Uyandığımda hiç bir şey göremiyordum. Hissettiğime bakılırsa ellerim bileklerim hatta ağzım ve gözlerim kapatılmıştı. Biraz daha dikkat edince yumuşak bir zemindeydim. Ya yataktı yada koltuk. Kafamı aşağı yukarı sürtünce ağzımdaki ve gözümdeki kumaşlar çıktı. Sadece ellerim ve bileklerim bağlı kalmıştı. Ona da birazdan çözüm bulurdum heralde. Etrafa göz gezdirdim. Yataktaydım karşı tarafta cam vardı ve perdeyle örtülüydü. Onun dışında yatağın yan tarafında komedi vardı ve çok fazla bişey yoktu. Ama asıl soru düğünümdeydim ve neden şuan burdayım? Düğün günümün mahvolmuş olmasının verdiği stres ve hüzünle gözlerim doldu. En mutlu günümün böyle mahvolması beni yiyip bitiriyordu. Ayrıca kimse benim kaçırıldığını görmediyse nasıl kurtulacaktım ki? Benden ne istiyorlardı? Kim kaçırdı ki beni? Bu sorularımın cevapsız kalması üzerine gelen korku ve panikle ağlamaya başladım. Yapabilecek başka bişeyim varmıydı? Ağlamam çabuk bitmişti. Gözlerim dolu dolu zorlukla doğruldum. Ayağa kalktım ve ses yapmadan zıplayarak pencerenin yanına kadar vardım. Oda zaten küçüktü. İşim kolaylaşmıştı. Ağzımla hafiften iğrensemde perdeyi çektim. Güneş batıyordu. Düğün çokta erken olmadığına göre yaklaşık 1 2 saattir burdaydım. Şuana kadar kimse beni kurtarmaya gelmediğine göre yapacak bişey bulmalıydım. Etrafa tekrar baktım. Ahhh komidini es geçmiştim. Komidini yine ağzımla çekip açtım. Mükemmel demek isterdim ama bomboştu. Beklediğimi bulamayınca yine gözlerim dola dola yatağa oturdum. Gelinliğime baktım. Tekrar düğün yapar mıydık ki? Aklımda binlerce durduramadığım soru dönerken kapı açıldı. Kapıya döndüğümde takım elbiseli saçı siyah gözleri ise ela bir adamla karşılaştım. Bana kısa bir bakıp sırıttı ve içeri girip kapıyı kapadı. Hemen ayaklandım.
"Sen kimsin ve benden ne istiyosun?! "
Sesim yüksek çıkmış olucakki kaşlarını havaya kaldırdı.
"Sakin ol günün kızı. Senle ilgili problemim yok. "
Dalgayla üzüntü karışımı şekilde konuştum.
"Ha yani canın sıkıldı diye kaçırdın? "
Başını hayır anlamında salladı. Evet demesini de beklemiyordum zaten. Göz devirip küçük adımlarla geri gittim.
"Ne istiyorsun o zaman? "
"Eğer kaçmaya çalışmazsan bunu rahatça aşağıda konuşabiliriz. "
"Tamam kaçmayacağım."
Herkes bunun yalan olduğunu anlar değil mi? Yinede denemek zorundayım. Bana doğru gelip aşağı eğildi ve ayak bileğimdeki ipi çözdü. Daha sonra ellerimi. Aşağı indik ve ev o kadar da büyük değildi. Yinede bayağı bir oda vardı. Arkasından geldim ve bir odaya girdik. Burası salondu. Koltuğa oturdum ve etrafıma bakındım. Ormanlık bir alandaydık. Ama ıssız da değildi. Ben konuşmayınca karşımdaki kara saçlı şahıs konuşmaya başladı.
"Eee kaçmaya çalışmadığına göre anlatayım. Ben bir mafyayım ki böyle kolay kaçırılmandan anlamışsındır. "
Stresten onun bu boş bilgilerini dinlemeye dayanamıyordum. O kadar sakin konuşuyordu ki beni sinir ediyordu.
"Hadi mafyasın tamam ama benle işin olmadığına göre hemen neden beni kaçırdığını anlat. Boş detay verme. "
Bu emir verici konuşma tarzıma karşılık sadece sırıttı. Ama sinirli bir sırıtış gibiydi. Sanırım yani bu adamın yüzünü okuyamıyordum.
"Boş detay ha? Mafya olduğumu bile bile böyle davrandığına göre ölmekten korkmuyorsun. "
Bir anlığına kanım çekilse de paniği mi veya korkumu belli edersem beni kontrol edebilirdi. Ona karşı cesur görünmeliydim. Ben konuşamadan devam etti.
"Peki açık olalım. Senin burda olmanın sebebi barın. O çok sevdiğin kocacığın yani. "
Bir anlık şokumu gizleyemedim. Ne demek barın yüzünden? Barının mafyayla ne işi vardı ki? Hani kara işlere bulaşmamıştı? Ya sarp doğruyu söylediyse? Artık hiçbir şeyden emin değildim. Kendimi tutmaya çalışsam da gözlerimin doluşunu durduramadım. Siyah saçlı şahıs bana biraz eğilip baktı.
"Oww heralde ölümcül hamle oldu bu. Pot kırdıysam pardon. Kadınları üzmek istemem. Pek benlik değil de."
Teselli edercesine derin bir iç çekip devam etti.
"Ama yinede barına zaten haddini bildirmiş olacağım. Senin sayende tabii. Sende bunu bir intikam olarak kabul edersin artık. "
Başımı kaldırdım ve gözlerimi karşımdaki şahısa diktim.
"Ne sen intikam alıcaksın nede ben. Barının seninle işi ne?"
"Sen çok soru soruyosun küçük hanım. Seni yavaştan odana alalım. "
Diyerek ayağa kalkınca geri atıldım.
