Keyifli okumalar canlarım ❤
👉🌟🌟🌟🌟🌟🌟✔
🌸BURASI KİMİN?🌸
29. Bölüm
Artık dayanacak gücün kalmadı kapının kolunu sıkarken zar zor Sinan'a seslendim.
"Kenara çek.."
Bir yandan da derin derin nefes alıyordum,
"Ne oldu, sancın mı başladı?..Doğum için daha erken değil mi?"
Dediği zaman sinirle ona döndüm,
"Hee doğum başladı ! Sende artık çocukların ebesi olursun ! Saçmalamayı kes de arabayı kenara çek.."
Ben cümlemi bitirince o da arabayı kenara çekti. Bir elim ağzımda, hızlıca kapıyı açıp kendimi dışarı attım. Bir kaç adım ileriye yolun kenarına gidip kendimi yere bıraktım.
Midemde ne var ne yoksa çıkardım. Bu mide bulantısı ne kadar iğrenç bir şeymiş ya..
Midemde her şeyi çıkarmama rağmen hâlâ kusmaya çalışıyordum.
Sırtımda hissettiğim el, birden önüme küçük pet şişesinde su uzattı. Ne zamandan beri yanımdaydı ?
"Gider misin ?"
Bu iğrenç tabloyu görmesini istemedim.
Suyu hiç düşünmeden aldım ama iki yudumdan fazla içemedim. Elindeki diğer suyla eline az bir şey döküp yüzümü yıkadı.
Ben ayapıya kalkmak isteyince, bana yardım ederek ayapıya kaldırdı beni. Arabaya kadar bana yardım etti ön tarafa beni otutturup kapıyı kapattı. Sonra kendi de yerine geçti. Arabayı çalıştırıp yola devam etti. Bense yorgun bir şekilde yolu izlemeye çalıştım en son gözlerim kapanmak için savaş veriyordu ve kazandı da...
Ben daha uykuya dalmadan koltuk arkaya doğru eğildi, sonra üzerime bir şey örtüldü hoş kokulu..
***********
Gözlerimi zorlukla dışardan gelen çıtırtılar yüzünden açtm. İlk görüş açıma odunlu tavan çarptı bir an kendimi ilk kaçırılıp gözlerimi açtığım yer sandım panikle yattığım uzun kanepede toplandım hemen olduğum yeri incelerken çokta uzağımda olmayan sırtı dönük bir şekilde masanın üstünde oturan canavar gözüme çarptı şömineyi izliyordu. Ben toplanıp kanepede oturdum çıkardığım kanepe sesinden uyandığımı anladı omzundan şöminenin yanan ateşini görüyordum, omzunun üstünden bana baktı
Ne o konuştu ne ben..
Beraber yanan ateşi izledik ben ortamın sessizliğini soru sorarak bozdum.
"Burası kimin?.."
"Çokmu merak ediyorsun Melek?"
Öyle sakin bir şekilde sormuştu ki şaşkınlıktan dolayı kekeledim,
"H-hayır sadece...Ne önemi var her sorduğum sorunun cevabını almamaya alıştım ben bu.."
"Onu sormadım ama burası Zerda'nın kafa dinlemek için geldiği yer. Gerçekleri bilmek istiyor musun, abinin yaptıklarını duyabilecek güç var mı sende Melek ?"
Omuzları düşmüş bir şekilde soruyordu bunu bana, artık öğrenmek istiyordum.
Ayağıya kalkıp şöminenin yanındaki gri koltuğa oturdum
"Var olmaz mı sende anlatacak yürek var mı onu söyle? Her konusu açıldığında abin yüzünden! Abin yüzünden diyerek yüzüme ne olduğunu vurmaktan ve şu an bu durumda olmamın sebebini bilmem bence en çok benim hakkım diye düşünüyorum öyle değil mi sence de ?"
Benim bu söylediklerim karşısında başını hafif hafif sallayarak onayladı.
"Anlatacağım ama lafımı kesmeyeceksin."
"Tamam sen yeter ki anlat ben kesmeden dinlerim. "
Ateşe bakarak kollarını dizine koydu, öne doğru eğildi başladı anlatmaya.
'Zerda..Zerdam benim kardeşten öte kardeşim,sırdaşım, arkadaşım, kayısı çiçeğim..Her şeyimdi o benim...Altın sarısı saçları vardı onun sevmeye kıyamazdım ben..Ama keşke görseydin onu bulduğumdaki halini..Benim sevmeye kıyamadığım saçını..Senin şerefsiz ruh hastası abin sıfıra vurmuş neden biliyor musun?.. kafasındaki yaralara dikiş atılabilsin diye.."
