Gece mutfaktaki o gerilimli anın ardından Yağmur, yatağında bir sağa bir sola dönmekten sadece birkaç saatlik uykuyla gözlerini açabilmişti. Demir’in parmak uçlarının yanağında bıraktığı sıcaklık hala oradaydı, sanki bir mühür gibi tenine kazınmıştı. "Senin için sadece abinin arkadaşıyım, öyle mi?" deyişi kulaklarında çınlıyordu.
Hızla hazırlanıp aşağı indi. Mutfakta ağır bir sessizlik vardı ama masadaki kalabalık tamdı. Annesi Müzeyyen Hanım her zamanki gibi taze pişmiş ekmek kokularıyla mutfağı doldurmuş, babası gazetesine gömülmüş, Bora ve Demir ise karşı karşıya oturmuşlardı. Demir’in göz altları uykusuzluktan hafifçe kararmıştı ve yüzünde, geceki o yumuşaklıktan eser kalmayan, mesafeli bir ifade vardı.
"Günaydın herkese," dedi Yağmur, sesindeki titremeyi gizlemek için neşeli bir ton takınarak.
"Günaydın kızım, gel otur sıcak sıcak ye," dedi annesi.
Yağmur masaya oturdu ama iştahı yoktu. Demir ile göz göze gelmemeye çalışarak tabağıyla oynuyordu. Bora, ağzına bir zeytin atıp Demir’e baktı. "Oğlum, gece o son eldeki pusuda beni nasıl vurdun hala aklım almıyor. Harbi hile yapıyorsun sen."
Demir, çayından bir yudum alırken gözlerini Yağmur’un üzerinden ayırmadan cevap verdi: "Hile değil Bora, dikkat. Rakibinin her hareketini izlemezsen, en beklemediğin anda darbeyi yersin."
Bu sözlerin kime gittiği o kadar belliydi ki, Yağmur’un lokması boğazında düğümlendi. Babası gazetesini katlayıp masaya bıraktı. "Hadi bakalım, herkes işine gücüne. Yağmur, okuluna geç kalma yavrum."
Yağmur ayağa kalktı. "Ben çıkıyorum o zaman, herkese görüşürüz."
Tam kapıya yönelmişti ki Bora seslendi: "Bekle fıstığım, beraber çıkalım. Demir’i de bırakacağız zaten, yolumuzun üstü."
Yağmur’un kalbi sıkıştı. "Gerek yok abi, ben giderim..." dese de Bora çoktan anahtarlarını almıştı.
Dış kapıyı açtıklarında gördükleri manzara, bahçedeki gerilimi bir anda zirveye taşıdı. Aras, siyah, parlatılmış arabasına yaslanmış, elinde bir demet küçük papatyayla kapının önünde bekliyordu. Yağmur’u görünce yüzünde kocaman, sahiplenici bir gülümseme yayıldı.
"Günaydın güzelim!" diye seslendi Aras.
Yağmur bir an duraksadı, arkasındaki Demir ve Bora’nın varlığını ensesinde hissediyordu. Aras yanına gelip Yağmur’a sıkıca sarıldı. Yağmur, abisinin bakışlarını üzerinde hissedince hafifçe geri çekilip mesafeyi korumaya çalıştı.
Aras, Bora’ya dönüp başıyla selam verdi. "Günaydın Bora Abi."
Bora, kaşlarını hafifçe çatarak ama nezaketini bozmayarak, "Günaydın Aras," dedi. "Erkencisin bakıyorum."
O sırada Demir’in yüzü adeta bir buz kütlesine dönmüştü. Elleri cebinde, Aras’ı öyle bir süzüyordu ki, bakışlarıyla çocuğu orada yok edebilirdi. Kıskançlık, Demir’in her zerresinden okunuyordu. Aras’ın Yağmur’un beline koyduğu o el, Demir için bir savaş ilanı gibiydi.
"Eee, biz gidelim o zaman abi," dedi Yağmur aceleyle. "Aras’ın şoförü bırakacak bizi."
"İyi, dikkatli olun," dedi Bora.
Aras, Yağmur’un kapısını centilmence açtı. Yağmur arabaya binerken dikiz aynasından Demir’e baktı. Demir, ellerini yumruk yapmış, çenesi kaskatı kesilmiş bir halde arkalarından bakıyordu. O an Yağmur, attığı bu okun tam kalbe isabet ettiğini anladı.
Okul yolu boyunca Aras sürekli bir şeyler anlatıyor, hafta sonu planlarından bahsediyordu. Ama Yağmur’un zihni bambaşka bir yerdeydi. Aras’ın heyecanı, ilgisi ve sürekli "sevgilim" demesi artık ona ağır gelmeye başlamıştı. Bu oyun kontrolden çıkıyordu.
Okulda arkadaşları Ayça ve Selin, öğle arasında Yağmur’u köşeye sıkıştırdılar.
"Yağmur, bak cidden iyi görünmüyorsun," dedi Ayça endişeyle. "Aras’ın yanındayken ruhun burada değil gibi. Kanka, hem çocuğa hem de kendine yazık ediyorsun. Bu çocuk seni gerçekten seviyor ama senin gözlerin her kapı açıldığında Demir’i arıyor. Yapma böyle."