"İlk önce sorularımı cevapla sokak lambası. "
Sırıttı. Böyle gülmesi anormal değilmi? Yoksa direk mal mı? Bana doğru yürürken bende kapıya yöneldim.
"İşleri zorlaştırma lütfen. Zor kullanmamı istemezsin. "
Tehditkar konuşmaları beni durdurmadı. Kapı koluma asıldım ve kapı kitliydi. Evet kitliydi. Baya şanssızım heralde bugün. Ben kapıyı zorlarken yanıma vardı ve kolumdan tutup beni içeri çekiştirdi. Ben zorlasam da bir yerden sonra elim kaydı ve beni arkasından sürüklemeye başladı. Yukarı çıkarken ben evi inletiyordum.
"HOP MAL MISIN BIRAKSANA BENİ! ALOO KİME DİYORUM BEN YA? SORULARIMI CEVAPLA SIRIK HERİF! "
Son hamlemi yapıp merdivenin kenarındaki korkuluğa tutundum.
"İlk önce benim adım Yağız. İkincisi işleri boşu boşuna zorlaştırıyorsun."
Ben kolu bırakmayınca belimi kavradı ve diğer eliyle kolu tutan elimi çekti. Sonra ise kendimi odada buldum. İçeri girip kapıyı kitledi. Ben onu ittirip kaçmayı denesem de beni geri itti. Sonunda durdum ve kollarımı kavuşturdum.
"Barını ara. "
Başını salladı.
"Bu planımın sonraki parçası küçük hanım. "
Sinirle bağırdım.
"BENİM ADIM KÜÇÜK HANIM DEĞİL MİRAY! "
Gülerek başını salladı ve yatağa oturdu.
"Peki miray. Barını aramayacağız."
"O zaman bana birşeyler anlat böyle bilgisiz oturup kurtarılmayı mı bekleyeyim? "
"Bir varmış bir yokmuş. "
"YA MAL MISIN BENLE MAYTAP GEÇME SANA BURDAN BİR ÇAKARIM VARYA! APTALA YATMAYI KES! "
Yağız kahkahalara boğuldu bense ona öldürücü bakışlar atıyordum. Gülmesi bitmeyince hızla yanına varıp topuklumun ucuyla yağızın bacağına vurdum. Acı içinde bacağını tuttu ve bağırdı.
"SENİ ÖLDÜRMEYECEKTİM AMA ÖLMÜŞTEN BETER EDECEĞİM! "
Bu sözlerinin korkusuyla elinden düşürdüğü anahtarı aldım ve kapıyı açmaya çalıştım elim titrediğinden açamayınca Yağız beni omzumdan tutup duvara yasladı ve boğazıma bıçağı dayadı. Hala acısı yüzünden nefes nefeseydi. Bense korkudan nefes nefeseydim. Soğuk bıçağı boğazıma değdirdi.
"Her gelene boşuna merhamet ediyorum. Değil mi? "
Diyip sırıttı. Bense boğazımdaki yumru yüzünden yutkundum. O ise devam etti.
"Sen farklı olursun sanmıştım. Ha pardon sen zaten farklısın. Ama sonun diğerlerinden farklı olmayacak. Şükretki hala lazımsın."
Bıçak hala soğukluğunu boğazımda hissettirirken telefonunu çıkardı ve adamlarını çağırdı. Bunu yaparken gözünü bir kez olsun benden ayırmamıştı. Adamları içeri gelince beni yere doğru ittirdi. Adamları elimi kolumu sandalyeye bağlayıp çıktı. Bense öylece kalmıştım. O sinirle ağlamaya başladım. Hıçkıra hıçkıra sinirimden ağlıyordum. Arada bir kendimi sağa sola sinirle çırpıyordum. Arasıraysa bağıra bağıra yağız a saydırıyordum. Sonunda sakinleştim ve gözlerimi kapadım. Barın benim kaçırıldığımı fark etmiş olmalıydı. Ben öyle umuyordum. Eğer bu adamları gerçekten biliyorsa tahmin etmiştir. Derken birkaç adam içeri girdi ve beni kolumdan tutup götürmeye başladılar. Bende yine gelinliğin içinde çırpınmaya başlamıştım.
"Nereye gidiyoruz? Ne oluyor? Bişey söylesenize! "
Beni arka koltuğa oturtup iki yanımada iki adam oturdu. Camlardan dışarı baktım fakat hiç bilmediğim yerlerdi ve ben hiçbirşey bilmiyordum. Sonunda mermer zeminli terk edilmiş bir yerde durduk. Beni alıp ortada duran sandalyeye oturttular. Hemen sonra yağız geldi ve karşımda dikilmeye başladı.
"Ne bakıyorsun piç kurusu! "
Ben böyle diyince o yüzündeki sakin ifadeyi bozmadı. Eliyle yüzümü kavradı ve sıktı.
"Bak güzelim. Ölmek istemiyorsan sus. Yoksa barın buraya gelmez. "
Bunu duyunca devam ettim. Çünkü hala birşeyler öğrenmek zorundaydım.
"Barının haberi var mı? Buraya mı gelecek. "
Yüzümde umut dolu bir ifade belirince hemen toparladı.
"Bilmem sen öyle kurguladıysan öyle olsun. "
Bu çelişkili ifadeleri beni deli ediyordu. Neden açık konuşamıyordu ki? Uzun süre sonra bir araba geldi. İçinden barın indi. Yüzü çok ciddiydi. Buraya doğru gelirken yağız silahını çıkarıp bana doğrulttu.
"Aferin. Sonunda sözünü tutmaya gelmişsin. "
Barın ciddiyetini korudu ve devam etti.
"Kes sesini ve al şu kağıdı. "
Diyerek bir kağıt uzattı. Yağız kağıda baktı ve silahı bana daha çok yaklaştırdı.
