İçeriğe geç

𝓑𝓮𝓴𝓵𝓮𝓷𝓶𝓮𝓭𝓲𝓴 𝓑𝓲𝓻 𝓐𝓷

Bölüm 14 · 15 dk okuma

𝓑𝓮𝓴𝓵𝓮𝓷𝓶𝓮𝓭𝓲𝓴 𝓑𝓲𝓻 𝓐𝓷

Bölüm 14

HASTALIK

İvy Ashford

Gözlerimi açar açmaz yanlış giden bir şey olduğunu anladım.

Başım zonkluyordu, boğazım yanıyordu, burnum tamamen tıkanmıştı ve nefes almak bile yorucu geliyordu. Üstelik bütün vücudum sanki kamyon altında kalmış gibiydi.

“Of...” Yatağın içinde doğrulmaya çalıştım fakat olmadı. Karnıma keskin bir ağrı saplandı. “Ah...” Tekrar yastığa gömüldüm. Birkaç saniye sonra peş peşe hapşırdım. “Ha... hapşu! Hapşu!”

Burnumu çekip battaniyeyi biraz daha üzerime çektim. Ama hâlâ üşüyordum. Hem de deli gibi. Dişlerim birbirine vuruyordu. “Çok kötüyüm...”

Kapım hafifçe tıklandı. “İvy?”

Kapı açıldı. Elijah içeri girdiği anda yüzü değişti, kaşları çatıldı. Bana birkaç adımda ulaştı. “İvy.”

“Efendim...”

Elini alnıma koydu.

M Bir anda yüzündeki endişe daha da arttı. “İyi görünmüyorsun.”

“Ben de öyle hissediyorum...” Konuşurken bile nefesim yetmiyordu. Bir kez daha hapşırdım. “Hapşu!”

“Elbette bugün hiçbir yere gitmiyorsun.”

Gözlerimi kapattım. “Bugün... cuma...”

“Biliyorum.”

“Okul...”

“Hayır.”

“Çocuklar...”

“Elbette seni anlayacaklar.”

Derin bir iç çektim. “Tam ilk haftaydı...”

Elijah battaniyeyi omuzlarıma kadar çekti. “Dinleneceksin.”

Ben ise sadece inledim. “Karnım da ağrıyor...”

“Neresi?”

“Elbette... her yeri...” Kendi söylediğim kelimeye bile gülecek hâlim yoktu.

Elijah birkaç saniye beni izledi. “Bir şey hazırlayacağım.”

“Ne?”

“Çorba.”

“Hayır...”

“İçeceksin.”

“Hayır...”

“İçeceksin.”

Gözlerimi kapattım.

“Bu konuşmayı kazanamayacağımı hissediyorum.” .

“Elbette.”

“Yine dedi...”

Yaklaşık yirmi dakika sonra odama geri döndü. Elinde dumanı tüten bir kase vardı. Mis gibi tavuk çorbası kokuyordu. Normalde çok severdim. Ama bugün kokusu bile midemi bulandırıyordu.

“Elijah...”

“Hm?”

“Bunu geri götür.”

“Hayır.”

“Lütfen.”

“Hayır.”

Yatağın içinde biraz doğruldum ve burnumu çektim.

“Bir kaşık.”

Başımı iki yana salladım. “İstemiyorum.”

“Elbette biraz içeceksin.”

Kaşığı uzattı ama dudaklarımı sımsıkı kapattım. Hiç açmadım.

Elijah birkaç saniye bekledi. “İvy.”

“Mmm mmm.”

“Konuşabilmek için ağzını açman gerekiyor.”

Başımı tekrar salladım. “Mmm.”

İç çekti. “İnatçısın.”

“Mmm.”

“Ben daha inatçıyım.” Kaşığı biraz daha yaklaştırdı. Ben ise battaniyenin içine saklandım. “Yokum.”

“İvy.”

“Yok oldum.”

“Görebiliyorum.”

“Hayır... ben artık battaniyeyim...”

İlk kez dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. “Battaniyeler konuşmaz.”

“Konuşan battaniyeyim.”

“Elbette.”

Burnumu çektim. “Şu kelimeyi söyleme...”

“Neden?”

“Sinir oluyorum...”

“Demek işe yarıyor.” Bir kez daha kaşığı uzattı. “Lütfen.”

Başımı çevirdim. “Olmaz.”

“İvy.”

“İstemiyorum.”

“Birkaç kaşık.”

“Hayır.”

Derin bir sessizlik oldu. Sonunda başımı yastığa gömüp mırıldandım. “Elijah... bırak da yok olayım...”

