İçeriğe geç

𝓑𝓮𝓴𝓵𝓮𝓷𝓶𝓮𝓭𝓲𝓴 𝓑𝓲𝓻 𝓐𝓷

Bölüm 13 · 20 dk okuma

𝓑𝓮𝓴𝓵𝓮𝓷𝓶𝓮𝓭𝓲𝓴 𝓑𝓲𝓻 𝓐𝓷

Bölüm 13

OKUL

İvy Ashford

Telefonumun alarmı tam saat yedide çalmaya başladı. Bir an ne olduğunu anlayamadım. Sonra gözlerimi açar açmaz dün gece yaşananlar aklıma geldi. Bir anda doğrulup yatağın içinde oturdum. Dudaklarıma elim gitti. “İnanamıyorum...” Kendi kendime güldüm. “Yok... gerçekten olmuş.” Yastığı yüzüme bastırıp kıkırdadım. “Elijah beni seviyor.”

Bunu yüksek sesle söylemek bile kalbimi yeniden hızlandırıyordu. Tam o sırada kapım tıklatıldı. “İvy?”

Sesini duyunca istemsizce doğruldum ve kapı açıldı.

Elijah her zamanki gibi siyah gömleğini giymişti. Saçları yine kusursuzdu. Sanki dün gece beni defalarca öpen kişi o değilmiş gibi son derece sakindi.

“Günaydın.”

Ben ise ona bakıp sadece gülümsedim. “Günaydın...”

Birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra dayanamadım. “Elijah?”

“Efendim?”

“Dün gece gerçekten oldu değil mi?”

Kaşını hafifçe kaldırdı. “Ne?”

Gözlerimi kıstım. “Bilerek yapıyorsun.”

“Belki.”

Dudaklarımı büktüm. “Beni öptün.”

“Elbette.”

Kalbim yine yerinden çıkacak gibi oldu. “Bir daha söyle.”

“Neyi?”

“Beni öptüğünü.”

Bu kez belli belirsiz gülümsedi. “Evet.”

Yüzümü yastığın içine gömdüm. “Tanrı’m...”

Sessizce güldü. “Hâlâ inanamıyorsun.”

“Hayır.” Başımı kaldırıp ona baktım. “Sanırım uzun süre de inanamayacağım.”

“Elbette geçer.”

“Hayır, geçmeyecek.”

“Neden?”

“Çünkü seni her gördüğümde yeniden hatırlayacağım.” Hiçbirşey söylemeden bana baktı. O bakış bile yanaklarımı kızartmaya yetmişti. Konuyu değiştirmek zorunda kaldım. “Bugün okul var...”

“Evet.”

“Çok heyecanlıyım.”

“Fark ettim.”

“Ya çocuklar beni görünce boynumdaki...” Bir anda sustum. Elim refleksle boynuma gitti. “Elijah!”

“Efendim?”

“Bir bak!”

Yaklaşıp dikkatlice boynuma baktı. “Bir şey yok.”

Derin bir nefes verdim. “Şükür.”

Bu kez gerçekten güldü. “Korktun.”

“Tabii ki korktum! Yedi yüz öğrenciye açıklama mı yapacaktım?”

“Elbette olmazdı.”

“Bir de 'Öğretmenim bunu kim yaptı?' deseler...” Bu kez ikimiz de aynı anda gülmeye başladık.

“Hazırlan. Yarım saat sonra çıkıyoruz.”

Başımı salladım. “Emredersiniz, korumam.”

Kapıya yönelirken arkasını döndü. “Bir şey daha.”

“Hm?”

“Bugün ilk iş günün.”

“Evet?”

“Heyecanlanırsan...”

Sessizce yanıma geldi. Alnıma minicik bir öpücük kondurdu. “Ben yanındayım.”

Kalbim bir kez daha duracak gibi oldu. “Bu hiç adil değil.”

“Neden?”

“Sabah sabah böyle yaparsan bütün gün nasıl ders anlatacağım?”

Elijah'ın yüzünde yine o küçücük gülümseme oluştu. “Elbette anlatırsın.”

“Şu 'elbette' kelimesini bir gün bırakmayacaksın değil mi?”

“Hayır.”

Kahkaham odamı doldurdu. “Tamam... O zaman ilk iş günüme senin 'elbette'nle başlıyorum.” Elijah odadan çıktıktan sonra derin bir nefes aldım. “Tamam İvy...” dedim aynadaki yansımama. “Bugün ilk gün.”

Dolabımın kapağını açtım. Kıyafetlerin arasında göz gezdirirken gözüm dün akşam hazırladığım kombine takıldı.

Mavi ince çizgili, bol kesim gömlek ve siyah, yüksek bel pantolon. Altına giyeceğim siyah topuklu ayakkabılar, küçük siyah çantam ve altın renkli saatim. “Tam da bunu arıyordum.”

Sağ elimle gömleği dikkatlice aldım. Sonra alçılı sol koluma baktım. “Sen de bugün benimle uğraşacaksın.”

Üzerimi tek başıma değiştirmeye çalıştım. Gömleğin sol kolunu alçının içinden geçirmek yine beklediğim kadar kolay olmadı. “Ah...”

Bir süre uğraştıktan sonra vazgeçip kapıya yaklaştım. “Elijah?”

Kapı neredeyse anında açıldı. “Efendim?”

Utangaçça gülümsedim. “Sanırım yine yardıma ihtiyacım var.”

Hiçbir şey söylemeden yanıma geldi. “Önce alçılı kol.”

Başımı salladım. Sağ kolumdaki gömlek kolunu açtıktan sonra kumaşı dikkatlice alçının üzerinden geçirdi. En ufak bir hareketinde bile canımı acıtmamaya özen gösteriyordu.