"Tüm bilgiler var mı? "
Barın başını sallayınca kağıdı alıp okumaya başladı. Yavaşça silahını indirdi ve benden uzaklaştı. Barın hızla yanıma koştu ve kısaca sarılıp hemen İplerimi çözdü. Ben çok tepki vermesem de her yerim titriyor ve kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Barın beni kucaklayıp arabaya götürecekken yağız bağırdı.
"DUR Bİ DAKİKA! "
Bir anda nefesim kesildi. Ne yanlıştı?
"Burda ki tek birşey bile yanlışsa öldün. "
Barın umursamayıp beni kucakladı ve arabaya götürdü. Arabaya binip oradan uzaklaştığımızda diyecek birşey bulamıyordum. Gelinliğim mahvolmuştu. Beynimde. Barın bu sessizliği bozdu.
"Ben gerçekten üzgünüm. "
Tabii ki de üzgün olacaktı. Nasıl böyle birşeyi anlatmazdı ki bana. O kadar saklama dememe rağmen. Hiç birşey demedim ve kafamı dışarıya döndüm. Ama kulağım ondaydı. Oda bunun farkındaymışcasına devam etti.
"Miray gerçekten. Sana anlatacaktım. Ama bana nasıl bir tepki vereceğini bilemedim. Beni eski temiz barın olarak bil istedim. "
Ben konuşmayınca oda konuşmayı bıraktı. Sonunda eve vardık. Ayağa kalkıp hızla odaya çıktım ve kapıyı kapadım. Kafayı yiyecektim. Bu yaşananlar fazla değildi ama üst üste gelmesi fazlaydı. Biraz kafamı dinlemeye ihtiyacım var. Barın ben öyle hızlıca gidince arkamdan gelmedi. Onun aşağıda olduğunu hissedebiliyordum. Geçen günlerde odaları birleştirdiğimiz için barın aşağıdaydı. Tabii onunla iletişim kurmak istemesemde zorundaydım. O gün kıyafetlerimi değişip uyudum. Sonunda evimdeydim. Evimizde. Sabah uyandığım gibi aşağı indim. Bunu artık barınla konuşmalıydım. Sıkıntılarımı sorunlarımı rahatsızlık duyduğum şeyleri. Herşeyi konuşup şu huzursuzluğa son vermeliydim. Aşağı indiğimde barın koltukta değildi. Tüm evi dolaştım ama barın yoktu. Gitmişti. Nereye gidicekti ki? Kısa bir süre aklımı yokladım. Belki şirketteydi. Hızla odaya çıkıp üstümü değiştim ve şirkete gitmek için taksiye bindim. Sonunda vardığımda hızla indim ve şirkete daldım. Evet bayağı bodoslama daldım diyebiliriz. Kimseden izin almadan ve güvenliklerin uyarılarını dinlemeden en üst kata bastım. Asansör kapanınca tüm sesler yok oldu. Koskocaman bir sessizlik ve ben. Neyseki o kadar dalgındımki uzun sürmedi. En üste vardığımda kapı açıldı ve kapının önündeki iki güvenlik şaşkınlığını gizleyememiş halde bana bakıyordu.
"Miray hanım sizi... Barın bey mi çağırdı? "
Hiç bir şey demedim. Hızla kapıya vardım fakat önüme geçtiler. Sinirle nefes aldım ve en ciddi halimle konuştum.
"Eğer geçmeme izin vermezseniz sizi attırırım. Hatırlatırım dün evlendik. "
Diyerek parmağımı gösterdim. Bu ciddiyetim üzerine kapının önünden çekildiler. Hızla kapıyı açtım ve bilgisayarda hızla tuşlara tıklayan barınla göz göze geldik. Beni görünce durdu. Bir bana birde güvenlikleri baktı. Eliyle işaret edince kapı kapandı ve oda sessizlikle doldu. Bir süre sonra ayağa kalktı ve karşımdaki koltuğu gösterdi.
"Otursana. "
Başımı salladım ve sakin adımlarla koltuğa oturdum. Ben konuşmayınca devam etti.
"Neden geldin. Benle konuşmadığını sanıyordum. "
Kollarımı kavuşturdum ve omuz silktim.
"Konuşmak istemedim ama elimde değil. "
Bu sözüm üzerine gülümsedi ve ayağa kalkıp karşıma oturdu. Onun yeşilleri ve benim kahverengim birbirine kenetlenmişti. Bir süre sonra elimi tuttu. Gözlerim ondan ayrıldı ve ellerimize kaydı.
"Eğer küs değilsen. Konuşalım. "
Başımı salladım.
"Değilim. Ama çözmemiz gereken o kadar çok konu var ki... Hangi birinden başlasam bilmiyorum. Hep sonraya attığımız konular. "
Oda gözlerini yere indirdi.
"Evet hepsi benim yüzümden. Senden hiçbirşeyi gizlememeliydim. Birlikte üstesinden gelebilirdik. "
Yüzündeki rahat ve özgüvenli ifade gitmiş yerini mahcubiyet ve suçluluk almıştı. Elbette tüm suç onun değildi. Ellerimi ellerinden çekip yüzüne götürdüm. Başını kaldırdım ve gözlerinin içine baktım.
"Hepsi senin suçun değil. Madem üstünden kalkabilirdik demekki şuanda kalkabiliriz. Ben sana sonuna kadar güveniyorum... "
Özgüveni geri gelmişti ama tam olarak değildi. Gözlerim yere indi.
