İçeriğe geç

*907 |Yarı texting|

Bölüm 7 · 5 dk okuma

*907 |Yarı texting|

Bölüm 7

*907

Sabah uyandığımda da evde resmen kıyamet kopuyordu. Suyun bağırışı tüm evde yankı yapıyordu.

"imdat yardım edin darp ediliyorum." Diyordu Berk bağırarak. Üst kattan ta bu son kata kadar gelen ses yankısı buna şahitti.

Gözlerimi kapatıp açtım. Aşağıya inme sesleri gelince rahatladım. "Sabahın dokuzun da niye gürültü yapıyorsunuz ki ?" Dedim sitem ederek.

"Ya senin bu arkadaşın onu buraya getirdik diye teşekkür edeceğine diyo ki yatağa sırt üstü yatırmışız burnu yamulcakmış!" Dedi Su onu kınayarak. Bu ne saçmalıktı böyle! Elimi yukarı kaldırıp yumruk yaptım ve Berke doğru gösterdim. "Şunu görüyor musun seni memnuniyetsiz. Bir daha böyle bir şey dersen bunu yüzüne yersin seni de sokağın ortasında bırakırız. " Dedim sakinliğimi koruyarak. Koruduğuma hiç emin değilim.

Berk ürkmüş gibi bana baktı ve Suyu tutmaya başladı. Su teşekkür edermiş gibi gözlerini kırpıştırdıktan sonra Berke tekrar baktı ve kahvaltılıkları çıkarmak için buz dolabına yöneldi.

Ben uyandığım koltuğa tekrar oturarak dün geceyi düşündüm. Normal hayattan sıkılıp aksiyon istemiştim. Kitapların içine girmeyi sonsuza kadar orda kalmayı öyle bir aşkı istemiştim ama bu fazla geliyordu. Hayali kolaydı hatta rüyaymış gibiydi bunun gerçekliği ise beni korkutuyordu. Buna engel olamıyordum.

Ne yapacağımı nasıl nefes alacağımı bile bilmiyordum. Su ve Berke söyleyebilir miyim bilmiyorum böyle bir şey nasıl anlatılırdı ki. Ben birini seviyorum ama o bana fazla biri çünkü insan öldürüyor ve beni seviyor mu onu bile bilmiyorum.

Söylememeliydim ama bununla nasıl başa çıkılır bilmiyorum.

"Hey Kıvırcık saçlı gel de yardım et." Dedi Berk.

Kafamı sallayıp adanın etrafında dolaşarak onların yanına gittim. Galiba bu mesele için susmam gerekiyordu. Bunu bilemezlerdi. Tehlikeliydi ben de tehlikelikedeydim ama hayatım boyunca tehlikeden hiç bu kadar keyif almamıştım.

Evet bu delilik aptallık ve belki de daha fazlasıydı.

Kısa süre sonra kahvaltı masasına oturduğumuz da Berke iki bardak Türk kahvesi daha içirmiştik.

Bayılmıştı ama ayılmamıştı. Üstelik kulakları da duymuyordu. Klasik Berk hareketleri her yandaydı.

Elimde ki melemen tavasını da masanın ortasına koyduğum da Berkin saldırışı gözlerimi büyüttü.

Su da aynı şeyi düşünüyordu ki koluna vurup " Burda biz de varız ama!" Diyerek onu ayırmaya çalışsa da nafile. Kendime ekstra bir tavadan ayırmıştım ki Suyu mutfağa çağırıp yanıma gelmesini söyleyerek ona da vermiştim. Berk doyumsuzun tekiydi ona bakılırsa dünyayı bile yiyebilirdi. Böyle arkadaşlarım olduğu için bir nebze mutluydum hem destekçi hem de kafa dağıtıcı özellikleri vardı.

Yediğimiz tabakları topladıktan sonra kahve yapıp Berkin odasında olan balkona çıkmıştık. Bu çocuk zengin değilim dese bile zengindi.

Babası ceoydu tabi zengindi ama bu onun galiba kabul edeceği anlamına da gelmiyor olabilirdi.

Elimde ki kahve kupasını Suya uzattığım da bana imalı bir şekilde baktı. "Gerçekten işten okuldan dolayı üçümüz birlikte hiç konuşmamıştık." Dedi.

İkinci kupayı Berke uzatmak yerine kendime alıp oturduğum da isyan etti "Hey bana yok mu?"

"Berk zaten sabah da iki bardak içirdik fazlası zarar hasta olursun." Dememe rağmen kollarını önünde birleştirip küser gibi hareketler yapmasına hafifçe kıkırdadım.

Su ise bana bakıp "Off aman boş ver onu şimdi sen anlat bakalım sana bu sıralar neler oluyor." Dediğinde kenara köşeye sıkışmış kedi gibi oturduğum hasır sandalye de yerime çöktüm. Berk de ilgisini çok çeken bir konu olacak ki merakla bana bakıyordu.

"Normal ben yani değişen bir şey yok ki." Dedim kıvırmaya çalışarak. Su inanmıyormuş gibi bana bakarken kollarını önünde birleştirme sırası ona gelmiş olacak ki arkasına yaslandı.

Bu anlatmamı beklediğinin göstergesiydi.