Bunu söyler söylemez Elijah'ın yüzü dondu. Hemen yatağın kenarına oturdu ve kaşığı sessizce komodine bıraktı. Yüzündeki hafif gülümsemenin yerini ciddi bir ifade aldı. “Öyle söyleme.”

Sesindeki endişeyi ilk kez bu kadar net hissedebiliyordum. Gözlerimi araladım. “Abartıyorum sadece...”

“Biliyorum.” Saçlarımı usulca kulağımın arkasına itti. “Ama yine de öyle söyleme.”

Yorgun bir nefes verdim. “Çok kötüyüm...”

“Farkındayım.”

“Her yerim ağrıyor...”

“Biliyorum.”

“Üşüyorum...” Battaniyeyi biraz daha üzerime çekti.

“Biliyorum.”

“İştahım da yok...”

“Onu da biliyorum.”

Burnumu çektim. “Grip olmayı hiç sevmiyorum.”

“Elbette.”

İstemsizce gülümsedim. “Yine dedi...”

“Elbette diyeceğim.”

“Bir gün... bu kelimeyi yasaklayacağım...”

“İyileşince konuşuruz.”

“Şimdi konuşalım...”

“Hayır.”

“Neden?”

“Çünkü önce iyileşmen gerekiyor.” Yorgun gözlerle ona baktım. O ise tek kelime etmeden yanımda oturmaya devam etti. Birkaç saniye sonra komodinin üzerindeki çorbayı yeniden eline aldı.

“İvy.”

“Hmm...”

“Birkaç kaşık.”

Başımı yavaşça iki yana salladım. “Midem bulanıyor...”

“Bir dene.”

“Olmaz...”

Kaşığı bana uzattı. “Bir kaşık. Devamına sonra karar veririz.”

İç çektim. “Hiç adil değilsin...”

“Elbette değilim.”

Burnumu çektim. “Yine dedi...”

Gülümsemedi bile, sadece sabırla bekledi. Sonunda pes ederek dudaklarımı hafifçe araladım. Çorba boğazımdan inerken midem hafifçe kasıldı. Yüzümü buruşturdum. “Off… İkinciyi istemiyorum...”

“Yarım kaşık.”

“Elijah...”

“Yarım.”

O kadar ciddi bakıyordu ki istemeden gülecektim. İkinci kaşığı da güçlükle içtim. Bu kez midem biraz daha fazla bulandı. “Elijah...”

“Hm?”

“Gerçekten bulanıyor...”

Hiç zorlamadı. Kaseyi yeniden komodine bıraktı. “Tamam.”

Şaşkınlıkla ona baktım. “Bu kadar mı?”

“Şimdilik yeter.”

Derin bir nefes verdim. “Teşekkür ederim...”

Başımı yeniden yastığa bıraktım. Refleksle battaniyeyi çeneme kadar çektim. Hatta iyice sarıldım. Titremem bir türlü geçmiyordu. “Elijah... çok üşüyorum...”

Bana birkaç saniye baktıktan sonra battaniyenin kenarını tuttu. “Biraz açacağım.”

“Hayır...”

“Elbette açacağım.”

“Üşüyorum...”

“Biliyorum.”bBattaniyeyi yavaşça omuzlarımdan biraz aşağı indirdi.

“Hayır...” diye sızlandım. “Lütfen...”

“Olmaz.”

“Çok soğuk...”

“Biraz serinlemen gerekiyor.”

Kollarımı göğsümde birleştirdim. Dişlerim birbirine vuruyordu. İçimdeki o çaresizlik bir anda gözlerime doldu. “Elijah...”

“Buradayım.”

Hiç düşünmeden ona doğru uzandım. Sağ kolumla beline sarıldım. Yanağımı göğsüne yasladığım anda gözlerimden birkaç damla yaş süzüldü. “Çok kötüyüm...”

Elijah bir an bile tereddüt etmedi. Kollarını etrafıma doladı ve beni dikkatlice kendine çekti. Bir eli sırtımda, diğeri belimdeydi. Belimi yavaşça okşuyordu.

“Biliyorum.” Sesi her zamankinden çok daha yumuşaktı. “Geçecek.”

Burnumu gömleğine gömdüm. “Üşüyorum...”

“Biliyorum.” Sırtımı usulca sıvazlamaya devam etti. “Biraz daha dayan.”

Başımı hafifçe salladım. Tam ona sarılmışken battaniyenin üzerimde hâlâ durduğunu sanıyordum. Meğer konuşurken eliyle yorganı yavaş yavaş aşağı doğru çekmiş. Ancak birkaç saniye sonra serinliği hissedince fark ettim.

