafıma bakındım. “Elijah?” Cevap gelmeyince bu kez korkuyla bağırdım. “ELIJAH!”
~
Bir anda gözlerimi açtım. Derin bir nefesle doğruldum. Göğsüm hızla inip kalkıyordu, nefes nefeseydim. Alnım ince bir ter tabakasıyla kaplanmıştı. Kalbim sanki göğsümden çıkacakmış gibi çarpıyordu.
“...Elijah...” Sesim neredeyse fısıltıydı. Gerçek miydi, yoksa sadece bir rüya mıydı?
Başımı hızla çevirdiğimde, beni hâlâ kollarında taşıyan Elijah'ın şaşkın bakışlarıyla karşılaştım. “İvy?”
O sesi duyduğum an, içimde düğümlenen korku biraz olsun çözüldü. Hiç düşünmeden boynuna sıkıca sarıldım.
“Elijah çok korktum!” Başımı iyice omzuna gömdüm. Gömleğine sinen o tanıdık kokuyu derin derin içime çektim. Kalbim hâlâ deli gibi atıyordu.
Elijah bir eliyle sırtımı usulca okşadı. “Sh... Sadece kötü bir rüyaydı.”
Başımı yavaşça kaldırdım. Gözlerim hâlâ korkuyla titriyordu. Bir an gerçekten onun olduğuna inanamadım. Sanki birazdan yeniden kaybolacakmış gibi hissettim. Titreyen elimin parmak uçlarını usulca yanağına götürdüm.
Elijah ise hiç kıpırdamadı. Parmaklarım tenine değdi. Sıcacıktı, gerçekti. Başparmağımla yanağını yavaşça okşadım. Tenindeki sıcaklığı hissedince boğazımdaki düğüm çözüldü, gözlerim doldu.
“...Gerçeksin.” Sesim öylesine kısıktı ki neredeyse ben bile duyamadım. “Elijah... gerçekten buradasın...”
İlk gözyaşı yanağımdan sessizce süzüldü. Ardından birbirini bırakmadılar, akmaya devam ettiler. Dudaklarım titriyordu.
“Seni... kaybettim sandım...”
Elijah'ın bakışları yumuşadı. Yanağımı avucunun içine aldı. “Buradayım.”
Bir damla daha gözümden düştü. “Gitmiştin...” dedim hıçkırıklarımın arasından. “Bana 'Ben sadece korumandım.' dedin. Sonra... sonra bir anda yok oldun...”
Elijah tek kelime etmeden beni yeniden göğsüne çekti. Kolları etrafımı sıkıca sardı. “İvy...” diye fısıldadı saçlarıma. “Ben hâlâ buradayım.” Eliyle nazikçe saçlarımı okşadı. “Sıcacığım, bak.” Bir elimi usulca alıp göğsünün üzerine koydu. “Kalbimi dinle.”
Titreyen parmaklarım göğsüne bastırılmıştı. Avucumun altında kalbinin düzenli atışlarını hissedebiliyordum. Sanki bu kalp, benim için atıyordu.
“Duyuyor musun?”
Gözyaşlarımın arasından başımı hafifçe salladım. “Elbette duyuyorum...”
“O atıyorsa ben de buradayım.”
Hıçkırıklarım biraz daha hafifledi. Ama korkum hâlâ geçmemişti. “Elimi bırakma...”
“Bırakmayacağım.” Bir an sessiz kaldı. Sonra hafifçe gülümsedi. “İstersen beni çimdikle.”
Şaşkınlıkla yüzüne baktım. “Ne?”
“Gerçek olduğuma inanman için.”
Titreyen elimle koluna minicik bir çimdik attım.
“Hissettim.”
Burnumu çektim. “Acıdı mı?”
“Elbette.”
İlk kez gözyaşlarımın arasından küçücük bir gülümseme kaçtı. “Özür dilerim...”
“İşe yaradı mı?”
Başımı usulca salladım. “Biraz...”
Elijah elimi tuttu. Sonra avucumu kendi yanağına götürdü. “Bir daha dokun.”
Başparmağımla yanağını okşadım. Teninin sıcaklığı avucuma yayıldı. “Gerçek...”
“Evet.”
Gözlerimi kapattım. “Elijah...”
“Hm?”
“Saçımı okşar mısın?”
Hiç tereddüt etmeden parmaklarını saçlarımın arasına geçirdi. Alıştığım o sakin hareketlerle saçlarımı okşamaya başladı. Her dokunuşuyla nefesim biraz daha düzene girdi. Kalbim yavaş yavaş sakinleşmeye başladı.
“Elijah...”
“Buradayım.”
Dudaklarım yine titredi. “Beni... öper misin?”
Hiç acele etmedi. Önce alnıma düşen birkaç saçı geriye itti. Sonra alnıma uzun, yumuşak bir öpücük kondurdu.
“Şimdi daha iyi misin?”
Gözlerimi kapatıp başımı yeniden göğsüne yasladım. “Biraz…”
Elini saçlarımın arasına geçirdi ve yavaşça okşamaya başladı. “Biraz ne kadar?”
Gözlerimi masumca kırpıştırdım ve gözyaşlarımı sildim. “‘Beni bir daha öp’ diyeceğim kadar…”
Elijah'ın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. “Demek pazarlık yapıyoruz.”
Burnumu çektim. “Belki...”
“Bir öpücük daha alırsan tamamen iyileşecek misin?”
Omuz silktim. “Denemeden bilemeyiz.”
Başını hafifçe iki yana salladı. “Sen gerçekten uslanmayacaksın.” Parmakları yanağımdan kayıp çenemin altına geldi. Başımı usulca kaldırdı ve gözlerimin içine baktı. Bakışlarında her zamanki sakinlik vardı. Ama bu kez o sakinliğin altında tarifsiz bir şefkat hissediliyordu.
Dudağını dudağımla birleştirdi ve saçlarımı okşamaya başladı. Derin ve uzun bir öpücükten sonra yavaşça ayrıldı. “Şimdi uyu.”
“Ya yine aynı rüyayı görürsem?”
Hiç düşünmeden cevap verdi. “O zaman yine uyandırırım.”
“Ya bu sefer daha çok korkarsam?”
Kollarını biraz daha sıkılaştırdı. “O zaman yine sarılırım.”
“Ya yine ağlarsam?”
“Gözyaşlarını yine silerim.”
Başımı göğsüne biraz daha gömdüm. “Peki... ya seni gerçekten özlersem?”