Lansman gecesi gelip çatmıştı. İstanbul’un en lüks otellerinden birinin balo salonu, moda dünyasının devlerini ağırlıyordu. Araslı Holding’in "Küller" temalı yeni koleksiyonu ilk kez görücüye çıkacaktı. Leyla, kuliste son hazırlıkları yaparken elleri titriyordu. Kerem, içeriye fırtına gibi girdi. Üzerinde kusursuz bir smokin vardı.
Kerem: "Hazır mısın? Hatalara yer yok Leyla. Bu gece sadece koleksiyon değil, bizim itibarımız da podyumda."
Leyla: (Mankenin üzerindeki ipek kumaşı düzeltirken) "Kendi emeğimden eminim Kerem Bey. Siz kendi misafirlerinizle ilgilenin."
Kerem: (Leyla’nın kolunu hafifçe tutup onu kendine çevirerek) "Bana bak... O Mert denilen çocuk dün gece kapındaydı. Kim o?"
Leyla: (Gözlerini kaçırmadan) "Sizi ne ilgilendirir? Özel hayatım çalışma saatlerime dahil değil."
Kerem: "Söz konusu Araslı Holding ise her şeyin benimle ilgisi vardır. O mahalle delikanlılarını buralardan uzak tut."
Tam o sırada Selin, üzerinde abartılı bir kırmızı elbiseyle içeri daldı. Gözleri nefretle parlıyordu.
Selin: "Keremciğim, herkes seni bekliyor. Basın mensupları seninle röportaj yapmak istiyor. Hadi!"
Selin çıkarken Leyla’ya öyle bir bakış attı ki, Leyla başına gelecekleri o an hissetti. Ve beklenen an geldi... Müzik yükseldi, ışıklar söndü. Leyla’nın aylardır üzerinde çalıştığı o "Küller" elbisesi, baş mankenin üzerinde podyuma çıktı. Ancak bir tuhaflık vardı. Manken podyumun ortasına geldiğinde, elbisenin arkasındaki gizli dikişler bir bir sökülmeye başladı. Salonda bir uğultu yükseldi.
Leyla: (Kulisten izlerken dehşetle) "Hayır... Hayır, bu olamaz! Ben o dikişleri üç kez kontrol ettim!"
Manken zor durumda kalırken, Kerem yerinden fırladı. Selin ise köşede sinsi bir zafer gülümsemesiyle içkisini yudumluyordu. Leyla, hiçbir şeyi düşünmeden podyuma fırladı. Elindeki şık şalı kaptığı gibi mankenin üzerine doladı ve iğnelerle saniyeler içinde elbiseye yeni bir form verdi. Salon sessizliğe büründü, ardından bir alkış tufanı koptu.
GECE SONU - OTELİN TERASI
Törenden sonra Kerem, Leyla’yı kolundan tutup zorla terasa çıkardı. Öfkesi yüzünden okunuyordu.
Kerem: "Bu neydi Leyla? Rezil oluyorduk! O elbiseye ne yaptın?"
Leyla: (Ağlayarak) "Ben bir şey yapmadım! Biri dikişleri kesmiş, bilerek yapmışlar!"
Kerem: "Kim yapar bunu? Neden yapsınlar?"
Leyla: "Senin dünyanda herkes birbirinin kuyusunu kazıyor Kerem! Belki Selin, belki başkası... Ama ben emeğimi çöpe atmam!"
Kerem: (Sesi yumuşayarak) "Podyuma çıkman... O şalı dolaman... Cesurcaydı. Kimse anlamadı, herkes bunu gösterinin bir parçası sandı."
Leyla: "Umurumda değil kimin ne sandığı. Ben buraya hakaret işitmeye gelmedim. İstifa ediyorum!"
Leyla arkasını dönüp giderken Kerem onu belinden tutup kendine çekti. Aralarındaki çekim o an tüm o nefreti bastırdı. Kerem, Leyla’nın ıslak yanaklarını ellerinin arasına aldı.
Kerem: "Gidemezsin. Henüz hesaplaşmadık. Babalarımızın o gece neden o fabrikada olduğunu öğrenmeden hiçbir yere gidemezsin."
Leyla: "Sen bir şey mi biliyorsun? O fotoğraf... O not ne demek?"
Kerem: (Şaşkınlıkla) "Hangi fotoğraf? Hangi not?"
Leyla cebinden o eski, yanmış fotoğrafı çıkardı. Kerem fotoğrafa bakınca donup kaldı. Babası ve Ahmet Yılmaz kol kola, arkada ise fabrikadaki o meşhur çelik kasa...
Kerem: "Bu fotoğraf... Babamın gizli kasasındaydı. Sen bunu nereden buldun?"
Leyla: "Arşivde, senin odanın yanındaki odada. Kerem, babalarımız arkadaştı. Belki de o yangın bir kaza değil, bir komploydu. İkisini de yok etmek istediler!"
Tam o sırada terasın kapısında Hanzade Hanım belirdi. Elindeki bastonu yere sertçe vurdu.
Hanzade Hanım: "Yeter! Kerem, o kızın elindeki kağıdı hemen bana ver!"
Kerem: "Anne, sen bu fotoğrafı biliyor muydun? Babam ve bu adam arkadaştı, değil mi?"
Hanzade Hanım: "Dostluk değil, hıyanetti o! O adam babanı sırtından bıçakladı Kerem. Leyla, derhal bu oteli ve bu şehri terk et. Yoksa senin için hiç iyi olmayacak."
Leyla: "Korkmuyorum sizden Hanzade Hanım. Gerçekler ortaya çıkana kadar buradayım."
MAHALLEDE BÜYÜK KAVGA
Leyla eve döndüğünde Mert kapıda bekliyordu. Yanında bir grup mahalleli genç vardı.
Mert: "Leyla! O herifin arabasıyla mı geldin yine? Sana uzak dur demedim mi?"
Leyla: "Mert git buradan, sırası değil!"
O sırada Kerem’in arabası sokağın başında göründü. Kerem, Leyla’yı kontrol etmek için gelmişti. Mert, Kerem’in arabadan indiğini görünce üzerine yürüdü.
Mert: "Sana burada ekmek yok Araslı! Bizim kızımızın peşini bırak!"
Kerem: (Sakin ama tehditkar) "Elini çek omuzumdan. Leyla benim çalışanım."
Mert: "Çalışanın mı? Sen onu kandırabileceğini mi sanıyorsun?"
Mert yumruğunu kaldırdığında Leyla araya girdi.
Leyla: "DURUN! Yeter artık! Ben kimsenin malı değilim! Mert, evine git. Kerem Bey, siz de lütfen buradan ayrılın."
Kerem, Leyla’nın gözlerindeki o derin çaresizliği gördü. İlk kez birine acıdığını hissetti. Ama bu acıma değil, daha derin bir şeydi. Arabasına bindi ve hızla uzaklaştı. Ancak dikiz aynasından gördüğü şey kanını dondurdu.
Karanlık bir ara sokakta, Selin ve Hanzade Hanım’ın özel koruması bir şeyler konuşuyordu. Selin’in elinde para dolu bir zarf vardı.
Kerem: (Kendi kendine) "Demek oyunun içinde oyun var... Annem neyi saklıyor?"