Başımı kaldırıp şaşkınlıkla ona baktım. “...Elijah.”

“Hm?”

“Beni kandırdın.”

Yüzünde belli belirsiz küçücük bir gülümseme belirdi. “Biraz.”

“Yorganı açtın...” Kaşlarımı çattım. “Bu hileydi.”

“İşe yaradı.”

Burnumu çekip homurdandım. “Sana küsmek istiyorum...”

“Küs.”

“Ama sarılmayı bırakmayacağım...”

“Elbette bırakma.”

Bunun üzerine istemsizce gülümsedim. Başımı yeniden göğsüne yasladım. Elijah da beni biraz daha sıkıca sardı.

Bir eli hâlâ belimi yavaşça sıvazlıyor, diğer koluyla beni güvenle tutuyordu. O an hâlâ hasta, hâlâ üşüyor ve hâlâ bitkin hissediyordum. Ama onun kollarının arasında, en azından kendimi yalnız hissetmiyordum.

“Küstüm sana.”

Elijah bana baktı. “Tamam.”

“Sadece tamam mı?”

“Evet.”

Kaşlarımı çattım. “Beni barıştırmaya çalışmayacak mısın?”

“Hayır.”

“Neden?”

“Nasıl olsa uzun sürmeyecek.”

Dudaklarımı büktüm. “Belki çok uzun süre küseceğim.”

“Elbette.”

“Bak yine..."

Bana öyle sakin bakıyordu ki… Tam beş saniye boyunca ona küs durmaya çalıştım. Altıncı saniyede iç çektim. “Elijah...”

“Efendim?”

“...Su istesem verir misin?”

Hiç düşünmedi. “Veririm.”

“Bardağı da tutar mısın?”

“Tutarım.”

“Başım dönerse?”

“Seni tutarım.”

Gözlerimi kırpıştırdım. “Sırtımı sıvazlar mısın?”

“Sabaha kadar.”

Boğazım düğümlendi. “Saçımı okşar mısın?”

“İstersen.”

“Battaniyeyi tekrar üzerime örter misin?”

“Vücudun biraz serinleyince örterim.”

Burnumu çektim. “Haksızlık bu...”

“Biliyorum.”

Sessizce ona baktım. Sonra utana sıkıla fısıldadım. “...Beni öper misin?”

Bu kez gözleri doğrudan gözlerime geldi. Omuzlarını hafifçe silkti. “Öperim.”

Kalbim, hasta hâlime rağmen, bir anlığına hızlandı. “Nereyi?”

“Sen nereye istersen.”

Yanaklarım hafifçe kızardı. “Alnıma...”

Hiç acele etmedi. Eli yanağıma usulca dokundu. Sonra eğilip alnıma uzun, yumuşak bir öpücük kondurdu. Öpücüğü bittiğinde birkaç saniye daha alnını alnıma yasladı.

“Bir tane daha ister misin?”

Kısık bir sesle mırıldandım. “...İsterim.”

Bu kez burnumun ucuna minicik bir öpücük bıraktı. İstemsizce gülümsedim.

“Hâlâ küs müsün?”

Başımı iki yana salladım. “Değilim...”

“Biliyordum.”

“Çünkü sen çok sinsisin.”

“Elbette.”

Kahkaha atacak gibi oldum ama boğazım acıyınca sadece gülümseyebildim. Elijah komodindeki kaseyi yeniden eline aldı. “Şimdi.”

İç çektim. “Yine mi?”

“Yine.”

“Midem hâlâ bulanıyor...”

“İki kaşık denersin.”

“İki çok.”

“Bir?”

Bir süre düşündüm. “...Tamam.”

Kaşığı usulca dudaklarıma uzattı. Bu kez yavaş yavaş içtim. Beklediğim kadar kötü hissettirmeyince şaşkınlıkla ona baktım. “Elijah...”

“Hm?”

“Galiba biraz daha içebilirim.”

Başını hafifçe salladı. “Aferin.”

Kaşık kaşık devam ettik. Aralarda duruyor, nefes alıyor, sonra yeniden bir kaşık içiyordum. Sonunda kasenin dibinde sadece birkaç damla kalmıştı. “Bitti.”

Şaşkınlıkla boş kaseye baktım. “...Hepsini mi içtim?”

“Elbette.”

Yorgun bir gülümseme yayıldı yüzüme. “Sanırım... bu savaşı sen kazandın.”

Elijah kaseyi komodine bırakırken bana baktı. “Hayır. Bu savaşı ikimiz kazandık.”

O cümleyi duyunca gözlerim yeniden doldu. Usulca ona doğru sokuldum. “Teşekkür ederim...”