"Bakın gerçekten bir şey yok iyiyim ben-" diye devam edecekken kapının çalmasıyla fırsat bilerek ayağa hızlıca kalkarak balkondan çıktım.

Israrla sabahın köründe kim kapıyı yumrukluyordu hiç bir fikrim yoktu. Gözden baktığımda siyah kapşonlu bir adam gördüm yüzü gözükmüyordu ama kalbim de oluşan çarpıntı onu tanıyordu sanki.

Kapının kilidini açtığım da siyah kapşonlu adam yüzünü kaldırıp direk gözleri gözlerimi hedef aldı.

Kesilen nefesimle birlikte sadece sessiz kalabildim. Yüzünde siyah maske vardı onu göremiyordum ama gözleri... Bana tek bir kişinin olabileceğini haykırıyordu. Sessizlik artık çile gibi geldiğinden boğazıma oturan yumruyu yutkunarak geriye atıp konuşmaya başladım. "Kimsiniz?" Hala gözlerime bakıyor sanki beni ölçmeye çalışıyordu.

Boğazını hafifçe temizlediğin de "Burda kalamazsın evde erkek var." Dedi.

Talay... Sesi ona aitti gözleri tanrım gözleri gerçek miydi?

Karşıma kendi isteğiyle mi çıkmıştı?

"Pardon anlayamadım?" Dedim kafam karışmış gibi.

Hızlıca bir nefes verdikten sonra tekrar konuştu.

"Kıvırcık evde erkek var diyorum." Dedi kalın sesi.

Kıvırcık kelimesi kulaklarım da yankılanırken olduğum yerde çakıldım.

İma ettiği şeyle şaşkınlığımı ele vermek benim için iyi olmazdı.

"Bu seni neden ilgilendirsin Talay?" Dedim tek kaşımı kaldırarak. O sırada gözlerimi delip geçen hareleri dudaklarım da takıldı. Tekrar bir şey söylemek için açtığım da içerden Suyun sesini duydum. "İzel! Kim gelmiş ayak üstü sohbet mi yapıyorsun gel çabuk buraya kaçma." Dedi bağırarak.

Bıkkınlıkla nefes verdim. Kafamı ona bakmak için döndürdüğüm de Talayın gözlerini üstümü tararken gördüm. Gözleri bacaklarım da takılı kalmıştı şortlu pijamam açık bile değildi. " Hey hey! " Dedim sinirle.

Talay irkilmiş gibi gözlerime tekrar baktı. "O gözlerini eline vermemi istemiyorsan git burdan. Hani karşıma çıkmayacaktın ne oldu ?" Dedim dalga geçerek.

Gülmüş olacak ki gözleri kısıldı. Gülüşünü göremiyordum ama nasıl olurda içim giderdi. Ben iyi değildim... Bu ben değildim.

"Vahşi kıvırcık burda kalamazsın."

Bu"vahşi kıvırcık" demesi bile efsunlu geliyordu bu normal miydi?

"Arkadaşım o benim hem sana niye hesap veriyormuşum ben?" Diyerek sinirle kapıyı kapatacaktım ki ayağını uzatıp kapıyı tutarak bunu engelledi. Cebinden çıkardığı diğer eli ile de kapıyı tutup beni kendine çekti. Göğüsü bana yaslandığın da gözlerim direk onu buldu.

" Talay napıyorsun?" Dedim sadece dokunuşu alev aldırıcıydı. Yakıcıydı.

Kalbim ağzımda atıyordu bu saçma cümleyi kullanacağım aklıma bile gelmezdi.

"Napıyorum artık bende bilmiyorum kıvırcık." Dedi beni kendine daha çok yaslarken. Kokusu burnumu buldu frehs ve o yoğun parfüm kokusu etrafımı sarıyordu sanki.

" Ama kıvırcık-"dedi eklemek istermiş gibi.

Belimi tutmayan diğer eli topuz olan saçımda ki lastiği tutup açtı. Gözleri gözlerimden saç tutamlarıma kaydı.

Kesin saçlarım kabarmıştı çok güzel...

Yüzü kulağıma doğru ilerledi sıcaklığını hissedeceğim kadar yakınındaydım. Bayılmak planım değildi ama zihinsel olarak zihnim alarm veriyordu.

Derin nefes alışını hissettiğim de olduğum yerde durdum uzuvlarım çalışmaz hale geldi. Saçlarımı tutan eli kendi yüzüne giderek maskesini açtı.

Kalbimin attığını duyabiliyor muydu ?

" -kesinlikle ne istediğimi biliyorum." Dudaklarından çıkan cümleler beni adeta çöle sürüklüyordu.

Konuşurken çıkan sıcak hava boynuma ulaştı titredim. Eli tekrar maskesini takıp geri çekilmek için adımladı. İçerden ayak sesleri ve konuşma sesleri gelirken duymamam normal miydi? Değildi.

Talay geri çekilip gözlerime son kez baktığın da hızlıca merdivenlerden inerek koşar adımlarla kapıda bekleyen siyah arabaya binip kayboldu.

Destek olursan çok sevinirimmm ❣️🖤🕯️🍷

Bölüm sonu

2 yorum