"Barın şimdiye kadar sana yakın davranmadığım için çok üzgünüm. İstedim. Ama yanlış yapıyormuş gibi hissettim. Hayatım boyunca yaptığım yanlışlar yüzünden bununda yanlış olduğunu düşünmüştüm. Aşkım. "
Diyerek gözlerimi yerden tekrar ona çevirdim. Gözleri benden dudağıma kaydı. Sonra dudaklarımız birbirini buldu. Sonunda gerçekten doğruyu yaptığımı hissediyordum. Bu sefer içimde yanlış yapma korkusu yoktu. Sadece yaptığım şey vardı. İçimden gelerek yaptığım şeyler. Batının ellerini belimde hissettiğimde kısa bir öpücüğün bu kadar uzun geleceğini düşünmemiştim. Sanki sonsuz a kadar sürecek gibiydi. Sonunda dudaklarımız ayrıldı. Barın bana aşkla bakıyordu. Geri kazanılmış bir zafer gibiydi. İstemsizce sırıttım. Oda buna karşılık sırıttı. Sonra beni kendine çekip sıkıca sarıldı. Uzunca. İçtenlikle. Sanki bıraksa kaybedecekmiş gibi sıkıca sarıldı. Bende ona sarıldım. O anlardan hiç birinin bitmesini istemiyordum. Sonsuza dek böyle kalabilirdim. Ama herşeyin bir sonu olduğu gibi bu anlarında sonu vardı. Sarılması bitince ayağa kalktı ve elini uzattı.
"Eve gidelim. "
Gülümsedim ve ilk defa gerçek bir istekle elini tuttum. Sonunda eve vardığımızda odaya gidip camı açtım. Yatağa oturduk ve barın konuşmaya başladı.
"Evet şimdi. Tüm sorunları konuşalım. En baştan. "
Biraz düşündüm. Hep aklımda olan şeyler şuan hafızam silinmiş gibi yok olmuştu. Belkide barını kabul edince düşünmeme gerek kalmamıştı.
"Aklıma hiç birşey gelmiyor. Çok az şey var. Oysa bu sabah... Kafamda 15 ten fazla konunun dolaştığına yemin edebilirim. "
Barın sırıttı. Sırıtışı artık eskisi kadar gıcık gelmiyordu. Hatta hoşuma gidiyordu.
"O zaman şuan aklında olanlardan başla. "
"Tamam. Şu beni kaçıran adamlar neydi öyle? En ince ayrıntısına kadar istiyorum. "
Barın derin bir iç çekti.
"Şu adamlar...İlk önce bu işin içinde sarp ta vardı. "
Yüzünü ekşittim.
"Sarpla ne zamandan beri tanışıyorsunuz? "
Barın dişlerini sıktı.
"Senden daha önce. "
Başımı salladım. Benden önce bile tanışıyorlarmış demek.
"Ee ne oldu da konuşmayı bıraktınız? "
Barın gözlerimin içine baktı.
"Yani. Garip gelebilir ama. İkimizde seni elde etmek istemiştik ve sonra. Kavga çıktı ve konuşmayı bıraktık. Onun senin için yanlış kişi olduğunu en başından biliyordum. Ama engel olamadım işte. "
Bende barına baktım. Onun beni ne kadar sevdiğini çok mu geç fark etmiştim? Boğazımı temizledim.
"Tamam konuyu dağıtmayalım. Peki o adamlara nasıl bulaştınız?"
Barın güldü. İstemsizce bende güldüm. Ciddi birşey konuşuyorduk ama o gülünce bütün ciddiyet gidiyordu.
"Sarp ve ben gençken ailemizden gizli yaptığımız bir iş pahalıya patladı ve borç almak zorunda kaldık. Sonuçta bu. "
Ben onu dikkatle dinliyor bir sonraki sorumu kafamda hazırlıyordum.
"Peki neden adını değiştin? Neden karan değilse barın? "
Barın dışarı baktı.
"Bu biraz karışık. Kısa ve net anlatmak gerekirse... Ailemin yaptığı bazı işler sebebiyle değişmek zorunda kaldım. "
Başımı salladım. Hala soracak sorularım vardı. Ama artık sormak istemiyordum. Artık cevapları almak içimden gelmiyordu. Sadece ona kavuşmuştum ve onu istiyordum. Ben böyle hislerime dalmışken barın parmağıyla alnıma hafifçe iki kere vurdu.
"Başka sorun yok sanırım. "
"Var...Var ama artık sormak ve cevapları almak içimden gelmiyor. "
Barın bu sözüm üzerine güldü. Hızla bana doğru yaklaştı ve yanağımı kavrayıp baş parmağını dudağımda gezdirdi.
"O zaman birbirimize daha fazla zaman ayıralım ha? "
Kalbimin ne kadar hızlandığını hissettim. Bana daha da yaklaşırken kolunu belimde hissedince sırıttım.
"Bence de. Birbirimize daha fazla zaman ayıralım. "
Hızla barının kollarından kurtuldum ve dolabın önüne geçtim. Aynadan barına baktım. Bana hayal kırıklığı ve hevesi kursağında kalmış halde bakıyordu. Göz kırptım.
"Benle zaman geçirmek istediğini sanıyordum. "
Barın hızla yanıma geldi.
"Böyle istemesem de. Buda olur. "
Sırıttı. Bende ona döndüm.
"Burda anları ben seçerim. "
"Öyle olsun. "
Hızla giyinip arabaya bindik. Nereye gittiğimizi ikimizde bilmiyorduk. Biz ne yaptığımızı bilmezken telefonum çaldı. Telefonu kulağıma götürdüm.
"Efendim anne. "
"Kızım bu akşam bana yemeğe gelin. "
Barına baktım. Sonra devam ettim.
"Neden? "
"A aa çağırıyorum işte kızım akşam görüşürüz. "
"Görüşürüz."
Telefonu kenara koydum.
"Kaynanacığım ne diyor? "
"Kaynanacığın bizi akşam yemeğine çağırdı. "
Barın ilk defa itiraz etti.