Elijah saçlarımı nazikçe okşadı. “Her zaman.”

Bir süre daha sessizce yanında kaldım.nÇorba mideme iyi gelmişti ama hâlâ kendimi bir bez parçası gibi hissediyordum.bBurnumu çektim.“Elijah...”

“Efendim?”

“Sanırım biraz daha yaşarım.”

Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. “Sevindim.”

“Az önce bırak da yok olayım diyordum.”

“Hatırlıyorum.”

“Şimdi fikrimi değiştirdim.”

“Fark ettim.”

Kıkırdadım. Sonra gözüm komodinin üzerindeki ilaca takıldı. Gülümsemem anında kayboldu. “Hayır.”

Elijah ilacı eline aldı. “Evet.”

“Hayır.”

“Evet.”

“İstemiyorum.”

“İçeceksin.”

Yastığa biraz daha gömüldüm. “Beni neden sürekli zorbalıyorsun?”

“Görevim.”

“Görevin beni rahatsız etmek mi?”

“Elbette.”

“Bu kelimeden nefret ediyorum.”

“Biliyorum.”

İlacı uzattı. Ben de dünyanın en büyük fedakârlığını yapıyormuş gibi yüzümü buruşturarak aldım. “Berbat.”

“Daha içmedin.”

“Şimdiden berbat.”

“Elbette.”

Homurdanarak ilacı içtim. Ardından suyu da içip bardağı geri uzattım. “Mutlu musun?”

“Biraz.”

“İnanılmaz.”

Elijah boş bardağı komodine bırakırken eli usulca alnıma dokundu. Birkaç saniye bekledi. Sonra başını hafifçe salladı. “Daha iyi.”

“Gerçekten mi?”

“Evet.”

“Yani artık donarak ölmem gerekmiyor mu?”

“Hayır.”

“Ne yazık.”

Bu kez gerçekten güldü. “Drama kraliçesi.”

“Ağır hastayım.”

“Grip oldun.”

“Benim için aynı şey.”

Elijah başını iki yana salladı. Sonra yatağın ucundaki battaniyeyi aldı. “Tamam.”

Şaşkınlıkla gözlerimi açtım. “Tamam mı?”

“Evet.”

“Battaniye?”

“Battaniye.”

Bir anda doğrulmaya çalıştım. “Gerçekten mi?”

“Gerçekten.”

Zafer kazanmış gibi battaniyeyi kaptım. “Sonunda!” Omuzlarıma kadar çekip derin bir nefes verdim. “İşte medeniyet.”

“Elbette.”

“Şu kelimeyi kullanmayı bırakmayacaksın.”

“Hayır.”

Battaniyenin içine iyice gömüldüm. Birkaç saniye sonra ona baktım. Sonra hiç düşünmeden kollarımı açtım. “Elijah.”

“Hm?”

“Gel.”

Kaşını hafifçe kaldırdı. “Gel?”

“Evet.”

Bir an sonra yatağın kenarına yeniden oturdu. Ben de battaniyenin altından ona sarıldım. Başımı göğsüne yasladım. Battaniyenin bir kısmını onun üzerine de çektim. “Elbette şimdi sen de battaniyeye mahkûm oldun.”

“Öyle görünüyor.”

Gözlerimi kapattım. Onun kolu omuzlarıma dolandı. Diğer eli sırtımı yavaşça sıvazlıyordu. “Daha iyi misin?”

Başımı hafifçe salladım. “Biraz.”

“Güzel.”

“Yanımdasın çünkü.”

Elijah birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra saçlarımın üzerine çenesini hafifçe yasladı. “Bir yere gitmiyorum.”

Yorgun gözlerimi kapattım. Battaniyenin sıcaklığı, ilaçların etkisi ve onun sakin varlığı yavaş yavaş üzerimdeki ağırlığı hafifletiyordu.

“İyi...”

“Hm?”

“Biraz uyuyacağım galiba.”

“Uyu.”

“Kaçma ama.”

“Elbette kaçmam.”

İstemsizce gülümsedim. “Tamam...”

Ve birkaç dakika sonra, hâlâ ona sarılmış halde, yavaş yavaş uykuya daldım.

•

Ne kadar uyuduğumu bilmiyordum. Gözlerimi araladığım anda midem garip bir şekilde kasıldı. Bir an hareketsiz kaldım. “...Hayır.”

Boğazım düğümlendi. Midem yeniden burkulunca yataktan doğrulmaya çalıştım. “Elijah...”

O, daha ben ikinci kez seslenemeden gözlerini bana çevirdi. “İvy?”