Karşımdaki hüngür hüngür ağlayan koca adama baktım bu dedikleri doğru muydu?
Tüylerim diken diken oldu güç derken bundan mı bahsediyordu?
Abim yapmazdı..Abi lütfen sen yapmamış ol bunları lütfen.
"Ben kardeşimi bulduğumda daha doğrusu ordan kaçıp geldiğinde üstü başı çok kötüydü yüzündeki, ellerindeki kollarındaki ve tüm vücudu yara bere.. dikiş atılmış, morluklarla dolu bir Zerda vardı karşımda..Hatta ilk korumalar tanıyamamış onu öyle kötüydü..Öyle bitik bir haldeydi ki .."
Ellerini yüzüne kapatıp hıçkırıklar içinde ağlamaya devam etti. Ben de ona eşlik ettim, kardeşini hiç görmedim ama görmeme de gerek yoktu ki.. Bir kadın bunları yaşamayı haketmez! Kadınlar erkeklere Allah'ın emaneti değil miydi ?
Bu emanete ihanet değil miydi?
"O..öldüğünde otopsisinde on tane kurşun yarası çıktı..beş tanesi çok riskli yerde olduğu için çıkarılmamış bile..Melek ama en çok ona acı veren şey ne biliyor musun?.."
Ben duyduklarımla nefes almaya cesaret edemiyordum.
Gözlerim kocaman olmuş ona bakarken sorduğu soruyla bana döndü benden cevap alamayınca konuşmaya devam etti.
"Sana her gün tecevüz ettiğimi düşün! Seni bir odaya hapsettigimi..Ha oda dediysem fareler ve böcekler oda arkadaşın olduğu güneşin bile uğramadığı bir oda !Beslenmene bile izin vermediğim bir tutsaklık!! Üstünde ortadan kaybolmadan önce giydiği elbiseyle bir sene onu giymiş.. insan yerine koymamış senin şerefsiz abin!!"
Dedi sinirle yerinden kalktı. Oturduğu masayı tam karşımda iki tane olan pencereden birine fırlattı.
Ben aniden böyle bir şey yaptığı için çıkan gürültü ve camın kırılma sesiyle ağzımdan çığlıklarımdan biri kaçtı. Üstüme doğru gelince yerimden kalkıp kaçmak istedim ama kolumdan tutup beni üst kata sürükledi.
Hıçkırıklarım arasında bağırıyordum,
"Lütfen lütfen lütfen!! Ben bir şey yapmadım anla artık bunu!..
Zerdaya ben zarar vermedim.."
En son dediklerimle biraz kolumu gevşetti, demek ki Zerda'nın ismi geçen cümleler kurmam gerekiyordu .
"Bana bu yaptıklarınla Zerdaya onları yaşatan pislikten ne farkın var sö-.."
Kolumu bırakıp bana döndü ağzından köpükler saçarak konuştu,
"Ben abin kadar şerefsiz olmadım sana karşı anla bunu artık!!"
Girdiğimiz odanın ışıklarını açtı. İkimizde ağlamaktan gözlerimiz ışığı karşı acıdı, gözlerimizi ovuşturup açınca dev bir ekran vardı odanın diğer taraflarında üstü örtülü bir şeyler vardı tablo gibi.
Beni kolumdan çekerek o tablolardan birinin başına götürdü.
"Zerdayla tanışmaya hazır mısın? Abinin söndürmeden önceki güneşi görmeye hazır mısın!.."
Tabloların üzerindeki çarşafları tek tek açtı.
Karşımda gördüğüm kız...
Kesinlikle güneşti, bu kadar güzel bir kız tahmin etmemiştim Zerda'yı..
Etrafımda dönerek Sinan'ın diğer açtığı tablolara baktım.
Sonra ona baktım ondan duyduklarım doğruysa..
İçim cız etti..
Dostoyevski'nin de dediği çok doğruymuş,
'İnsanların yüzüne iyi bakın; acısı çok olanın, gülüşü güzel olur."
Göz yaşlarımı silip ona baktım dev ekranda bir şeylerle uğraşıyordu.
Birden ekran açıldı Zerda belirdi ..
