Yağmur, odasının loş ışığında yatağına uzanmış, kalbinin güm güm atışını dinliyordu. Telefonun ekranı, Demir’den gelen o son mesajla parlıyordu: "O yanındaki çocuk kim Yağmur? Hemen ardından bir bildirim daha düştü: "Beni kıskandırmaya mı çalışıyorsun?"
Yağmur, titreyen parmaklarını klavyenin üzerinde gezdirdi. İçindeki o kırgın küçük kız, yerini intikam almak isteyen gururlu bir kadına bırakmıştı.
Yağmur: "Neden seni kıskandırmaya çalışayım ki abi? Sadece arkadaşlarımla eğleniyorum, bunda garip bir şey mi var?"
Mesajı gönderdikten sonra saniyeleri saymaya başladı. Demir’in cevabı gecikmedi.
Demir: "'Abi' mi? Sen bana 'abi' mi dedin az önce? Sen bana ne zamandan beri abi diyorsun Yağmur?"
Yağmur: "Eee, abimin en yakın arkadaşısın. Seni kardeşi olarak gördüğünü söyleyen de sendin. Yanlış bir şey mi söyledim Demir Abi?"
Yağmur, Demir’in bir şeyler yazmaya çalıştığını ("yazıyor..." ibaresini) gördü ama beklemedi. Mesajı görüldü yapıp uygulamadan tamamen çıktı. Telefonu yastığının altına ittiği anda kapısı üç kez yavaşça tıklandı.
"Gelebilir miyim abicim?"
Gelen Bora’ydı. Yağmur hemen doğrulup yatağın içinde bağdaş kurdu. "Gel abi, gel."
Bora içeri girip yatağın kenarına oturdu. Yüzünde her zamanki korumacı ama bu sefer biraz da sitemkar bir ifade vardı. "Biraz konuşalım mı fıstığım?"
"Tabii abi, bir sorun mu var?"
Bora derin bir nefes alıp ellerini dizlerine koydu. "Neden bana yalan söyleme gereğinde bulundun Yağmur? 'Kız arkadaşımla buluşacağım' dedin ama Instagram'da o çocukla, Aras'la fotoğrafını gördüm. Neden benden sakladın?"
Yağmur suçlulukla başını öne eğdi. "Abi... Ne bileyim, biliyorsun işte. İlk kez biriyle böyle bir tanışma, flört yolundayım. Biraz çekindim, ne tepki vereceğini bilemedim. Belki kızarsın, belki 'okuluna bak' dersin diye korktum."
Bora, kardeşinin saçlarını şefkatle karıştırdı. "Benden çekinme Yağmur. Ben senin sadece abin değilim, arkadaşınım da. Kiminle görüştüğünü, kiminle gezdiğini bilmek benim de hakkım, öyle değil mi? Sonuçta seni korumak benim görevim."
Yağmur abisine sarıldı. "Özür dilerim abi, bir daha olmayacak."
"Tamam, tamam," dedi Bora gülümseyerek. Yağmur’un alnına sıcak bir öpücük kondurup ayağa kalktı. "Hadi şimdi uyu bakalım, yarın okul var. İyi geceler."
"İyi geceler abi."
Bora çıktıktan sonra Yağmur bir süre daha tavanı izledi. Aras’la olan o fotoğrafı Demir görmüştü ve bu beklediğinden daha büyük bir etki yaratmıştı. "Demek canın yandı Demir Bey," diye mırıldandı. "Daha dur, bu sadece başlangıç."
Ertesi sabah güneş parlak bir şekilde doğmuştu. Yağmur, kahvaltısını aceleyle yapıp evden çıktı. Bugün abisi onu okula bırakacaktı. Arabaya bindiklerinde Bora her zamanki neşesiyle müzik açtı.
Okulun önüne geldiklerinde, Aras her zamanki yerinde, bahçe kapısında bekliyordu. Bora arabayı durdurup aşağı indi. Yağmur, "Eyvah, şimdi olay çıkacak," diye düşünerek hemen arkasından indi.
Aras, Bora’nın heybetli duruşunu görünce biraz gerildi ama geri adım atmadı. Bora, ağır adımlarla Aras’ın yanına gitti. Tam bir "ağır abi" rolündeydi; omuzlar dik, bakışlar keskindi.
"Selam genç," dedi Bora, sesini kalınlaştırarak.
Aras yutkundu. "Selam... abi. Ben Aras, Yağmur’un sınıf arkadaşıyım."
Bora, Aras’ı tepeden tırnağa süzdü. "Biliyorum kim olduğunu. Fotoğraflarını gördüm. Bak koçum, Yağmur benim bu hayattaki en değerlimdir. Onu üzeni, gözünden bir damla yaş getireni ben yaşatmam, anlıyorsun beni değil mi?"
Aras hemen atıldı: "Anlıyorum abi, merak etme. Yağmur benim için çok değerli, onu asla üzmem."