Elimi ağzıma götürdüm. Başımı iki yana salladım. “Midem...”

Yüzündeki ifade bir anda değişti. Hemen yanıma geldi. “Gel.”

Kolumu dikkatlice destekledi. Normalde hastalandığımda bütün halsizliğim hep mideme vururdu. Çocukluğumdan beri böyleydi. Ateşim yükselir, bütün enerjim tükenir ve en sonunda midem tamamen altüst olurdu. Birkaç adım atabildim. Sonra yeniden durdum. “Elijah...”

“Buradayım.”

Beni hiç acele ettirmeden banyoya kadar götürdü. Klozetin önüne çöktüğüm anda daha fazla dayanamadım. Elijah tek kelime bile etmedi. Sessizce arkamda diz çöktü.

Uzun saçlarımı bir araya toplayıp nazikçe geride tuttu. Diğer kolunu da omuzlarıma doladı. Ben kendime gelmeye çalışırken sırtımı yavaşça okşuyordu. “Tamam...” diye fısıldadı. “Geçiyor...”

Gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Hem mide bulantısından, hem de bütün vücudumun tükenmiş olmasından.

Bir süre sonra derin derin nefes almaya başladım. Kollarım titriyordu. “Özür dilerim...” diye fısıldadım.

Elijah'ın kaşları hafifçe çatıldı. “Neden özür diliyorsun?”

“Sürekli benimle uğraşıyorsun...”

Hiç düşünmeden cevap verdi. “Bunun için buradayım.”

Başımı eğdim. “Kendimi çok güçsüz hissediyorum...”

Elijah saçlarımı hâlâ bırakmamıştı. Boşta kalan eliyle sırtımı yavaşça sıvazladı. “Bana bak.” Yavaşça başımı çevirdim. Yorgun gözlerim gözleriyle buluştu. Yüzü her zamanki gibi sakindi. Ama bakışlarında tarifsiz bir şefkat vardı.

“Elini uzat.” Anlamasam da uzattım. Elimi avuçlarının arasına aldı. “Sen güçlü bir kızsın.”

Gözlerim yeniden doldu. “Şu an öyle hissetmiyorum...”

“Biliyorum.” Başını hafifçe eğip saçlarımın üzerine yumuşak bir öpücük kondurdu. “Güçlü insanlar hiç zorlanmayan insanlar değildir.” Sessizce beni izledi. “Zorlandıkları hâlde ayağa kalkabilen insanlardır.”

Burnumu çektim. “Ben şu an ayağa bile kalkamıyorum...”

“Ben kaldırırım.”

O kadar doğal söylemişti ki, içimdeki bütün direnç bir anda çözüldü. Gözyaşlarım sessizce akarken ona doğru döndüm. Hiç tereddüt etmeden beni kollarının arasına aldı. Başımı omzuna yasladım. “Çok utanıyorum...”

Elijah sırtımı yavaşça sıvazlamaya devam etti. “Utanacak hiçbir şey yapmadın.”

“Ama...”

“Grip oldun.” Saçlarımı yeniden öptü. “Ve ben seni bunun için daha az sevmiyorum.”

Boğazım düğümlendi. Kollarımı beline doladım. “İyi ki varsın...”

Elijah beni biraz daha kendine çekti. “Asıl sen iyi ki varsın, İvy…” Alnıma uzun bir öpücük kondurdu ve ayağa kalktı. “Önce ağzını çalkalayalım.” Yorgun gözlerle ona baktım. “Yürüyebilir misin?”

“Denerim...” Elimi tuttu. Ayağa kalkmaya çalıştığım anda dizlerim yine hafifçe titredi. Elijah hemen belime destek oldu.

“Yavaş.”

“Bacaklarım bana küsmüş galiba...”

“Biraz dinlenmeleri gerekiyor.”

Lavaboya kadar neredeyse tamamen ona yaslanarak yürüdüm. Midem artık eskisi kadar kötü değildi ama bütün enerjim çekilmiş gibiydi.

Elijah musluğu açtı. “Biraz su al.”

Avuçlarıma aldığım suyla ağzımı çalkaladım. Birkaç kez tekrarladıktan sonra derin bir nefes verdim. “Biraz daha iyi...”

“Elbette.”

Burnumu çektim. “Bu kelimeyi gerçekten emekli etmeyeceksin.”

“Hayır.”

İstemsizce gülümsedim. Tam banyodan çıkarken omuzlarım yeniden titremeye başladı. “Elijah...”

“Efendim?”

“Yine üşüyorum...”

Hiçbir şey söylemeden odama geçti. Yatağın üzerindeki yumuşacık battaniyeyi aldı. “Gel.”