"Ahh gitmesek olmaz mı? "
"İtiraz kabul edecek gibi konuşmuyordu. "
Barın hayal kırıklığı ile başını salladı. Normalde kabul ederdi ama bu sefer kabul etmemişti. Biz ilerlerken bir anda barını durdurdum. Parmağımla mağazayı işaret ettim.
"Buraya gidelimm."
Barın bir an tereddüt etti.
"Hadi lütfeeen."
Sonra başını salladı ve mağazanın önüne geldik. İçeri girerken barının elini kavradım. Bana heyecanla baktığını hissediyordum. Biraz gezdik ve çok tatlı bir peluş ördek görünce durdum ve hemen elime aldım.
"Bunu alalım. "
Barın beni süzdü ve sırıttı.
"İyi de bu senin yarın kadar. "
Kaşlarımı çattım ve devam ettim.
"Hiçte bile. Senin gözlerin bozuk. "
Barın hafifçe bana eğildi.
"Senin yüzünün gerçekliğini görebildiğime göre bozuk değiller. "
Önümden geçti ve bende arkasında bakınmaya devam ettim. Alınabilecek o kadar çok şey vardı ki. Birkaç şey alıp arabaya geri döndük. Arabaya bindik ve annemlerin malikanesine vardık. Arabadan indik ve malikaneye girdik. Yine annem kapıya vardığımız gibi bizi karşıladı.
"Hoşgeldiniz."
Sahte şekilde gülümsedim. Barında hoş bulduk dedi ve içeri girdik. Annem geldiğimiz gibi bizi masaya oturttu. Hemen yemekler servis edildi. Annemin bize bakışları bayağı garipti. Benim birşey anlatmamı mı istiyordu? Bir süre sonra sessizlik bozuldu.
"Ee barıncım evliliğiniz nasıl gidiyor? "
Annem bana bakıp manalı bir şekilde bakmaya başladı. Ne demek istediğini anlayınca hemen barına döndüm. Barın da bana bakıp konuşmaya başladı.
"Evliliğimiz hayatımda verdiğim en iyi karar. "
Gülümsedi ve bana baktı. Ayağımla barına vurdum ve anneme karşı gülümsedim.
"Düğün o kadar yorucuydu ki eve gittiğimiz gibi uyuduk. Bugün de burdayız işte. "
İstediği gibi bir söz alamayınca hemen yüzü düştü. Barında annemin neyi mana ettiğini anlamıştı ki sustu.
"Anladım. Bu gece burda kalın isterseniz. "
Barın bir anda öksürmeye başladı. Bende barının sırtına vurup su verdim. Barın öksürmesi geçince konuştu.
"Benim biraz işlerim vardı. "
Barın devamını getiremeden konuştum.
"Olur kalalım. Barında sevinir. "
Barın bana üzüntüyle baktı. Ben su alıp gelicem diyip kalktı. Ardından bende tuvalete gidiyorum diyip kalktım. Barınla mutfağa girdik. Barın hemen konuşmaya başladı.
"Neden kabul ettin? "
Kollarımı kavuşturdum ve alaycı şekilde barına yaklaştım.
"Çünkü bayağıdır annemle kalmıyordum. Özlemişim. "
Diyerek arkamı döndüm ve tezgahta elimi gezdirdim. Barın hemen arkama gelip yaklaştı.
"Başka sebebi olmadığından emin misin? "
Kafasını omzuma koydu. Ben ona dönünce kafasını çekti ve bana bakmaya başladı. Bende ona baktım.
"Evlendiğimiz gibi böyle hırçınlaşman hoş değil. "
Barın alt dudağını ısırıp kafasını yan taraftaki cama çevirdi ve derin bir nefes alıp verdi. Daha sonra tekrar bana döndü. Bende merakla diyeceği şeyi bekliyordum.
"Evli olduğumuzu sende söylüyorsun. "
Başımı salladım. Bu konuda pekte haklılık payım yoktu. Ben bişey söylemeyince barın devam etti.
"Yani buda demek oluyor ki bu sefer haklıyım. "
Başımı kaldırıp barına baktım ve gözlerimi kıstım.
"Ama ben istemiyorum. "
Barın elini çeneme götürdü ve yaklaştı.
"Nede olsa bir gün isteyeceksin."
Kalbimin hızlanmasıyla kızarmam bir oldu. Daha sonra barın kapıya doğru yöneldi. Çıkmadan önce durup arkasını döndü.
"Sorun yok ben beklerim. "
Diyip sırıttı ve kapıyı açıp çıktı. Bende annem anlamasın diye bir kaç dakika sonra çıktım. Masaya döndüğümüzde annem ağzında çevirdiği yemekle bize bakıyordu. Bir süre sonra annemin yargılayıcı bakışlarına dayanamayıp masadan kalktım.
"Nereye kızım? "
"Odama çıkıyorum. Bir işim vardı da. "
Annem başını salladı. Barında arkasını döndü. Birşey söyleyeceğini düşünüp bekledim. Ama birşey söylemedi.
"Birşey mi söyleyeceksin barın? "
Barın başını iki yana salladı ve sadece göz kırptı. Bu göz kırpmayı anlamayarak odaya çıktım. Sonunda yataktaydım. Derin bir rahatlıkla uzandım ve telefonumu açtım. Yapıcam diyip yapmadığım öyle çok şey vardı ki. Kimisini unutmuştum bile. Biraz durup düşündüm ve ayşeyi aradım. Baya uzun bir beklemeden sonra telefon açılmadı. İlk defa ayşe telefonumu açmamıştı. Acaba bişey mi olmuştu? Bir kez daha aradım. Fakat yine açılmadı. Telefonunun sessizde olduğunu düşünüp beklemeye başladım. Bir kaç dakika sonra beklediğim arama geldi.