“Oldu.”

“Teşekkür ederim.”

“Rica ederim.”

Gömleğimin düğmelerini bu kez tek elimle ilikleyebildim. Pantolonumu da giydikten sonra aynanın karşısına geçtim. Saçlarımı omuzlarıma bırakıp hafifçe taradım. Küçük altın küpelerimi taktım, saatimi sağ bileğime geçirdim.

Son kez aynaya baktığımda istemsizce gülümsedim. “Fena olmadı.”

Arkamdan Elijah'ın sesi geldi. “Hazır mısın?”

Ona döndüm. “Nasıl olmuş?”

Beni birkaç saniye baştan aşağı süzdü. Bakışlarında hayranlık vardı ama bunu belli etmemek için her zamanki gibi sakin görünmeye çalışıyordu. “Güzel.”

Kaşımı kaldırdım. “Sadece güzel mi?”

“Elbette güzel.”

Kahkaha attım. “İltifat etmeyi hiç bilmiyorsun.”

“Öğrenebilirim.” Bu cevap beni gerçekten şaşırttı. “Bunu da not ediyorum.”

Gülümsedim. “Hadi gidelim.”

Yaklaşık kırk dakika sonra okulun önüne geldik. Arabadan iner inmez okul bahçesindeki sesler kulaklarıma doldu. Koşuşturan öğrenciler, bahçede sohbet eden öğretmenler ve zilin çalmasını bekleyen yüzlerce çocuk...

“Özlemişim...” diye fısıldadım.

Elijah arabadan inip her zamanki gibi önce çevreyi kontrol etti. Sonra benim kapımı açtı. “Dikkat.”

“Tamam.”

Sol kolumdaki alçı yüzünden çantamı sağ omzuma iyice yerleştirdim. Okulun giriş kapısına doğru yürümeye başladık. Koridordan geçerken birkaç öğretmen beni görünce şaşkınlıkla gülümsedi.

“İvy!”

“Hoş geldin!”

“Koluna ne oldu?”

Hepsine aynı gülümsemeyle cevap verdim. “Küçük bir kaza.”

Yanımdaki Elijah'ı görenlerin bakışları ise birkaç saniye daha uzun sürüyordu. Kimse bir şey sormasa da merak ettikleri çok belliydi. Öğretmenler odasının kapısına geldim. Derin bir nefes aldım. “Hazır mıyım acaba?”

“Elbette.”

Gülerek kapıyı açtım. İçerideki konuşmalar bir anda kesildi. Yaklaşık on beş öğretmenin bakışı aynı anda bana döndü. “Günaydın.”

Bir anda odanın içini sıcak sesler doldurdu. “İvy!”

“Hoş geldin!”

“Geçmiş olsun!”

“Kolun nasıl oldu?”

Gülümseyerek içeri girdim. “Teşekkür ederim. İyiyim.”

Tam o sırada müdür yardımcısı masanın başından kalktı. “İvy, seni yeniden aramızda görmek çok güzel.”

“Ben de burada olmayı özledim.”

Sonra bakışları arkamdaki Elijah'a kaydı. “Bizi tanıştırmayacak mısın?”

Ben daha cevap veremeden Elijah sakin bir şekilde öne çıktı. “Merhaba.” Bir anda öğretmenler odasında merak dolu bakışlar daha da arttı. Elijah'ın sesi her zamanki kadar sakindi. “Ben Elijah Collins.” Öğretmenler odasındaki herkes sessizce onu dinliyordu. “İvy'nin kişisel korumasıyım.”

Bu cümleyle birlikte odanın içinde kısa süreli bir şaşkınlık oluştu. “Koruma mı?”

“Evet.” diye devam etti Elijah. “Yakın zamanda yaşanan olaylar nedeniyle güvenlik amacıyla bir süre kendisine eşlik edeceğim. Derslere müdahale etmeyeceğim. Sadece güvenliğini sağlayacağım.”

Öğretmenlerden biri başını salladı. “Anlıyoruz. Geçmiş olsun tekrar.”

“Teşekkür ederim.” dedim gülümseyerek.

Bir başka öğretmen alçıma baktı. “Kolunu fazla zorlama olur mu?”

“Elimden geldiğince.”

Tam o sırada zil sesi bütün koridorlarda yankılandı. İçimde garip bir heyecan oluştu.

“İlk ders...” diye fısıldadım.

Elijah bana döndü. “Hazır mısın?”

Derin bir nefes aldım. “Sanırım evet… Hayır. Ya da evet.” Başımı ona çevirdim.

“Elbette.”

Kahkaha attım. “Bu kelimeyi gerçekten bırakmayacaksın.”

“Hayır.”

Başımı iki yana sallayıp gülümsedim. “Tamam... hadi gidelim.”

Çantamı sağ omzuma düzelttim. Sol kolumdaki alçı yüzünden hareketlerim biraz yavaştı ama artık buna alışmıştım. Elijah kapıyı benim için açtı. Koridor her zamanki gibi öğrencilerle doluydu.

“Hocam günaydın!”

“Hocam geçmiş olsun!”

“Kolunuz kırılmış!”

Gülümseyerek tek tek cevap verdim. “Günaydın.”

“Teşekkür ederim.”

“İyileşiyorum.”

Elijah ise bir adım arkamda, sessizce yürüyordu. Öğrencilerin neredeyse tamamı meraklı gözlerle ona bakıyordu.

“Kim o?”

“Yeni öğretmen galiba.”

“Yok ya... asker gibi duruyor.”

“Kesin polis.”

Gülmemek için dudaklarımı birbirime bastırdım. Elijah bana eğildi. “Duyuyorlar sanırım.”