Battaniyeyi omuzlarımdan başlayarak dikkatlice üzerime sardı. Sonra ön tarafını da iyice kapattı. “Şimdi?”

Başımı hafifçe salladım. “Biraz daha iyi...”

“Salona geçelim.”

“Neden?”

“Yatakta bütün gün yatarsan daha da halsiz hissedersin.”

“İkna kabiliyetinden nefret ediyorum...”

“Elbette.”

“Yine dedi...”

Battaniyenin içine iyice gömülmüş hâlde yavaş yavaş merdivenlerden indik. Ben adım atıyor, Elijah da sanki düşecekmişim gibi yanımdan ayrılmıyordu.

Salona ulaştığımızda kanepeye oturdum. Battaniyeyi burnuma kadar çektim. “Buradan hiç kalkmayacağım.”

“Elbette kalkacaksın.”

“Hayır.”

“Birazdan.”

Başımı koltuğun arkasına yasladım. Tam o sırada garip bir his geldi. Kaşlarımı çattım. “Elijah...”

“Hm?”

“Sanırım...” Bir an duraksadım. “Acıktım.”

Elijah birkaç saniye bana baktı. “Gerçekten mi?”

Ben bile şaşırmıştım. “Evet...”

“Ne yemek istersin?”

Bir süre düşündüm. Normalde çorba, tost ya da kraker beklerdim. Ama aklıma gelen şey beni bile şaşırttı. “Bol limonlu salata...”

Elijah kaşını kaldırdı. “Salata?”

“Evet...”

“Emin misin?”

Başımı salladım. “Çok limonlu olsun.”

“Elbette.”

“Şaşırmadın mı?”

“Şaşırdım.”

“Belli etmiyorsun.”

“Görev gereği.”

İlk kez biraz daha rahat güldüm. “Elijah...”

“Hm?”

“Canım gerçekten salata istiyor.”

“O zaman yapacağım.” Mutfakta buzdolabını açtı. Ben de battaniyeye sarılmış hâlde peşinden sürüklendim. “Burada ne işin var?”

“Seni izleyeceğim.”

“Dinlenmen gerekiyordu.”

“Burada dinleniyorum.”

Mutfak tezgâhının önündeki sandalyeye oturdum. Elijah marulları yıkıyor, domatesleri doğruyor, salatalıkları ince ince kesiyordu. Bir süre sessizce onu izledim.

“Çok profesyonel görünüyorsun.”

“Hayatta kalmayı öğrendim.”

“Yemek yapmayı da mı?”

“Biraz.”

Dolaptanüç tane limon çıkardı. Şaşkınlıkla gözlerimi açtım. “Üç limon mu?”

“Bol limon demedin mi?”

“Dedim ama...”

“Elbette bol olacak.” diye kesti sözümü.

“Bu salata mı, limon bahçesi mi?”

Bu kez gerçekten hafifçe güldü. “Karar veremedim.”

Midem hâlâ hassastı ama nedense o ekşi limon kokusu iştahımı daha da açıyordu. “Mis gibi kokuyor… Bence sen gizli gizli aşçı olabilirmişsin.”

“Olmaz.”

“Neden?”

“Sen çok eleştirirsin.”

“Ağır hastayım, bana laf atma.”

“Tamam.”

Tam o sırada bütün gücüm yine tükenmiş gibi hissettim. Sandalyede oturmak bile zor gelmeye başlamıştı. Yavaşça aşağı kaydım. “Elijah...”

Arkasını döndüğünde beni yerde, battaniyeye sarılmış hâlde dolaba yaslanırken buldu. Kaşları hemen çatıldı. “İvy.”

“Biraz yoruldum...” Başımı mutfak dolabına yasladım. “Buradan dünya çok güzel görünüyor.”

“Elbette güzel görünmüyor.”

“Bana güzel geliyor...”

Yanıma çömeldi. “Elini ver.”

“Elim çok ağır...”

“İvy.” Yorgun bir gülümsemeyle elimi uzattım. Beni yavaşça ayağa kaldırdı. “Bir dakika bile yalnız bırakamıyorum seni.”

Başımı omzuna yasladım. “Ben de kendimi bırakamıyorum zaten...”

Elijah kolunu omuzlarıma doladı. “Hadi.”

“Nereye?”

“Kanepeye.”

“Salatam?”

“Hazırlıyorum.”

“Kaçma.”

“Kaçmıyorum.”

Yorgunca gözlerimi kapattım. “İyi... çünkü o salatayı gerçekten bekliyorum...”

“Elbette bekleyeceksin.”