"Kızım neden açmıyorsun telefonu birşey oldu sandım sana. "
Ayşe güldü. Bende derin bir oh çektim.
"Sessizdeydi. Yeni bir arkadaşla tanıştımda konuşmamız bölünsün istemedim. "
Kaşlarım havaya kalktı.
"Hala yanında mı? "
"Hayır daha demin çıktı. Bende hemen seni aradım zaten."
"Ee kim bu yeni arkadaş? "
"Merak etmee seni geçmez. Hem o bir erkek. "
Hemen yatakta doğruldum ve bağdaş kurdum. Heyecanla konuşmaya başladım.
"Ee kim peki? Nerde tanıştınız? İyi biri mi? Ona karşı nasıl hissediyorsun? "
Ayşe bir anda sözümü kesti.
"İstersen yarın kafeye gel sana anlatayım. "
Hayal kırıklığıyla yakındım.
"Hadi amaaa şu an anlatamaz mısın? "
"Yüz yüze daha iyi olur. Hem belki işi yoksa onunlada tanışırsın. Ama sakın onu da çağırdığımı söyleme kimseye tamam mı? "
"Neden? "
"Herkese söyleyip sonra yanlış bir sonuca varmak istemiyorum. Belkide o kadar iyi bir arkadaş değildir. "
"Anladım yarın görüşürüz. "
"Görüşürüz."
Telefonu kapayıp ayağa kalktım ve odanın içinde dört dönmeye başladım. Acaba kimdi? Eğer iyi biriyse güzel ama ya kötü biriyse? Ben bu sorularla odayı turlarken kapı tıktıklandı.
"Miray? Müsait misin? "
"Evet gel. "
Diyerek yatağa oturdum.
"Aslında aşağıda oturacaktım ama annen itiraz kabul etmiyor. "
Göz devirdim.
"Annem hep istediği olucak sanıyor. Çok takma. "
Barın başını salladı ve yanıma oturdu. Bir süre sessizlik oldu. Daha sonra sessizliği bozan ilk kişi barın oldu.
"Ee yarın planın var mı? "
"Evet var. "
"Planın ne? "
Tam olarak anlatıp anlatmama da tereddüt ettim. Ayşe kimse dediğine göre barına da söylememeliydim.
"Ayşeyle kafede buluşacağım. "
Başını salladı.
"Sonra? "
Anlamamış şekilde barına döndüm ve kafamı hafif yana eğdim.
"Sonra derken? "
"Başka planın yok mu? "
Yoktu ama ne yapacağını kestiremiyordum. Ama ona yalan söyleme derken benim söylemem de adil değildi. Peki ya yalan söylediğini öğrenince haksız olan ben olursam? Onun güvenini kıramam ama onun her istediğini de yapamam. Ama onu kırmak istemiyorum da. Ben böyle uzun uzun binlerce düşünceyle savaşırken barın kafamdaki düşünceleri böldü.
"Neden dalgınsın? "
"Hiç. Dalgın değilim nerden çıkardın? "
Barın ellerimi tuttu.
"Eğer bir sorun varsa söyle. Üstesinden birlikte geliriz. Senin dediğin gibi. "
Şimdi de dediğimin tersini yapıyorum. Neden doğru kararlarım bir anda yanlış oluyor? Ne desem yanlış olucak şimdi. Peki ya barın ya benim haksızlığımı yüzüme vurursa? Neden dediğim gibi yapamıyorum? Şuan nasıl bir cevap vermeliyim ki? Ahhh kafayı yememek için zor tutuyorum kendimi. Ben yine dalmışken barın konuştu.
"Miray. "
Anında gözlerim ona çevrildi. Ben baktığım gibi barının beni kısa sürede olsa öpmesi bir oldu. Biz an şaşkınlıkla barına baka kaldım. Oda bana bakıyordu. Sanki tepkimi kontrol eder gibiydi. Belkide ona birşey anlatmadan da destek alabilirdim. Hızla barına sarıldım. Oda bir an şaşırsa da hemen karşılık verdi. Sakince konuştum.
"Sadece beni desteklesen olur mu? "
Barın biraz durdu. Düşünür gibiydi.
"Her zaman yanındayım. "
Ben ve barın sarılırken gözlerim çok hafif aralandığında kapının önünde bizi izleyen birini fark ettim. Daha dikkatli bakınca annem olduğunu anladım. Barınla sarılmayı bıraktım.
"Belki de bu gece birşeyler yapabiliriz. "
Diyip kapıyı kapatmak için yürüdüm. Tam beklediğim gibi annem kapının önünden çekildi ve fark edilmediğini düşünüp aşağı indi. Kısa bir süre arkasından baktım ve daha sonra kapıyı kapadım. Arkamı döndüğümdeyse barın ayaktaydı. Sırıtarak bana doğru yürüdü ve yaklaştı. Bende hemen aradan geçip gülerek yatağa oturdum.
"Gerçekten böyle birşey için hazır olmadığımı biliyorsun değil mi? "
"O zaman neden öyle söyledin? "
Barın tekrar hayal kırıklığı ile yanıma oturdu.
"Annem kapının ardından bizi izliyordu. Bende inansın diye yaptım. Duygularınla oynamak istemezdim. "
Barın başını salladı ve kapıya baktı. Sonra tekrar döndü.
"Peki benim duygularımla oynadığına göre. Bir şekilde gönlümü almalısın. "
Diyerek beklemeye başladı. Gülerek başının arkasına elimi koydum.
"Düşünürüm."
Barın bir an tekrar üzüldü. Ama sonra hızla boynumdan öptü.
"Çabuk düşün. Sabrım kalmadı. "
Diyerek odadan çıkacakken kolundan yakaladım. Umut dolu yüzüyle bana dönünce dayanamayıp sızlanma ya başladım.