“Ben de duyuyorum.”

“Rahatsız ediyor mu?”

“Hayır.”

Ona dönüp kısık sesle fısıldadım. “Dedim ya... seni kesin film karakteri sanacaklar.”

Elijah belli belirsiz gülümsedi. Kapının önünde durdum. Kalbim yine hızlandı. “Hazırım galiba...”

Elijah kapıyı açtı. “Buyur.”

Sınıfa adımımı attığım anda içerideki uğultuSınıf bir anda ayağa kalktı.

Betty'nin gözleri parladı. “Hocam geri döndünüz!”

Jessica sevinçle el salladı. “Çok özledik!”

Joel sıranın üzerinden neredeyse zıplayacaktı. “Hocam! Kolunuza ne oldu?”

Arka sırada oturan Blake bile ilk kez kitabından başını kaldırıp gülümsedi. “Geçmiş olsun öğretmenim.”

İçimi tarifsiz bir sıcaklık kapladı. Ben de gülümseyerek onlara baktım. “Ben de sizi çok özledim çocuklar.”

Sınıftan küçük alkış sesleri yükseldi. Tam o sırada herkesin dikkati kapının yanında sessizce duran Elijah'a kaydı.

Jessica gözlerini kocaman açtı. “Hocam...”

Betty merakla başını eğdi. “Yanınızdaki abi kim?”

Sınıftaki bütün gözler aynı anda Elijah'a döndü. Ben boğazımı temizledim. “Çocuklar, önce oturun.”

Sandalyeler aynı anda gıcırdayarak yerine çekildi. Elijah ise her zamanki sakinliğiyle kapının yanında durmaya devam ediyordu.

“Elijah Collins.” dedim gülümseyerek. “Bir süre güvenliğim için bana eşlik edecek.”

Joel'in eli anında havaya kalktı. “Hocam!”

“Evet Joel?”

“Koruma derken... bildiğimiz koruma mı?”

“Evet.”

Jessica'nın ağzı şaşkınlıktan açık kaldı. “Vay be...”

Tam o sırada arka sıradan sakin bir ses duyuldu. “Hocam.”

“Evet Blake?”

Yüzü her zamanki kadar ciddiydi. “Yanlış anlamayın ama...” Sınıf sessizleşti. “Sevgiliniz mi?”

Bir an bütün sınıf dondu. Ben de donup kaldım. “Ne?”

Blake omuz silkti. “Filmlerde hep böyle oluyor.”

Sınıfta bir anda kahkahalar patladı. Joel sıraya vurarak gülüyordu. “Ben de öyle düşündüm!”

Jessica yüzünü elleriyle kapattı. “Ben de!”

Lily kıkırdayarak başını salladı. “İlk gördüğümde aklıma o geldi.”

Betty ise şaşkınlıkla Blake'e baktı. “Blake! Öyle soru sorulur mu?”

Yanaklarım saniyeler içinde kıpkırmızı olmuştu. “Elbette... yani...”

Kelimeler boğazımda düğümlendi. Tam konuşacakken Elijah sakin bir sesle söze girdi. “Ben İvy'nin korumasıyım.”

Joel kaşını kaldırdı. “Yani sevgilisi değilsiniz?”

Bu kez ben öksürmeye başladım. “Joel!”

Çocuk utanarak ensesini kaşıdı. “Ne var hocam? Sadece sordum.”

Jessica dirseğiyle Joel'e vurdu. “Sus artık!”

Tam o sırada Blake yine ciddi bir ifadeyle konuştu. “Hocam.”

“Evet?”

“Bence yine de yakışıyorsunuz.”

Bu kez sadece ben değil, Elijah bile birkaç saniyeliğine sustu. Sınıf kahkahadan kırılırken ben yüzümü iki elimin arasına almak istedim ama alçılı sol kolumu unutunca yine beceremedim.

“Çocuklar...” dedim utançla. “Daha ilk dersten beni zorlamayın.”

Joel gülerek ellerini kaldırdı. “Tamam hocam, söz!”

Elijah ise bana kısa bir bakış attı. Dudaklarının kenarında sadece benim fark edebildiğim küçücük bir gülümseme vardı. Bu da yanaklarımın biraz daha kızarmasına yetmişti.

Sınıftaki kahkahalar yavaş yavaş dinerken ben de derin bir nefes aldım. “Tamam.” dedim gülümseyerek. “Bugün sizi biraz çalıştıracağım.”

Joel yüzünü buruşturdu. “Hocam... Daha ilk günden mi?”

“Evet.”

Sınıftan aynı anda birkaç tane oflama sesi yükseldi. Kahkahamı tutamadım. “Merak etmeyin. Notluk bir sınav değil.”

Jessica rahat bir nefes verdi. “Şükür.”

Tahtaya doğru yürüdüm. “Bu sadece değerlendirme sınavı. Bir haftalık aradan sonra eksiklerimizi görmek istiyorum.”

Betty hemen defterini çıkardı. Blake ise her zamanki sakinliğiyle kalemini hazırladı.

“Elijah...” dedim.

“Efendim?”

“Sınav boyunca rahatsız olursan kapının yanında bekleyebilirsin.”

“Burada kalırım.”

Başımı salladım. “Peki.”

Sağ elimle sınav kâğıtlarını dağıtmaya başladım. Sol kolumdaki alçı yüzünden biraz yavaş hareket ediyordum. “Başlayabilirsiniz.”

Sınıf bir anda sessizliğe büründü. Sadece kalem sesleri duyuluyordu. Ben de sıraların arasında dolaşmaya başladım. Tam Betty'nin yanından geçerken kâğıdına göz ucuyla baktım. Soruları kendinden emin çözüyordu. Arka sırada Blake de her zamanki gibi sakin bir şekilde yazıyordu.