Bora hafifçe gülümsedi ama bu gülümseme pek de sıcak değildi. "Umarım öyledir. Tanıştığımıza memnun oldum Aras. Hadi Yağmur, geç kalma derse."
Bora arabaya binip uzaklaşırken Yağmur rahat bir nefes aldı. Aras ise hala şoktaydı. "Vay be, abin harbi çok sertmiş Yağmur."
"Öyledir ama kalbi temizdir," dedi Yağmur geçiştirerek.
Okulun bahçesinde arkadaşları Ayça ve Selin hemen Yağmur’un yanına damladılar.
"Kızım sen ne yapıyorsun?" dedi Ayça fısıltıyla. "Hani sen abinin arkadaşı olan Demir’e ölüp bitiyordun? Bu Aras işi de nereden çıktı? Emin misin yaptığına?"
Selin de araya girdi: "Yağmur, bak Aras iyi çocuk ama sen onu sadece Demir’i kıskandırmak için kullanıyorsun gibi geliyor bize. Umarım yanlış yapmıyorsundur. Aras sana gerçekten değer veriyor gibi duruyor, çocuğu yakma."
Yağmur, okulun merdivenlerinden çıkarken duraksadı. "Kızlar, Demir bana 'seni kardeşim olarak görüyorum' dedi. 'Kendi yaşıtlarınla ilgilen' dedi. Ben de tam olarak onun dediğini yapıyorum. Aras’la mutluyum ben, merak etmeyin."
Ama içindeki ses "Yalan söylüyorsun," diye bağırıyordu.
Öğlene doğru okulda büyük bir haber yayıldı. Akşam okulun popüler gruplarından birinin evinde büyük bir parti vardı. Aras, Yağmur’un yanına gelip, "Gidiyoruz değil mi akşam?" diye sordu. Yağmur, Demir’in de bu partiden (belki storylerden) haberi olacağını düşünerek, "Kesinlikle gidiyoruz," dedi.
Akşam olduğunda Yağmur eve gidip hızla hazırlanmaya başladı. Üzerine siyah, mini ve iddialı bir elbise giydi. Saçlarını dalgalı bıraktı ve dudaklarına koyu bir ruj sürdü. Tam evden çıkacakken kapıda Demir ile karşılaştı. Demir yine oradaydı, yine abisiyle takılmaya gelmişti.
Demir, Yağmur’u o kıyafetle görünce bir an duraksadı. Gözleri Yağmur’un üzerinde uzunca takılı kaldı. "Nereye böyle ufaklık?" diye sordu, sesi biraz boğuk çıkmıştı.
Yağmur çantasını omzuna asıp Demir’in yanından geçti. "Partiye gidiyorum Demir Abi. Geç kalabilirim, abime söylersin."
Demir arkasından bakarken yumruklarını sıktı ama bir şey demedi.
Gece boyunca Yağmur ve Aras partideydi. Yağmur, hayatında hiç dans etmediği kadar dans etti, her anını videoya çekti ve Instagram'da paylaştı. Aras’la çok yakın durdukları, Aras’ın onun kulağına bir şeyler fısıldayıp güldürdüğü onlarca hikaye attı. Telefonu sürekli titriyordu ama hiçbirine bakmadı.
Gece yarısı 02:00 sularında eve döndüğünde, oturma odasının ışığının hala yandığını gördü. İçeri girdiğinde Demir ve Bora’yı televizyonun karşısında gördü. Ellerinde oyun konsolları, hararetli bir şekilde PUBG oynuyorlardı.
Yağmur, "Siz hala yatmadınız mı?" diye sordu, ayakkabılarını çıkarırken.
Bora başını oyundan kaldırmadan, "Geldin mi prenses? Demir’le sabahlamaya karar verdik, biraz stres atıyoruz," dedi.
Demir ise konsolu yanına bırakıp Yağmur’a döndü. "Neden mesajlarıma cevap vermedin?" diye sordu doğrudan.
Yağmur omuz silkti. "Görmemişimdir, müzik çok yüksekti. Zaten seninle konuşacak bir şeyimiz kalmamıştı sanıyordum."
Demir alaycı bir şekilde güldü. "Aynen, aynen... Görmemişsindir kesin. Neyse, yeni 'bebe' sevgilinle mutluluklar dilerim. Fotoğraflarda çok 'mesut' görünüyordunuz."
O sırada Bora oyunu durdurup araya girdi. "Ooo, noluyor lo? Demir, benim kardeşimin sevgilisine 'bebe' mi diyorsun sen? Hayırdır, bir kıskançlık mı seziyorum?"
Demir bozuntuya vermemeye çalışarak güldü. "Yok be oğlum, ne kıskançlığı? Sadece tarzı biraz çocukça geldi bana, ondan dedim."
Bora kahkaha attı. "Eee, kardeşimin zevki işte. Hadi gel, şu takımı indirelim artık."