“Yine dedi...”

Bu kez onu düzeltmeye bile hâlim yoktu. Sadece battaniyeme biraz daha sarılıp başımı omzuna yasladım. O da sessizce beni salona götürürken, mutfakta hazırladığı bol limonlu salatanın kokusu yavaş yavaş bütün evi doldurmaya başlamıştı.

Elijah beni yavaşça kanepenin kenarına oturttu. “Burada bekle.”

Başımı salladım. “Tamam...”

Mutfaktan kesme tahtasının sesi gelmeye devam ediyordu. Ben ise battaniyeye biraz daha sarıldım.

Birkaç dakika dayanabildim. Sonra bütün vücudum yine ağırlaşmaya başladı. “Off...”

Yavaş yavaş aşağı doğru kaydım. Önce sırtım, sonra omuzlarım. En sonunda neredeyse kanepenin önüne çökmüş gibiydim. Tam o sırada Elijah salondan içeri girdi. Elindeki büyük salata kâsesine baktı, sonra bana. “İvy.”

“Efendim...”

“Kanepede oturman gerekiyordu.”

“Oturdum.”

“Şu an yerdesin.”

“Teknik olarak...” Başımı koltuğun minderine yasladım. “Kanepenin yanında oturuyorum.”

İç çekti. “Nasıl başardın bunu?”

“Yer çekimi çok ikna ediciydi...”

Elijah istemsizce burnundan sessiz bir nefes verdi. “Yer çekimiyle kavga etmeyi bıraksan?”

“Kaybederim.”

“Elbette.”

Başımı kaldırıp ona baktım. “Bak...”

“Hm?”

“Dünya buradan daha güzel görünüyor.”

“Gerçekten mi?”

“Evet.”

“Nesi güzel?”

“Daha az dönüyor...”

Bu kez dudaklarının kenarında küçücük bir gülümseme belirdi. “Doktorlara yeni bir tedavi yöntemi söylemelisin.”

“Aynen. Bilim insanları bana teşekkür eder.”

“Elbette eder.”

Gülmeye çalıştım ama hemen öksürdüm. Elijah başını iki yana salladı. “Gel bakalım.” Yanıma çömeldi. Ben ise hiç uğraşmadan öne doğru eğildim.

Başımı sırtına yasladım. “Hmm...”

“Ne oldu?”

“Bir şey diyeceğim.”

“De.”

“Sırtın ne kadar geniş.” Sessizce bekledi. “Üç oda bir salon gibi.”

Bu kez gerçekten güldü. “Abartıyorsun.”

“Hayır.”

Elimle sırtına hafifçe vurdum. “İstersen burada yaşayabilirim.”

“Kirayı nasıl ödeyeceksin?”

“Her gün teşekkür ederim.”

“Yetersiz.”

“O zaman...” Biraz düşündüm. “Sana limonlu salata övgüleri yaparım.”

“Şimdi pazarlık yapıyorsun.”

“Hastayım ama zekâm çalışıyor.”

“Elbette.”

“Yine dedi...”

Beni dikkatlice yeniden kanepenin üzerine oturttu. Battaniyeyi omuzlarıma kadar çekti. Sonra büyük kâseyi sehpanın üzerine bıraktı.

Kâseyi görür görmez gözlerim açıldı. “Vay...”

“Beğendin mi?”

“Bu... dünyanın en güzel salatası olabilir.”

“Daha tadına bakmadın.”

“Görüntüsü bile yeter.”

Çatalı elime aldım. İlk lokmayı ağzıma attığım anda gözlerim büyüdü. “Off...”

Elijah dikkatle bana baktı. “Kötü mü?”

Başımı hızla iki yana salladım. “Hayır!” Hemen ikinci lokmayı aldım. Sonra üçüncüyü, ardından dördüncüyü.

Elijah birkaç saniye beni izledi. “Demek gerçekten acıkmışsın.”

Ağzım doluyken başımı salladım. “Hı hı!”

Dakikalar içinde marullar, domatesler ve salatalıklar tek tek kayboldu. En sonunda kâsenin dibinde sadece bol limonlu, zeytinyağlı su kalmıştı. Kâseyi iki elimle tuttum.

Elijah kaşını kaldırdı. “İvy.”

“Hm?”

“Ne yapıyorsun?”

“En güzel kısmı geldi.”

Hiç tereddüt etmeden kâseyi dudaklarıma götürdüm. Son damlasına kadar içtim. Derin bir “Oh...” çektim.

“Elijah...”

“Efendim?”

“Galiba...”

Kâseyi mutlulukla sehpaya bıraktım. “Hayata geri döndüm.”