Yaklaşık kırk dakika sonra sınav bitti. “Kalemleri bırakın.” Kâğıtları tek tek topladım. Teneffüste öğretmenler odasında hızlıca cevap anahtarıyla okumaya başladım. Sorular kısa olduğu için sonuçlar çabuk çıktı. Kendi kendime gülümsedim. “Elijah.”

“Efendim?”

“Sanırım biri bugün çok mutlu olacak.”

Kaşını hafifçe kaldırdı. “Kim?”

“Betty.”

“Birinci mi oldu?”

Başımı salladım. “Evet.”

“Güzel.”

Sınav kâğıtlarını alıp yeniden sınıfa döndük. Çocuklar merakla bana bakıyordu. “Hocam?”

“Sonuçlar çıktı mı?”

“Çıktı.” Sınıfta çıt çıkmıyordu. “Öncelikle hepinizi tebrik ediyorum.” Kâğıtları masanın üzerine bıraktım. “Bir haftalık araya rağmen oldukça güzel sonuçlar var.”

Betty heyecandan dudağını ısırıyordu. Blake ise her zamanki gibi sakindi. “Bu sınavın birincisi...” Kısa bir sessizlik oldu. “Betty.”

Betty önce bana baktı, sonra ise kâğıda. “Ben... ben mi?”

Gülümseyerek başımı salladım. “Evet.”

Gözleri bir anda doldu. “Gerçekten mi hocam?”

“Gerçekten.”

Jessica alkışlamaya başladı. Ardından bütün sınıf alkışladı.

Joel ayağa kalktı. “Bravo Betty!”

Lily heyecanla arkadaşına sarıldı. Betty gözyaşlarını silerken bana baktı. “Hocam...”

“Efendim?”

“İlk defa...” Sesi titredi. “İlk defa birinci oldum.”

Gülümsedim. “Çünkü bu kez sadece başkalarını geçmeye çalışmadın.” Betty dikkatle beni dinliyordu. “Kendin için çalıştın.”

Betty gözlerinden akan yaşlara rağmen gülümsedi. “Teşekkür ederim hocam.”

Başımı salladım. “Asıl teşekkür kendine.”

Arka sırada oturan Blake ayağa kalktı. Herkes ona döndü.

Tebessüm ederek elini uzattı. “Tebrik ederim Betty.”

Betty şaşkınlıkla elini sıktı. “Teşekkür ederim.”

Blake omuz silkti. “Bu sefer daha iyi olan sendin.”

Sınıftan yeniden alkış sesleri yükseldi. Kapının yanında duran Elijah ise sessizce olanları izliyordu. Ben çocuklarla ilgilenirken bana hafifçe yaklaşıp sadece benim duyabileceğim kadar alçak bir sesle, “Onlarla gurur duyuyorsun.” diye fısıldadı.

Ona dönüp gülümsedim. “Çok.”

Elijah'ın dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı. “Bu gülümsemen...” Ne diyeceğini merakla bekledim. “Eve sakla.”

Şaşkınlıkla ona baktım. “Neden?”

“Çünkü eve dönünce sadece bana ait olsun istiyorum.”

Yanaklarım anında kıpkırmızı oldu. “Elijah!”

Elimdeki kalemi refleksle ona doğru attım. Kalem gömleğine hafifçe çarpıp yere düştü. Sınıf bir an sessizleşti.

Joel şaşkınlıkla gözlerini açtı. “Hocam... Koruma abiye kalem attınız!”

Elijah eğilip kalemi yerden aldı, bana uzattı ve hiçbir şey olmamış gibi sakin bir ifadeyle, “Kalemin.” dedi.

Utançtan yüzümü kapatmak istedim. “...Teşekkür ederim.”

Elijah'ın dudaklarında yine o küçücük, muzip gülümseme vardı. Kalemi elimden alırken yüzündeki o küçücük gülümseme hâlâ duruyordu.

Sinirlenmiş gibi gözlerimi kıstım. “Çok komiksin.”

“Elbette.”

“Yine dedi.”

Hiç düşünmeden sağ elimle başına minicik bir şaplak indirdim. “Elijah.”

Sınıf bir saniyeliğine sessizliğe gömüldü. Sonra Joel ayağa fırladı. “Hocam koruma abiyi dövdü!”

Jessica kahkahaya boğuldu. “Ben dedim size!”

Lily ellerini ağzına kapatıp gülüyordu. “Kesin bir şey var aralarında!”

Betty bile gülmesini tutamadı. “Hocam utanıyor!”

Blake her zamanki ciddi hâliyle kollarını bağladı. “Bence sevgililer.”

“Blake!” dedim utanç içinde. “Yine mi başladınız?”

Joel sıraya vuruyordu. “Hocam kızardı!”

Jessica hemen ekledi. “Koruma abi de gülümsüyor!”

İstemsizce Elijah'a döndüm. Gerçekten dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme vardı. “Elijah.”

“Efendim?”

“Hiç yardım etmiyorsun.”

“Etmiyorum.”

“Sağ ol.”

“Elbette.”

Sınıf yeniden kahkahaya boğuldu. Başımı iki yana sallayıp pes ettim. “Tamam, tamam... Konuyu kapatıyoruz.”

Joel hemen elini kaldırdı. “Hocam.”

“Ne var?”

“Birbirinize çok yakışıyorsunuz ama.”

“Joel!” Çocuk kahkahalar arasında yerine oturdu. Derin bir nefes aldım. “Tamam... Madem bugün yeniden birlikteyiz...”

Sınıf merakla bana baktı. “Size küçük bir sürprizim var.”