Selin de destekledi: "Yanlış yapıyorsun Yağmur. İntikam için birinin duygularıyla oynamak sana yakışmıyor. Eğer Demir’i istiyorsan git onunla savaş, ama Aras’ı kalkan olarak kullanma."
Yağmur başını ellerinin arasına aldı. "Biliyorum... Biliyorum ama Demir beni öyle bir itti ki, canım çok yandı. Şimdi o yansın istiyorum."
"Ama senin de canın yanıyor," dedi Selin sessizce.
Okul çıkış saati geldiğinde Yağmur, Aras ile okulun bahçe kapısına kadar yürüdü. Aras, vedalaşırken aniden Yağmur’u kendine doğru çekti. Her şey o kadar hızlı oldu ki, Yağmur tepki veremedi. Aras, dudaklarını Yağmur’un dudaklarına kısa ama net bir şekilde değdirdi.
Yağmur şok içinde geri çekildi. Kalbi korkuyla çarpmaya başladı. Yalandan, eğreti bir gülümseme yerleştirdi yüzüne. Aras ise dünyalar onunmuş gibi gülümsedi. "Güle güle sevgilim, akşam yazışırız," deyip arabasına bindi.
Yağmur arkasını döndüğü anda kanının donduğunu hissetti.
Demir, birkaç metre ötede, siyah arabasının yanında duruyordu. Gözleri alev alev yanıyordu. Elleriyle arabanın kapısını öyle bir sıkıyordu ki, eklemleri beyazlamıştı. Her şeyi görmüştü. O öpücüğü, Yağmur’un tepkisizliğini... Her şeyi.
Yağmur’un dizlerinin bağı çözüldü. Adımları onu istem dışı Demir’e doğru götürdü. "Demir..."
Demir tek bir kelime bile etmeden arabanın kapısını açtı ve öyle bir şiddetle çarptı ki, ses okul bahçesinde yankılandı. Yağmur hemen yolcu koltuğuna bindi. Demir, gaza basıp arabayı okulun önünden hızla kaçırırken motor kükrüyordu.
"Demir, bak... Gerçekten düşündüğün gibi değil," dedi Yağmur, sesi titreyerek. "Ben öpmedim, yani o bir anda yaptı. Ne yapabilirdim ki?"
Demir, direksiyonu neredeyse kıracakmış gibi sıkarak bağırdı: "Ne yapabilirdin öyle mi? Engel olabilirdin Yağmur! Ama sen ne yapıyorsun? Sevmediğin halde sırıf beni kıskandırmak için o veledle sevgili oluyorsun! Yapma! Ayrıl ondan! Ben ikinizi yan yana görünce, onun sana dokunduğunu görünce dayanamıyorum anlıyor musun? Çıldırıyorum!"
Yağmur da daha fazla dayanamadı ve o da bağırmaya başladı. Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. "Madem seviyorsun, madem dayanamıyorsun, neden aşkına sahip çıkmıyorsun o zaman? Neden beni sürekli itiyorsun? Neden 'kardeşimsin' deyip duruyorsun?"
Demir arabayı ani bir frenle yol kenarına çekti. Yağmur öne savruldu. Demir ona doğru döndü, gözleri kıpkırmızıydı. "Çünkü sen küçüksün Yağmur! Çünkü Bora benim kardeşim, can dostum! O ne der? Ben onun emanetine nasıl bu gözle bakarım diye kendimi yiyip bitiriyorum burada!"
Yağmur sinirle gözyaşlarını sildi. "Ne abisi, ne küçüğü ya? Ben 17 yaşındayım artık Demir! Çocuk değilim! Kendi kararlarımı verebilirim. Senin korkaklığın yüzünden ben neden mutsuz oluyorum?"
Demir derin derin nefes alıp verdi, sakinleşmeye çalışıyordu ama hala çok öfkeliydi. "Neyse... Konuyu kapatıyoruz. Ama şunu bil; o Aras denen köpekten hemen bugün ayrılıyorsun. Tamam mı? Bir daha onun adını duymayacağım, seni onun yanında görmeyeceğim!"
Arabayı tekrar çalıştırdı ve son hızla sürmeye başladı. Yağmur sessizce dışarıyı izliyordu. Demir’in bu korumacı, kıskanç ve otoriter hali aslında içindeki aşkın ne kadar büyük olduğunun kanıtıydı. Ama Aras... Aras’a ne diyecekti? Ona bunu nasıl açıklayacaktı?
Demir, Yağmur’u evin önünde indirdi. "Eve gir ve dediklerimi yap," dedi buz gibi bir sesle.
Yağmur odasına çıktı, kapıyı kilitledi ve yatağına oturdu. Telefonu elindeydi. Aras’tan gelen "Eve vardın mı bir tanem?" mesajı ekranda duruyordu. Derin bir nefes aldı. Bu oyunun artık bir kurbanı olması gerekiyordu ve o kişi Aras’tı.
Parmakları ekranda gezinmeye başladı.
Yağmur: "Aras, konuşmamız lazım. Ben... ben yapamıyorum."