Yağmur ikisine de ters ters bakıp, "Size iyi eğlenceler," dedi ve odasına çıktı. Pijamalarını giyip yatağına uzandığında tavanı izlemeye başladı. Demir’in o "bebe" deyişindeki öfke hoşuna gitmişti ama Ayça’nın sözleri kulaklarında çınlıyordu.
"Doğru mu yapıyorum?" diye düşündü kendi kendine. "Aras gerçekten iyi biri. Onu sadece Demir’i delirtmek için kullanıyorum. Ya ileride kalbi çok kırılırsa? Yağmur, sen bu kadar kötü biri misin?" Kendi kendine yaptığı bu vicdan muhasebesi içinde uykuya daldı.
Gece saat 04:00 civarıydı. Yağmur büyük bir susuzlukla uyandı. Boğazı kurumuştu. Sessizce yataktan kalkıp mutfağa indi. Mutfağın ışığı sönüktü ama tezgâhın oradan bir tıkırtı geliyordu.
Işığı açtığında Demir’i gördü. Demir, üzerinde sadece bir tişört ve eşofmanla kendine tost yapıyordu. Yağmur onu görmezden gelerek buzdolabına yöneldi, sürahiyi alıp kendine bir bardak su doldurdu.
Mutfaktaki sessizlik sadece saatin tik taklarıyla bölünüyordu. Yağmur suyunu içerken Demir’in bakışlarını üzerinde hissediyordu.
"Neden beni görmezden geliyorsun Yağmur?" diye sordu Demir sonunda. Sesi bu sefer sert değil, kırılgandı.
Yağmur bardağı tezgâha bıraktı. "Seni görmezden gelmiyorum Demir. Sen sadece abimin arkadaşısın. Gece yarısı mutfakta karşılaşan iki yabancı gibiyiz. Benden ne bekliyorsun? Koşup boynuna mı atlamalıyım?"
Demir elindeki ekmeği bıraktı ve Yağmur’a doğru bir adım attı. Aralarındaki mesafe iyice kısalmıştı. Yağmur, Demir’in parfümünü ve sıcaklığını hissedebiliyordu.
Demir hafifçe sırıttı, o meşhur, insanın içini eriten gülümsemesiyle baktı. "Senin için sadece abinin arkadaşıyım, öyle mi?"
Yağmur geri adım atmadı. "Evet, öyle dedin ya. Kardeşinim ben senin. Hatta 'ufaklık' diyordun, unuttun mu?"
Demir bir adım daha yaklaştı, eliyle tezgâha yaslanıp Yağmur’u hafifçe hapsetti. "Peki ya o fotoğraflar? O çocukla o kadar yakın olman... Sırf bana inat olsun diye değil miydi?"
Yağmur başını kaldırdı, gözlerinin içine dik dik baktı. "Hayır, değil. Aras beni seviyor Demir. Bana 'kardeşim' demiyor. Bana bir kadınmışım gibi bakıyor. Senin yapamadığın şeyi yapıyor."
Demir’in yüzündeki sırıtış yavaşça kayboldu, yerini karanlık bir ciddiyet aldı. Elini uzatıp Yağmur’un yüzüne düşen bir saç telini yavaşça kulağının arkasına itti. Parmakları Yağmur’un yanağına değdiğinde ikisi de irkildi.
"Ya o çocuk seni benim kadar tanıyamazsa?" diye fısıldadı Demir.
Yağmur’un kalbi duracak gibi oldu. "Sen beni tanıyor musun ki?"
Demir cevap vermedi, sadece o derin bakışlarıyla Yağmur’un ruhunu okumaya çalıştı. Tam o sırada yukarıdan bir ses geldi, Bora merdivenlerden iniyordu. Demir hemen geri çekilip tost makinesine döndü.
"Ooo, siz hala burada mısınız?" dedi Bora içeri girerek. "Yağmur, ne işin var kızım bu saatte ayakta?"
Yağmur aceleyle, "Su içmeye kalkmıştım abi, gidiyorum şimdi," dedi ve arkasına bakmadan mutfaktan kaçtı.
Odasının kapısını kapattığında kalbi hala göğüs kafesini zorluyordu. Demir’in o bakışı, o dokunuşu... "Sadece abinin arkadaşıyım öyle mi?" deyişi.
Yağmur yatağa girdiğinde tek bir şeyi biliyordu: Demir’in kalbindeki o duvar sarsılmaya başlamıştı. Ve bu oyun, artık her zamankinden daha tehlikeliydi. Aras, Demir ve kendisi arasında başlayan bu fırtınanın kimleri savuracağını zaman gösterecekti.
Telefonuna bir mesaj düştü. Aras’tandı. "İyi uykular güzelim, yarın sabah seni evinin önünde bekliyor olacağım."
Yağmur mesajı okudu ama cevap vermedi. Gözlerini kapattığında hala Demir’in parmaklarının yanağındaki sıcaklığını hissediyordu.