"Aaah sen her yaptığım harekette böyle umutlanıp hayal kırıklığına uğrayacaksan ben daha fazla senle duramam. "
Barın güldü ve bana döndü.
"Tamam sen kesin birşey söylemeden umutlanmayacağım."
Bunun her ne kadar gerçek dışı olduğunu bilsem de başımı salladım.
"Annem sen dışarı çıkarsan kandırdığımı anlar. "
Barın kollarını kavuşturup alaycı bir tonla konuştu.
"Yaani aslında kandırmayla uğraşmayıp beni kabulde edebilirdin ama anladığım kadarıyla zoru daha çok seviyorsun. "
Derin bir nefes alıp barına dik dik baktım.
"Ciddiyeti sana şöyle açıklayayım aşkım. Annem onu kandırdığımızı fark ederse işe burnunu sokar. "
Barın bir kaşını kaldırdı.
"Ne gibi? "
"Yemeğimize yada içeceğimize ilaç atar. Yada bizi sarhoş eder. Yada bildiğin kendisi bizi odaya tıkar. Tahmin edemediğim binlerce yolu olduğuna eminim. "
Barın gözlerini kocaman açmış her cümlede daha da çok şaşırıyordu.
"Yani. Bunun olmasını ikimizde istemeyiz. "
Barına inanmaz gözlerle baktım.
"Bence senin için sorun olmazdı ama neyse. "
Barın sırıtarak başını salladı. Saate baktım ve barını dürttüm. Hadi uyuyalım. Barında başını salladı ama bir anda durdu.
"Bir dakika birlikte yatmayı kabul mü ediyorsun? "
"Evet. Noldu ki? "
Barın yavaşça saçımdan öptü.
"Mutlu oldum. "
Gülümseyerek örtüyü çektim. Birlikte uzandık ve barına arkamı döndüm. Gözlerimi kapayınca barının bana ne kadar yakın olduğunu hissediyordum. O bana istemediğim kadar yakındı. Daha sonra kolunu belimde dolayıp hafifçe kendine çekti. Barına kısık sesle seslendim.
"Barın senin yüzünden uyuyamazsam suçlu sensin. "
Barından cevap gelmedi. Sadece kısık sesle güldüğünü duydum. Bende gülümsedim ve sonunda uyudum. Sabah kalktığımda barın hala belimden tutmuş haldeydi. Dünden beri beni bırakmamış olması biraz güven verici biraz da garipti. Ama belkide aşk garip bir şeydi? Sorgulamadan uzanarak telefonumu aldım ve saate baktım. Çok geç olmamıştı. Saat daha 10 du. Barının uyandığını hissettim. Barın yarı uykulu şekilde elini saçımda gezdirdi. Sonra boğuk sesi geldi.
"Günaydın."
Doğruldum ve barına döndüm.
"Sana da günaydınn. "
Barın gözlerini tam olarak açabildiğinde bana bakıp gülümsedi. Ben tam yüzümü yıkamak için kalkacakken elimden tutarak gözlerini kapadı.
"Nereye? "
"Aşağıya. Ayrıca kahvaltıdan hemen sonra eve döneceğiz."
Barın hemen gözlerini açtı ve heyecanla doğruldu.
"Sonunda eve döneceğiz. "
Gülerek başımı salladım.
"Şimdi izin verirsen gitmeliyim. "
Barın bırakmayınca yatağa geri oturdum.
"İlk önce. Günaydın öpücüğü istiyorum. "
Güldüm.
"Sadece ben istediğim zaman öpücük alabilirsin. Dur bir düşüneyim istiyor muyum? "
Elimi çeneme koyup gözlerimi kıstım. Kısa süre sonra hızla barını dudağından öpüp odadan çıktım. Aşkın bu kadar güzel hissettirmesi normal mi? Ben o kadar iyi hissediyorum ki. Sanki yere düşen tohumdan yeniden açmışım gibi. Ferah temiz şeffaf. Elimi yüzümü yıkayıp çıktım ve aşağı indim. Barına bakmak hiç aklıma gelmemişti. Allah korusun heyecan atağı falan geçirir. Aşağı indiğimde annem hala ortalıkta yoktu. Masada hazır değildi. Oysaki asıl kahvaltı saati şimdiydi. Şuanki hava biraz garipti. Biraz sonra annem göründü. Dışardan geliyordu. Hızla yanına vardım.
"Anne kahvaltı yok. Ne yiyeceğiz? "
Annem başını sallayarak yanımdan geçti ve koltuğa oturdu.
"Eve gidip yiyin. "
Dün bizi çağıran annem mi bunu söylüyordu.
"Anne bizi sen çağırdın ve şimdi de kovuyor musun? "
"Koymuyorum kızım sadece gidip birbirinize zaman ayırın. Yanında durmak zorunda değilsiniz. Ben istediğimi duydum. "
Diyip güldü. Ne dediğini anlamıştım. Dün akşamdan bahsediyordu. Kandırıldığını bilse bize neler ederdi. Başımı sallayıp kapıya yönelirken barın bana seslendi.
"Miray nereye? "
"Annem bizim dışarda birbirimize zaman ayırmamızı istiyor bu yüzden dışarda kahvaltı edeceğiz. "
Barın bir anneme bir bana baktı. Sonra başını sallayıp arkamdan geldi ve dışarı çıkıp arabaya bindik. Barın sürmeye başlayınca konuştum.
"Kahvaltı etmediğini biliyorum. Sen en iyisi beni eve bırak işe git. "
Barın bana baktı.
