Kafasını hareket ettirip yana çevirdi "Bir daha sakın böyle bir şey yapma." Dedi soğuk bir sesle.
Elimi kolumdan çekmek için uğraştı ama izin vermedim. " Seni görmek istiyorum ben Talay" dedim ilk defa sesli bir şekilde söylemiştim. Bu garipti şuan her şey garipti.
"Beni göremezsin." Kolunu daha sıkı tuttum.
"Neden?"
Sıkıntılı bir nefes verdi. O konuşmadan tekrardan konuştum "Yada boş ver vazgeçtim sonuçta istemiyorsun" dedim kendi kendime. Kolunu tutuşum hafifledi ve bıraktım arkamı döndüm ve yürümeye başladım. Bütün yaptığım riskler mahvolmuştu evet plan işlemişti ama sonuç sıfırdı.
"Kıvırcık." Dedi Talay olduğum yerde donup kaldım. Beklenmeyen hareket karşında ne yapacağımı bilemiyordum ama ona doğru dönme cesaretini alan ben olamazdım çünkü ben böyle bir şey yapmazdım.
O karşımdaydı.
Boyu benden uzundu ve kaslı bir yapısı vardı. Kollarını ne zaman bana sarıp kendine çektiğini hatırlamıyordum bile. Şaşırarak bile zaman kaybedişim içimi parçalıyordu. Kollarımı boynuna sardım ve ona sıkıca sarıldım.
"Çok korktum kıvırcık. Sana bir şey olacak diye çok korktum." Dedi saçlarıma dokunarak.
"Söz ver bana bir daha böyle bir şey yapmayacaksın." Dedi.
Kafamı salladım "söz veriyorum." Benden ayrıldığın da yüzüne bakma fırsatı bile bulamadan hızlıca yanımdan kayboldu.
Gitmesini istemiyordum hem de hiç. Sonsuza dek burda kalsa ne olurdu?
Ne olursa olsun yanımda olsun istiyordum.
Bacaklarım hem korku hem de hayal kırıklığı içinde titriyordu.
Bir gün emindim ki onu gerçekten gördüğüm de bırakmayacaktım. Gözlerinin içine bakarak kalması için onu lanetlemek istiyordum.
Kulaklarım çınladığın da etrafıma bakmaktan kendimi alamadım. "İzel!"
Gözlerimi etrafta gezdirdim. Bulanıklıktan ağladığımı daha yeni anlıyordum. "İzel nerdesin?" Suyun sesini duyduğum da kafamı çevirdim.
Su yana doğru kafasını yatırmış tek kolu ile Berki ayakta tutmaya çalışıyordu.
"İzel tanrım beni çok korkuttu."
Yanıma biraz daha yaklaşıp yüzümü ellerinin arasına aldı. "Kim ağlattı seni ne oldu ?"
Konuşmaya çalıştım ama ne olduysa ağzımdan tek kelime çıkmıyordu. Çıkamıyordu.
"Nefes al İzel sakin ol." Zar zor görüyor ve duyuyordum. Kendimi hiç iyi hissetmiyordum.
Su her zaman benim yanımda durmuştu bana destek olmuştu. Berk bu haldeyken bayılmak istemiyordum.
Tüm bu olanlar fazlaydı evet ama ayakta kalmalıydım.
Suyun sesi artık daha yakından geliyordu. İçime derin bir nefes çektim "ben iyiyim sorun yok artık gidelim" dedim tek cümle bile içimde ki her şeyi ele vermişti.
Su kafasını salladı. Berkin diğer kolundan da ben tuttuğum da homurdandı
"Biraz daha kalsaydık." Su gözlerini devirdi. "Gerçekten mi ? Biraz daha mı kalsaydık? Tanrım! Sen daha çok iç diye mi?" Dedi alaycı bir tonda. Berk hiç sesini çıkarmadı çünkü ona hali bile yok gibi görünüyordu.
Arabaya yaklaştığımız da önce Berki arka koltuğa attık. Şaka değil gerçek bildiğiniz çuval patates gibi attık.
Su hafifçe kıkırdadığın da ben de tebessüm ettim. İkimizde öne binerek sürücü koltuğunu ona bıraktım.
Kısa bir süre sonra Berkin evine varmıştık. Anahtarları alıp açtığımız da dağınıklık gözlerimi yaşarttı.
"Berk bu ev değil ahır!" Dedim etrafa irenici bakışlar atarken. Oturduğu koltuktan mırıldandı "Sen evin yerinde olduğuna şükret." Dedi sersemce.
Yasemin elinde iki Türk kahvesi ile geldiğin de Berkin önüne bıraktı. "Premium üyelik mi aldım? Herşey ayağıma geliyor." Dedi heycanla.
Su sinirle "sus ve ayılmak için iç şunları." Berk asker selamı verip kahveleri içtikten sonra biraz daha iyi olmuştu yani kısmen. Uyuklar hale geldiğin de onu odasına çıkartıp yatağa yatırmıştık.
Su odadan çıkarken kapıyı hafif aralık bıraktı "Su biz de kalkalım mı?" Dedim yorgunluktan harap olmuş sesimle.
"Evet bu iyi olurdu biz de yorulduk hem Berkin sağı solu belli olmaz"
Omuzlarımı silktim.
Ve Berkin odasından çıktım.
Su da arkamdan geldiğinde merdivenin altında ki dolaptan elime battaniye ve yastık tutuşturdu. Ardından bir çift pijama takımı verdiğinde onları giyip makyajımı çıkarmıştım. Aşağı salona indiğim de le koltuğa yastığı koyup üstüme battaniyeyi çektim ve televizyonu açtım.
Haber kanalları kadar moral düşüren bir şey var mıydı? Bana kalırsa yoktu. Çocuklar kadınlar erkekler dahil cinayetler işleniyordu. Akrabalar birbirlerini öldürüyordu. Şiddet kavga bitmiyordu. Türkiye de yaşıyorsanız bu muhtemel bir gerçekti. Ülkemi çok seviyorum. Atalarım onlar bu toprakları almak için canlarını vermiş biz gelecek nesiller için fedakarlık yapmışlardı.
Şimdi gel de burayı bırakıp git içim el vermiyordu. Sırf bunlar için değil ekonomi eğitim siyaset kültür yönetim ve belki de daha çok aklıma gelmeyen şeyler...bunlar kökten kopmuştu ve böyle devam etmesi insanlık için bir çöküştü.
Kırmızı harflerle yazılı haber kanalında parmaklarım durduğun da ölen bir adamın haberinin olduğunu gördüm. Biraz daha dikkatli dinlemeye çalıştım. Mühür. Talayın mührü. Lanet olsun. Ölen adamın üstünde mühür olduğu söyleniyordu. Kuman da ellerimin arasından bilmediğim bir hızla düştü.
Gerçekler olmamalıydı. Acı çekiyordum. O insan öldürüyordu ve yine yapmıştı. Beni de öldürebilirdi.
Sitem ettiğim cinayetleri işleyen birinden hoşlanmak... Bir katilden hoşlanmak.
Sonumu bilmiyordum. Aptal mıydım? Gerçekten bir katile duygu besliyecek kadar aptal mıydım?
Canım acıyacaktı.
İşkence çekecektim.
Yara alacaktım.
Ama sonum ölümümün kanlı elleri değil sevgisinin zayıflık hali olması gerekiyordu.
~
🌀