Jessica'nın gözleri parladı. “Sürpriz mi?”

Başımı salladım. “Kantinden herkese çikolata ısmarlıyorum.”

Birkaç saniyelik sessizlik benim cümlem ile bozuklu.

“YAŞASIN!”

“Hocam en iyisisiniz!”

“Çikolataaaa!”

Joel gülerken bana doğru yürüdü. “Hocam sizi çok seviyorum!”

Gülerek kapıya yöneldim. “Tek sıra oluyorsunuz. İtmek yok.”

“Tamam hocam!”

Birkaç dakika sonra herkes elinde çikolatasıyla sınıfa dönmüştü. Betty çikolataya bakıp gülümsedi. “Teşekkür ederim hocam.”

“Afiyet olsun.”

Jessica paketi salladı. “Bu haftanın en güzel günü.”

Joel çoktan paketini açmıştı. “Ben bunu iki lokmada bitiririm.”

Sınıfın neşesi bütün koridoru dolduruyordu. Tam o sırada arkamdan tanıdık bir ses geldi. “İvy.”

Arkamı döndüm. “Elijah?”

Kollarını göğsünde birleştirmiş bana bakıyordu. “Bana yok mu?”

Birkaç saniye ona baktım ve sonunda kahkahayı bastım. “Sen de mi çikolata istiyorsun?”

“Olabilir.”

Kaşımı kaldırdım. “Az önce sınıfı bana karşı kışkırttın.”

“Elbette kışkırtmadım.”

“Yalan.”

Omuz silkti. “Kanıtlayamazsın.”

Çantamdan son kalan çikolatayı çıkardım. “Al bakalım.” Tam uzatacakken elimi geri çektim. “Yok.”

Elijah kaşını kaldırdı. “Neden?”

“Ceza.”

“Neyin cezası?”

“Beni bütün sınıfın içinde utandırmanın.”

İlk kez gerçekten çaresiz gibi iç çekti. “Peki... Affedilmem için ne yapmalıyım?”

Gülmemi tutamadım. “Şimdilik hiçbir şey.”

Çikolatayı tekrar uzattım. “Al.”

Elijah çikolatayı aldı. “Teşekkür ederim.”

Joel tam o anda bizi gördü. “Hah!”

Hepimiz ona döndük. Joel kollarını iki yana açıp bütün sınıfa bağırdı. “Koruma abi de çikolata aldı! Hocam torpil yapıyor!”

Lily de gülüyordu. “Koruma abi özel öğrenci olmuş.”

Ben iki elimin arasına yüzümü almak istedim ama alçılı sol kolumu unutunca yine beceremedim. “Çocuklar...”

Joel kollarını iki yana açtı. “Hocam, bize bir tane... Koruma abiye de bir tane. Bu eşitlik değil.”

Kahkahamı tutamadım. “Tamam, tamam. Hepiniz aynı çikolatayı aldınız.”

Blake sakince çikolatasını açarken konuştu. “Bence sorun çikolata değil.”

Sınıf aynı anda ona döndü. “Neymiş?” diye sordu Jessica.

Blake omuz silkti. “Hocam çikolatayı en son ona verdi.”

Sınıf yine aynı anda bağırdı. “Elijah abi kazandı!”

Elijah ise sanki bunların hiçbiri olmuyormuş gibi çikolatasının paketini açıyordu. Bir parça koparıp bana baktı. “Güzelmiş.”

“Sen...” Gülmemi tutamadım. “Bilerek yapıyorsun.”

“Elbette.”

Joel sıraya vurdu. “Hocam yine kızardı!”

“Tamam!” dedim gülerek. “Herkes yerine.”

Çocuklar hâlâ gülüşerek sıralarına geçti. Elijah yine sınıfın arka tarafındaki duvarın yanına geçti. Kollarını göğsünde birleştirip sessizce beklemeye başladı.

Tahtanın önüne yürüdüm ve elime kırmızı kalemi aldım.

“Bugün matematiği biraz farklı işleyeceğiz.”

Jessica hemen doğruldu. “Oyun var mı?”

“Var.”

Sınıftan sevinç sesleri yükseldi. “Yaşasın!”

“Rasyonel sayılar. Bir haftalık aradan sonra önce hafızamızı tazeleyelim.”

Joel başını masaya koydu. “Hocam...”

“Evet?”

“Ne olur soru kolay olsun.”

“Olursa eğlenmeyiz.”

Sınıf güldü. Tahtaya büyükçe bir kesir yazdım.

3/4 + 1/2 = ?

“Kim çözmek ister?”

Neredeyse bütün sınıfın eli havaya kalktı.

“Betty.” Betty heyecanla tahtaya geldi. Kalemi aldı. “Paydaları eşitliyorum...” Adım adım işlemi yaptı. Sonucu yazınca sınıf alkışladı. Betty yerine geçerken gülümsüyordu.

“Şimdi...” Tahtayı ikiye böldüm. “Sağ taraf Mavi Takım.”

Jessica hemen bağırdı. “Ben maviyim!”

“Sol taraf Siyah Takım.”

Joel ayağa fırladı. “Biz kazanacağız!”

Blake sakince elini kaldırdı. “Hocam.”

“Evet?”

“Ödül var mı?”

Göz kırptım. “Kazanan takım teneffüste benden birer meyve suyu kazanacak.”

Sınıf adeta ayağa kalktı. “EVETTT!”

Elijah'ın bulunduğu taraftan hafif bir öksürük sesi geldi. Başımı ona çevirdim. “Bir sorun mu var?”

“Yok.”

“Emin misin?”

“Elbette.”

Gözlerimi kıstım. “Niye öksürdün o zaman?”

“Ödülü merak ettim.”