"Evet etmiyorum ama hala birlikte olmak için zamanım var. "
Başımı salladım. Manzaralı bir restorant a vardık. Arabadan indik. Burası çok güzeldi. Aşağısı ağaçlarla çevrili ve geri kalanı deniz olan bir yerdi. Restorantta baya renkliydi. Barın elimi tuttu ve birlikte içeri girip bir masaya oturduk. Kahvaltı gelince yemeye başladım. Barınsa genelde yemediğin den ara sıra ağzına birşeyler atıyor sonra etrafı izliyordu. Bense büyük bir iştahla yemek yiyordum. Barın biraz sonra bana bakıp güldü.
"Sanırım hayattaki en sevdiğin şey yemek yemek. "
Güldüm. Çatalımı bırakıp arkama yaslandım.
"Senden sonra evet. Favori hobim gibi. "
Barın bu sözüm üzerine yumuşamasını gizleyemedi. Daha sonra bende ellerimi kaldırıp tırnak işareti yaparak sordum.
"Ee senin bu hayattaki benden sonra favorin ne? "
Barın biraz manzaraya baktı. Sonra tekrar bana döndü. Omuz silkti.
"Bilmem. Hiç düşünmedim. "
Hemen doğruldum ve kaşlarım havaya kalktı.
"Ne demek hiç düşünmedim? "
"Baya düşünmedim? "
Başımı salladım.
"O zaman şimdi düşün. "
Barın biraz düşündü. Sonra konuştu.
"Belki. Dil öğrenmek? "
Gözlerimi kıstım.
"Dil öğrenmek mi? 3 tane falandır. Ben onu saymam. "
Barın gülerek başını iki yana salladı.
"Tam 7 tane dil biliyorum. Hala öğrendiklerimde var. "
Ağzım açık kaldı. 7 tane dil mi?
"Kanıtla o zaman. "
Diyerek kollarımı kavuşturdum. Barında biraz bekledi.
"Ne söyleyeyim ki? "
Elimi çeneme koyup düşündüm.
"Seni seviyorum de. Yedi dilde. "
Barın derin bir nefes aldı.
"I love you, Ich liebe dich, Te amo, Je t'aime, Ti amo, 愛してます, 사랑해요. Sırayla ingilizce, almanca, ispanyolca ,fransızca ,italyanca ,japonca, korece seni seviyorum dedim. Bence gayet romantik oldu. "
Diyerek güldü. Gerçekten yedi dil bilmesi mükemmel bir özellikti. Ama bir insan sadece sevdiği için böyle uğraşırmıydı ki?
"Peki neden 7 dil ve daha fazlasını öğrendin? "
"Çevirmenlere pek güvenim yok. Anlaşmalarda toplantılarda. Kendi kulağımla duymayı ve anlamayı ayrıca da kendim söylemeyi tercih ederim. "
Başımı salladım. Sonunda kahvaltı bitmişti. Ayşeyle buluşmama da az kalmıştı. Kalkıp arabaya bindik.
"Beni şu evin yakınındaki kafeye bırakır mısın?"
Barın başını salladı. Kafenin önüne gelince indim. Cama eğildim ve barına el salladım. Barın gidince ayşeyi beklemek üzere oturdum. Kısa süre sonra ayşe geldi. Karşıma oturdu.
"Sonunda geldim. Çok beklemedin değil mi? "
"Hayır zaten bende yeni geldim. Ee bu yeni arkadaş kim? "
Ayşe çantasını masaya bıraktı.
"Adı yavuz."
Yavuz mu? İstemsizce düğünde olanlar aklıma geldi. Yağız la isimleri bayağı benziyordu. Tabii Ayşe'nin haberi yoktu. Birazdan anlatırdım onada. Onunda düğünden sonra işi çıktığı için düğünün mahvolduğunu bilmiyordu. Benimde anlatmaya zamanım olmamıştı.
"Ee peki nasıl tanıştın? "
"Şu yeni yapılan büyük kütüphaneyi biliyorsun değil mi? İşte oraya birkaç kitap okumaya gitmiştim. Sonra aradığım kitabı yavuzun elinde gördüm ve nerden buldun diye sormaya gittim. Sonra konuşmaya başladık ve arkadaşız. "
Ayşe gayet mutluydu. Heralde iyi biriydi. Daha sonra Ayşe'nin telefonuna mesaj geldi. Ayşe heyecanla birşeyler yazıp bana döndü.
"Yavuz şimdi yazdı. 15 dakika ya gelecekmiş. Tanışabilirsiniz. "
Diyerek kısık sesli bir alkış yaptı ve konuşmaya devam ettik. Bende o sırada ona düğünde yaşananları anlattım.
"Yani inanabiliyor musun? Sen gittikten sonra düğün mahvoldu. "
"Gerçekten çok kötü olmuş. Peki o adamlar kimmiş? "
"Barın ve Sarp'ın anlaşma yaptığı biriymiş saçma sapan birşey işte. "
Ayşe başını salladı. Daha sonra Ayşe'nin gözü dışardaki birine takıldı. İçeri giren birine selam verdi. Başta anlamasam da dikkatle baktım. Ayşe ayağa kalkıp konuştu.
"İşte bu yavuz. Yavuz bu da benim en iyi arkadaşım miray. "
Yavuz gülümseyerek elini uzattı.
"Merhaba miray. "
Bende şaşkın şaşkın ona bakıyordum. Bu kişi beni kaçıran adamdı. O piçti. Nasıl olmuştu da böyle denk gelmiştikki? Demekki günlük hayatta farklı isim kullanıyordu. Bende boğazımı temizleyip el salladım. Kesinlikle ona dokunmaya niyetim yoktu.
"Merhaba."
~Bazı önyargılar ve anlamadan yapılan hareketler yanlış anlaşılmalara yol açabilir. Yeterli bilgiyi edinmeden hızla karar vermek pekte iyi bir çözüm değildir. ~