Bir kayıttı galiba , kendini videoya almıştı sessizce konuşarak bir kapıyı açtı, odada Sinan yatıyordu gülerek tekrar kamerada kendini gösterdi.Ekrana iyice yaklaşıp
'İlk aşkım..Seni çooooook çoook seviyorum ama bugün bir nisan şakasız olmaz biliyorsun affet beni. '
Elindeki su dolu sürahiyi Sinan'ın başından aşağı döktü bu yaptığı karşısında odaya ikimizin kıkırtısı yayıldı. Göz yaşlarımı silerek tebessüm ettim ardından onu kovalayan bir Sinan'la video bitiyordu ekran siyah olunca Sinan omuzlarını düşürerek ekranın karşısındaki siyah deri kanepeye oturdu gülmeye çalışarak.
"Bu şakasının cezasını bir hafta kolu alçılı gezdi eşşek..sıpası benden kaçarken üç basamak kala uçtu ve kolunu kırdı.. Keşke kovalamasaydım içli ağlayışı gözümün önünden gitmiyor..Keşke onu hiç üzmeseydim.."
Sonra doğru gülümsemesi silindi gözünden akan yaşı sildi.
Elindeki kumandayla başka kasetleri açtı. Bende kanepenin bir ucuna oturdum, izlemek istedim .
Zerda'yı tanıdığım kadarıyla yerinde duramıyan, enerjik, komik eğlenceli bir kızdı en çok Sinan'ın üstünde denediği şakalara kahkahalarla gülmüştüm. Yüzü geçmişti izlediğimiz kaset sayısı en çok kafasına uyan tabiki de Mertti. Onu çoğu şakasına ortak ederek Mert'in diğerleri tarafından dayak yemesini kahkahalarla izliyordu sonra kanepeden aldığı yastıklarla savaşa girer gibi beş erkeğin arasına dalıyordu.
'Adamımı size yedirmem!'
Ve daha nice komik güzel kasetler izledim .
Birden siyah beyazlı bir görüntü başladı. Güvenlik kamerası kaydı olduğunu sonra anladım. Kayıtta biri belirdi erkek mi kadın mı anlamadım kafasında kopşonunun şapkası vardı zar zor yürüyordu. Kucağında bir şey vardı sarıp sarmalamış kapıya vurdu diger eliyle kapıdan güç alıyordu etrafa dikkatlice baktım bu..
Sinangilin en son bahçe kapısıydı.
Kapı açıldı zebanilerden biri dışarı çıkıp
'Kimsiniz?' Diye sordu.
'Abi..abim..'
Konuşmaya bile gücü yoktu.
'Yüzünü aç kimsin! Abin kim ismi ne?'
Elini dayandığı yerden çekerek omzunu duvara verdi kafasındaki kopşonu açtı.
Gördüğüm yüz karşısında yerimde sıçradım derin bir şekilde yutkundum bu kimdi böyle
Sonra zebani sorusunu tekrarladı.
'A-abin kim ?'
Zebani bile vicdana gelmişti bu manzara karşısında.
Zar zor ağzından çıkan kelimeyle ağlamaya başladım.
'S- Si-Sinan'
Ona dönerek baktım.
"Lütfen bunun Zerda olduğunu söyleme bana lütfenn.."
Hıçkırıklar içinde ona bakıyordum o cevap vermeden kayıttan duyduğum isimle gözlerimi sımsıkı yumdum ellerim yumruk olmuş bir şekilde sıkıyordum.
'Zerda hanım?..koşun çabuk buraya gelin! Sinan Beye haber verin!!'
Ortamda her şey susmuştu sanki zaman durmuştu bir tek bizim ağlayışlarımız duyuluyordu.
Allah'ım Zerda'yı kim o hâle getirmişti? Bugün öğrendiklerimle içimden abimin yapmamasını umdum..Dua ettim abim çıkmasın diye..
Bugün kendi acılarımı, çaresizliğimi unutmuşum ben..
Yada başka bir yara penceresi açılmıştı bana,bunları yapan abimse..Bu hayatta beni yaşarken öldüren abim olurdu..
Lütfen abi..
Lütfen..
Sen yapmamış ol..
Bu,gözlerim ile gördüklerim tek kelime ile vahşetti.
.
.
.
.
.
.
Yeni bölüm en kısa zamanda gelecek inşallah
Zerdanın en son halini siz daha kötü düşünün kafasında dikiş izleri dolu unutmayın. .
⚠️Yıldızı parlatmayı unutmayın canlar⚠️