Sınıf yine kahkahaya boğuldu. Joel hiç düşünmeden bağırdı. “Koruma abi de yarışsın!”

Jessica hemen ekledi. “Evet hocam! Koruma abi bizim takımda olsun!”

Lily gülerek Elijah'a baktı. “Matematiğin iyi mi abi?”

Elijah sakin bir ifadeyle omuz silkti. “İdare eder.”

Blake ilk kez hafifçe gülümsedi. “Bence iyi.”

Ben tahtaya kalemle hafifçe vurdum. “Hayır. Elijah yarışmayacak.”

“Neden?” diye sordu Joel.

“Çünkü o benim yardımcı gözetmenim.”

Joel düşünür gibi yaptı. “Yani öğretmenin koruması, öğretmenin yardımcısı, öğretmenin şoförü...”

Jessica kahkaha attı. “Bir de hocamın en sevdiği kişi.”

“Elbette...” diyecek oldum, sonra durup başımı iki yana salladım. “Hayır! O kelimeyi senden kaptım!”

Sınıf bir kez daha kahkahaya boğuldu. Arka tarafta duran Elijah ise ilk kez kahkahasını belli etmeden başını hafifçe eğdi.

Onun gülümsediğini sadece ben fark etmiştim. Ve nedense o küçücük gülümseme, kazandığımız bütün oyunlardan daha büyük bir ödül gibi hissettirmişti.

Derin bir nefes alıp tekrar tahtaya döndüm. “Tamam! Başlayalım!. Her takımdan sırayla bir kişi gelecek. Soruyu doğru çözen takım bir puan kazanacak.”

Joel hemen ayağa fırladı. “Hocam ilk ben!”

“Olur ama önce Jessica.”

Jessica sevinçle tahtaya koştu. İlk soruyu yazdım.

5/8 + 1/8 = ?

Jessica hiç düşünmeden yazdı.

6/8 = 3/4

“Aferin!” Mavi takım alkış kıyamet kopardı. “Bir puan!”

“Blake.”

Blake ağır adımlarla tahtaya geldi. Soruyu yazdım.

2/3 - 1/6 = ?

Kalemi eline aldı ve kısa bir hesap yaptı.

4/6 - 1/6 = 3/6 = 1/2

“Doğru.”

Bu kez Siyah Takım alkışlamaya başladı. Joel sevinçten sıraya vuruyordu. “İşte bu!” Oyun ilerledikçe sınıf iyice hareketlendi. “Hocam ben!”

“Beni kaldırın!”

“Ben çözerim!”

Lily zorlandığı bir soruda Betty'den aldığı küçük ipucuyla doğru sonuca ulaştı. Vanessa kesirleri sadeleştirirken bütün sınıfa adım adım anlattı. Victor, tahtaya çıkınca önce heyecandan yanlış yazdı. Sonra kendi hatasını fark edip düzeltti.

“Harika.” dedim gülümseyerek. “En güzel öğrenme şekli, hatanı fark etmektir.”

Victor gururla yerine geçti. Vera ise en zor sorulardan birini çözdüğünde sınıf onu alkışladı.

Dersin sonunda puanları topladım. Tahtaya baktım. “Ve...” Sınıf nefesini tuttu. “Bugünün en yüksek puanını alan iki kişi...”

Kısa bir sessizlik oldu. “Blake ve Jessica!”

Jessica yerinden zıpladı. “Yaşasın!”

Blake ise sadece küçük bir tebessüm etti. “Teşekkür ederim hocam.”

“İkiniz de gerçekten çok güzel düşündünüz.”

Jessica hemen çantasını aldı. “Hocam meyve suyu!”

Kahkaha attım. “Söz verdim, değil mi?”

“Elbette!” diye bağırdı Joel.

Sınıf yine gülmeye başladı. Koridora çıktığımızda Jessica ile Blake yanımda yürüyordu. Kantine uğrayıp buzdolabını açtım. “Hangisini istersiniz?”

Jessica hiç düşünmedi. “Şeftali!”

Blake ise sakin bir sesle cevap verdi. “Karışık meyve olabilir.”

İki meyve suyunu alıp uzattım. “Afiyet olsun.”

Jessica sevinçle kutuyu salladı. “Teşekkür ederim hocam!”

Blake başını hafifçe eğdi. “Teşekkür ederim.”

Tam o sırada yanımda duran Elijah'a baktım. “Sen ister misin?”

“Elbette isterim.”

Gözlerimi devirdim. “Şaşırmadım.”

Buzdolabından bir tane de ona aldım. Elijah kutuyu alırken bana baktı. “Teşekkür ederim.”

“Rica ederim.”

Zilin ikinci kez çalmasına birkaç dakika kalmıştı. “Sıradaki ders...” Programı kontrol ettim. “7/C.”

Koridor boyunca birlikte yürüdük. 7/C'nin kapısına geldiğimde içeriden oldukça sakin bir uğultu geliyordu. Kapıyı açıp içeri girdim. “Günaydın çocuklar.”

Sınıf hep bir ağızdan ayağa kalktı. “Günaydın öğretmenim!”

“Bugün matematikte yeni konuya geçmeyeceğiz.” Çocuklar merakla birbirine baktı. Gülümsedim. “Sizi geçen dönemden tanıyorum. Programın ilerisindesiniz ve konuları tamamladınız.”

Sınıftan mutlu mırıltılar yükseldi. “Bu yüzden bugün biraz nefes alacağız.” Çantamdan renkli kalemleri çıkardım. “İsteyen resim çizebilir, isteyen kitap okuyabilir. Ama sınıf sessiz kalacak.”

Luca hemen heyecanlandı. “Gerçekten serbest miyiz hocam?”

