Mnho'nun aniden yatakta doğrulmasıyla uyandım. Yüzü ter içindeydi ve nefesleri hızlıydı. Kabus değil de daha çok güzel bir rüya görmüş gibiydi. "Ne oldu min?" dememle gözleri yavaşça beni süzdü. Alt dudağını dişliyordu. Gözleri dudaklarıma kaydı ve bir süre orada oyalandı. "Sincabım... ben.." yutkundu. "Sen ben ve bu oda... Offf çok güzel bir rüyaydı. Seni yedim aşkım..." tekrar yutkundu ve tekrar kendini yatağa bıraktı. Yatağın içinde ona doğru kaydım. Kollarımı omuzlarına ve bacaklarımı beline doladım. Yanağına küçük bir öpücük kondurdum. Başımı boynuna gömdüğümde nefes almakta zorlanmaya başladığını fark ettim. "ben delirtiyorsun jis." sesi hırıltılı çıkmıştı. Başımı boynuna daha fazla gömdüm. Yaklaşık bir saat sonra kalktı ve beni kucağına alarak aşağıya mutfağa doğru ilerledi. "Kahvaltı yapalım mı minnoşum?" Başımı evet anlamında salladım. Beni yavaşça kucağından indirdi. Sanki üç yaşındaymışım gibi davranıyordu. "Ama sonra alışverişe gidelim. " dedim kahvaltıyı hazırlamasına yardım ederken. Başını tamam anlamında salladı ve kahvaltıyı hazırlamaya devam ettik.
Kahvaltı yaptıktan sonra hazırlanmak için odaya çıktım. En sevdiğim kazağımı ve koyu mavi kot pantolonumu giydim. Aşşağı indiğimde Minho çoktan her zaman olduğu gibi siyah takım elbisesini giymişti."Senin dolabında sadece siya takım elbise m var??" soruma sadece gözlerini devirdi."Sorun bende değil sende gereksiz derecede fazla kıyafet var." ben de buna göz devirdim. "Daha fazla almaya gidiyoruz haberin olsun." İçten ve sıcak bir kahkaha attı. "Tamam bu seferlik öyle olsun." Elini uzatıp tutmamı bekledi. Elini tuttum ve beraber yavaşça kapıya doğru yürüdük. Dışarı çıktığımızda çoktan kapının önünde hazır bekleyen siyah bir Mecedes vardı. Minho'nnun kombini ile uyumluydu ama benim kombinim arabanın yanında fazla yumuşak kalıyordu. İsmini bile bilmediğim adam önce benim sonra da Minho'nun kapısını açtı. Adam arabadan uzaklaşınca Minho arabayı çalıştırdı ve onun seçtiği alışveriş merkezine doğru gitmeye başladık.
Yaklaşık yarım saatlik bir yolun donunda alışveriş merkezinin kapısının tam önünde durduk. Bir adam gelip Minho'yu selamladı ve biz arabadan indikten sonra arabayı alıp gitti. Minho kolunu belime doladı ve içeri girdik. İçeri girer girmez orta boylu sarışın bir kadın yanımıza geldi ve bize selam verdi. Minho kadını başıyla selamladı ve kadının bize özel hazırlandığını söylediği kıyafetlerin olduğu yere gittik. Minho takım elbiseleri karıştırırken ben de kazaklara ve pantolonlara bakıp birkaç tane seçtim. Dikkatimi çeken şey bütün bu kıyafetlerin bedenime göre olmasıydı. Beğendiklerimi Minho'ya göstermek için atkamı döndüğümde Minho'nun internette görüp çok beğendiğim ama özel üretim olduğu için bulamadığım takım elbiseyi elinde tutarken sırıttığını gördüm. Yüzüme kocaman bir gülümseme yerleşti ve elimdekileri yandaki koltuğa bırakıp Minho'nun boynuna atladım. Bir süre ona sarıldıktan sonra geri çekildim ve takım elbiseyi elinden aldım. Yanağına küçük bir öpücük kondurdum ve deneme ksbinine girip takım elbiseyi giydim. Tekrar Minho'nun yanına döndüm. "Çok yakışmış tatlım" başımı evet anlamında salladım. "Rengini sen mi seçtin?" başını evet anlamında salladı.
Beğendiğim her şeyi aldık ve eve döndük. Aldıklarımı dolaba yerleştirdim ve aşağıya Minho'nun yanına indim. Camın önünde dikilmiş dışarıyı izlerken kahve içiyordu. Evde yapacak hiçbir şey yoktu. Sıkıntıdan çatlamamak için dışarı çıkmaya karar verdim. Minho ne kadar ısrar etse de tek başıma yürümek istediğim söyledim. Daha fazla ısrar etmedi ve gitmeme izin verdi. Dışarısı serin olduğu için hırkamı da aldım. Hırkamı belime bağladım ve evden çıktım. Bu saatlerde sokaklar çok kalabalık olduğu ve ben de mal olduğum için en ıssız ara sokağa girdim ve yürümeye başladım. Kulaklığımsa çalan son ses müzik yüzünden dış dünyadan neredeyse tamamen kopmuştum. Aniden tüm ışıklar gidince başıma bir torba geçirildiğini anladım ve çığlık attım. Burnuma tatlı bir koku geldi ve bayıldım...