Elijah boş kâseye baktı. “Salatanın suyunu bile içtin.”

“Günah olmasın diye.”

“Limon suyunu da.”

“En güzel kısmı oydu.”

Başını iki yana salladı. “Grip olunca iştahın gerçekten değişiyor.”

Battaniyeye iyice sarılıp memnun bir nefes verdim. “Yarın canım yine salata isterse şaşırma.”

“Elbette yaparım.”

Gülümseyerek ona baktım. “Biliyor musun?”

“Neyi?”

“Sen olmasaydın bugün kesinlikle hiçbir şey yemezdim.”

Elijah'ın bakışları yumuşadı. “Ben de tam bunun için buradayım.”

Yorgun ama huzurlu bir gülümsemeyle başımı yeniden omzuna yasladım. “İyi ki...” diye mırıldandım. “...üç oda bir salonluk bir sırtın var.”

Elijah omzunu hafifçe bana doğru çevirdi. Ben de hiç düşünmeden battaniyenin içinden kollarımı çıkarıp sırtına sarıldım. Yanağımı kürek kemiklerinin arasına yasladım.

“Hmm...”

“Elijah?”

“Efendim?”

“Gerçekten söylüyorum...”

“Neyi?”

“Sırtın üç oda bir salon gibi.” Derin bir sessizlik oldu. Sonra omzunun hafifçe titrediğini hissettim. “...Gülüyor musun?”

“Hayır.”

Zafer kazanmış gibi gülümsedim. “Bak, başımı koyuyorum, yer var.”

“Elbette var.”

“Bir kişi daha sığar.”

“İvy.”

“Yok, ölçtüm.”

“Ne zaman ölçtün?”

“Şu an.”

Tam bir şey daha söyleyecekken burnumun içi kaşınmaya başladı. “Şey...”

Elijah hemen başını çevirdi. “Hm?”

“Sanırım...” Burnumu buruşturdum. “Ha... ha...” Bir anda peş peşe iki kez hapşırdım. “Haapşu!” Bütün vücudum sarsıldı. “Off...”

Elijah hemen kolunu omuzlarıma doladı. “İyi misin?”

Burnumu çektim. “Hayır... Burnum bana küstü galiba...”

“Belli oluyor.”

Masanın üzerindeki peçete kutusunu uzattı. “Al.”

Bir peçete çektim. Tam burnumu silecekken elim yine halsizlikten havada kaldı. “...Çok yoruldum.”

Elijah peçeteyi usulca elimden aldı. “Gel.”

“Ne yapıyorsun?”

“Hiç.”

Başımı hafifçe kaldırdı. Sonra büyük bir sabırla burnumu nazikçe sildi. İlk başta donup kaldım. “Elijah...”

“Hm?”

“Şu an gerçekten burnumu mu siliyorsun?”

“Evet.”

“Ben bebek miyim?”

“Hayır.”

“Emin misin?”

“Hasta bir kızsın.”

Burnumu bir kez daha usulca sildi. “Tamam.”

Peçeteyi katlayıp kenara bıraktı. Ben ise utançla battaniyenin içine biraz daha gömüldüm. “Çok utanıyorum...”

“Elbette utanmayacaksın.”

“Bunu unutabilir miyiz?”

“Hayır.”

“Neden?”

“Çünkü az önce salatanın suyunu içen kişi sendin.”

“Konuyu değiştirme.”

“Değiştirmiyorum.”

Başımı iki yana salladım. “Bir gün tamamen iyileşeceğim...”

“Evet.”

“Ve bütün bunların intikamını alacağım.”

Kaşını hafifçe kaldırdı. “Nasıl?”

“Bilmiyorum... Ama alacağım.”

Yorgun bir iç çekerek battaniyeye iyice sarıldım. Yanıma birkaç peçete daha bıraktı. “Bunlar burada dursun.”

“Niye?”

“Birazdan yine hapşıracaksın.”

“Yok canım...”

Tam cümlem bitmişti ki burnum yine kaşındı. “Ha...” Elijah bana sadece baktı. “Ha... hapşuu!”

Peçeteyi uzatırken dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme vardı. “Demiştim.”

Homurdanarak peçeteyi aldım. “Hiç eğlenceli değilsin...”

“Tam tersine.”

“Nasıl?”

“Sen çok komiksin.”

İstemsizce gülümsedim. Battaniyeye iyice sarılıp yana döndüm, başımı tekrar onun omzuna yasladım.

“...Tamam.”

“Hm?”

“Üç oda bir salonluk sırtını şimdilik affettim.”

Elijah başını hafifçe salladı. “Elbette.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.