“Evet.” Marco çantasından çizim defterini çıkardı. “Ben manga çizeceğim!”

Nova gülümseyerek pastel boyalarını masaya dizdi. “Ben manzara çizeceğim.”

Lilith ise defterini açıp kurşun kalemini eline aldı. “Ben portre deneyeceğim.”

Kısa süre içinde bütün sınıf sessiz ve huzurlu bir çalışma ortamına dönüştü. Ben de masama oturup gülümseyerek onları izlemeye başladım.

Kapının yanında her zamanki yerinde duran Elijah göz ucuyla bana baktı. “İyi bir öğretmensin.”

Bu söz, bütün gün duyduğum en güzel cümlelerden biri olmuştu. Elijah'ın söylediği söz kulaklarımda yankılanmaya devam ediyordu.

İstemsizce gülümsedim. “Teşekkür ederim.”

“Gerçek bu.”

Başımı hafifçe yana eğdim. “Bunu senden duymak... garip bir şekilde daha değerli geliyor.”

“Çünkü doğru söylüyorum.”

Kıkırdadım. “İltifat etmeyi öğrenmeye başladın galiba.”

“Belki.”

“Demek öğrenebiliyormuşsun.”

Bu kez dudaklarının kenarında küçücük bir tebessüm oluştu. “Sen öğretiyorsun.”

Kalbim yine hızlandı. “Beni yine utandırıyorsun.”

“Farkındayım.”

“Bilerek mi?”

“Elbette.”

Gözlerimi devirip güldüm. “Bir gün şu kelimeyi yasaklayacağım.”

“Uymam.”

“Ne kadar inatçısın.”

“Görev gereği.”

Tam ona yeni bir şey söyleyecekken masaların arasından küçük adımların sesi geldi. “Öğretmenim?”

İkimiz de aynı anda döndük. Yaklaşık on iki yaşlarında, kumral saçlı, ince yapılı bir çocuk utangaçça yanımıza gelmişti. Defterini iki eliyle göğsüne bastırıyordu. “Rahatsız etmiyorumdur umarım...”

Yüzüme gülümsedim. “Hayır canım, gel.”

Çocuk biraz rahatladı. “Ben Amelia.”

“Elbette biliyorum.”

Gözleri parladı. “Adımı hatırlamanıza çok sevindim.”

“Nasıl unutabilirim?”

Defterini açıp bana uzattı. “Dün evde bir resim çizdim... Size göstermek istedim.”

Sağ elimle defteri dikkatlice aldım. Sol kolumdaki alçı yine hareketimi kısıtlıyordu. Sayfayı çevirdiğimde istemsizce gülümsedim. Okulun bahçesini çizmişti. Köşede de beni, yanımda ise siyah takım elbiseli uzun bir adam vardı.

Kahkaha attım. “Bu ben miyim?”

Amelia başını salladı. “Evet.”

“Peki bu?” Parmağımla Elijah'ı gösterdim.

“Koruma abi.”

Arkamdan hafif bir sessizlik hissettim. “Elijah'ı da çizmişsin.”

“Çünkü hep yanınızda.” Çocuk o kadar masum gülümsüyordu ki… Ben resme bakmaya devam ederken göz ucuyla Elijah'a baktım. Yüzündeki ifade değişmişti. Az önceki yumuşak bakışlarının yerini anlaşılması zor bir sessizlik almıştı.

“Koruma abi...” Amelia bu kez Elijah'a döndü. “Resimde sizi de uzun yaptım.”

Elijah sadece başını hafifçe salladı. “Gördüm.”

Sesi sakindi ama onu tanıyordum. Bir şey olmuştu.

Amelia yeniden bana döndü. “Öğretmenim, sizce güzel olmuş mu?”

“Bence harika olmuş.” Gerçekten öyleydi. “Eve götürüp saklayacağım.”

Çocuğun yüzü mutluluktan aydınlandı. “Gerçekten mi?”

“Elbette.”

Kendi söylediğim kelimeye gülünce Amelia da güldü. “Koruma abiden kaptınız galiba.”

“Biraz öyle oldu.”

Amelia teşekkür edip arkadaşlarının yanına döndü. Ben ise hemen Elijah'a baktım. “İyi misin?”

“İyiyim.”

“Kısa cevap verdiğine göre iyi değilsin.” Sessiz kaldı. Birkaç saniye sonra derin bir nefes verdi. Bakışları 'nın oturduğu sıraya kaydı. Küçük çocuk arkadaşlarına resmini gösterirken heyecanla bir şeyler anlatıyordu.

Elijah gözlerini ondan ayırmadan çok alçak bir sesle konuştu. “Bir an... Ashley'i gördüm.”

Kalbim sıkıştı. Sessizce ona baktım.

“Saçları... Gülüşü... Defteri iki eliyle tutuşu...” Yutkundu. “Neredeyse aynı yaştaydı.” Boğazım düğümlendi, ne diyeceğimi bilemedim. Elijah gözlerini hâlâ Amelia'dan ayırmıyordu. “Ben konuşurken aramıza geldiğinde...” Sesi ilk kez hafifçe titredi. “Bir an sinirlendim.”

“Neden?”

“Çünkü seninle konuşuyordum.” Kısa bir sessizlik oldu. “Sonra yüzüne baktım.” Gözlerini kapattı. “Ve sinirim geçti.”

“Neden?”

“Çünkü Ashley de yabancıların yanına böyle utana utana giderdi.”

İçim acıyla sızladı. Sağ elimle usulca koluna dokundum. Alçılı sol kolumu kullanamıyordum. “Elijah...” Bana baktı. Bakışları eskisi kadar sert değildi. “Onu hâlâ arıyorsun, değil mi?”

Hiç düşünmeden cevap verdi. “Her gün.” O iki kelime içime koca bir taş gibi oturdu. “Bulacağıma dair umudumu hiç kaybetmedim.”

Usulca gülümsedim. “Bir gün bulacağız.”

Bunu söylerken onun elinin üzerine sağ elimi koydum. Sınıfın içinde çocuklar hâlâ resim çiziyor, fısıldaşarak gülüyorlardı. Biz ise birkaç saniye hiçbir şey söylemeden öylece durduk. Elijah sonunda bana baktı. “Teşekkür ederim.”

“Neden?”

“Dinlediğin için.”

Başımı hafifçe salladım. “Her zaman.”

Zilin çalmasına son birkaç dakika kalmıştı. Sınıfın içinde sadece kalem sesleri ve ara sıra yükselen fısıltılar duyuluyordu. Kimi öğrenci pastel boyalarıyla gökyüzünü renklendiriyor, kimi defterine karakterler çiziyor, kimi de sessizce kitap okuyordu. Masamdan onları izlerken içim huzurla doldu. Ne kadar güzel çocuklardı...

Tam o sırada zil çaldı. Çocuklar aynı anda başlarını kaldırdı. “Ders bitti...” dedim gülümseyerek.

Bir anda sandalyeler geriye çekildi. “Öğretmenim, görüşürüz!”

“Yarın görüşmek üzere!”

“Resmimi bitirince göstereceğim!”

Amelia defterini göğsüne bastırarak bana el salladı. “Hoşça kalın öğretmenim!”

“Hoşça kal canım.”

Luca sırt çantasını omzuna attı. “Bugün çok güzeldi hocam!”

“Sevindim.”

Vanessa pastel boyalarını dikkatlice toplarken gülümsedi. “Keşke her matematik dersi böyle olsa.”

Kahkaha attım. “Olmaz. O zaman matematiği özlemezsiniz.”

Sınıf yine gülüştü. Birkaç dakika içinde koridor çocuk sesleriyle doldu. Son öğrenci de çıktıktan sonra sınıf sessizliğe gömüldü. Derin bir nefes verdim. “Bitti...”

Elijah kapının yanından ayrılıp yanıma geldi. “İlk gün.”

Başımı kaldırıp ona baktım. “Evet.”

“Nasıl geçti?”

İstemsizce gülümsedim. “Beklediğimden daha güzel.”

“Söylemiştim.”

“Elbette, değil mi?”

Başını hafifçe salladı. “Elbette.”

İkimiz de aynı anda güldük. Çantamı sağ omzuma taktım. “Sanırım artık eve gitmeyi hak ettim.”

“Elbette.”

“Yine...”

“Bırakmayacağım.”

“Anladım.”

Sınıfın ışıklarını kapatıp kapıyı kilitledim. Koridor artık büyük ölçüde boşalmıştı. Temizlik görevlileri sınıfları hazırlıyor, birkaç öğretmen evraklarını topluyordu.

Okulun ana kapısından çıktığımızda akşamüstü güneşi bahçeyi turuncuya boyamıştı. Birkaç öğrenci beni görünce uzaktan el salladı.

“Görüşürüz hocam!”

“Kendinize dikkat edin!”

Ben de el salladım. “Siz de.”

Elijah her zamanki gibi önce çevreyi kontrol etti. Sonra arabanın kapısını açtı. “Buyur.”

“Teşekkür ederim.”

Arabaya oturdum. Emniyet kemerimi tek elimle takmaya çalışırken yine biraz zorlandım. Elijah hiçbir şey söylemeden uzandı. Kemeri nazikçe yerine oturttu.

“Sanırım buna alışacağım.”

“Ben de yardım etmeye.”

Gülümseyerek ona baktım. “Şikâyet etmiyor musun?”

“Hayır.”

“Niye?”

“Çünkü yanında olmak yorucu değil.”

Kalbim yine sıcacık oldu. Araba okul bahçesinden yavaşça çıktı. Bir süre sessizce ilerledik. Camdan dışarı bakarken geçen öğrencileri izliyordum. “Bugün Amelia'yı görünce...”

Elijah direksiyondan gözlerini ayırmadan cevap verdi. “Evet.”

“İçin hâlâ acıyor, değil mi?”

Birkaç saniye sustu. Sonra zorla da olsa cevap verdi. “Hiç geçmedi.” Usulca başımı salladım. “Geçeceğini de sanmıyorum.”

“Hayır.” Derin bir nefes aldım. “Biliyor musun...”

“Hm?”

“Bir gün Ashley'i bulacağımıza gerçekten inanıyorum.”

Elijah bana baktı. Bu kez gözlerinde alıştığım o sert ifade yoktu. Sadece sessiz bir umut vardı. “Ben de.” Sağ elimi usulca orta konsolun üzerine bıraktım. Hiç düşünmeden kendi elini elimin üzerine koydu. Parmaklarımız birbirine değdi. Hiçbirimiz konuşmadık.

Bazen sessizlik enn güzel cümlelerden bile daha anlamlı oluyordu. Yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu. “Bugün güzel bir gündü.”

“Elbette.”

Kahkaham arabanın içini doldurdu. “Şu kelimeyi gerçekten ömür boyu bırakmayacaksın.”

“Elbette bırakmayacağım.”

“Yakalandın.”

Bu kez o da hafifçe güldü. “Bilerek.”

Başımı cama yasladım. “Sanırım buna da alışacağım.”

Araba gün batımının turuncu ışıkları arasında yavaşça eve doğru ilerlerken, içimde uzun zamandır hissetmediğim kadar derin bir huzur vardı.

Ve bu huzur, hissettiğim en güzel duyguydu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.