İçeriğe geç
Kami

“makale” için sonuçlar

Arama sonuçları

Makale

Adelin

Sigaranın Zararları Uyku Felci Balık

RomanDevam ediyorBilim Kurgu
17Görüntüleme9Beğeni0Bölümler5,0Oylama

Kalpten satırlar

Deleted account

Bu kitap bir hikâye anlatmıyor. Bu kitap, insanın içinde sakladığı duygulara, düşüncelere ve sorulara dokunuyor. Sevgiye, nefrete, yalnızlığa, dostluğa, hayallere ve ruhun derinliklerine uzanan bir yolculuk sunuyor. Her bölüm farklı bir konuya odaklanırken, okuyucuyu kendi iç dünyasıyla yüzleşmeye davet ediyor. Bazen bir soru, bazen bir düşünce, bazen de kalbin en sessiz köşesinden gelen bir ses... Çünkü insanı anlamanın yolu, onun duygularını anlamaktan geçer. İnsana Dair, yalnızca okunacak değil; hissedilecek bir kitap.

RomanDevam ediyorDram
114Görüntüleme164Beğeni12Bölümler5,0Oylama

Gregor Samsa'yı Anlamak Part I

Mustafa Öztürk

Gregor Samsayı Anlamak Bazı kitaplar, bazı yazılar herkesin anlayabileceğinin çok üzerinde bazıları hissini yaşayabileceğinizin çok üzerinde olmalı. Sizin de ilk okuyuşta herkesin kavrayabileceği veya anlayabileceği bir bütünlüğün çok üzerinde bir hisse kapıldığınız yazılara göz attığınız olmuştur. Çok uzunca bir süredir bir böcek olmak, bir böcek olarak hayatta kalma çabası enteresan geliyor olsa da son dönemlerinde bunu hayli fazla yaşayan Servet de; ya hepimiz bir böceksek ve bunun farkında değilsek diye düşünürken düşündüklerinin ne kadar saçma olduğunu fark edip saatlerini ayırdığı yazılarını sildi. Sigarasını yaktı, buz gibi olmuş kahvesinden bir yudum alıp ağzında çalkaladı. Bir şeyler yapmak zorundaymış hissine kapılarak neyi anlatmak istediği üzerine biraz daha kafa yordu. Aslında yazmaya başlamadan önce fikirleri kafasının içerisinde yem bulunca uçuşan kuşlar gibi geziyordu, halbuki bunu elle tutulur bir şeye dönüştürmeye çalıştığında ise ne onun kalemine ait ne de onun içine sinen cümleler kuramıyordu. “Gregor Samsayı Anlamak” ne afilli başlık ama. Bir hevesle oturup başladığı yazısından içine sinen tek şey günler önce bulduğu bu başlıktı. Sandalyesine yaslandı, ellerini kafasında sertçe gezdirdikten sonra sigarasından afilli bir duman aldı ve başlamaya hazırdı. Ağzından çıkan dumanla birlikte kelimeler de dökülmeye başlamıştı. Gregor Samsa yatağından kalkmadan önce hatta o gece uykuya dalmadan önce bile farkında olduğu bir çok konu vardı ama tabiri caizse de kaybedecek hiçbir şeyi olmayan veya daha doğrusu bu farkındalıklarının değiştiremeyeceği bir çok konu vardı. Dört duvar sadece evimiz, işimiz, gittiğimiz barlar ve kafelerden mi ibaretti? İnsanı uçsuz bucaksız bir yeşilliğin ortasına koysanız, gökyüzünden güneşin parıltısını bir an bile eksiltmeseniz de yine aynı dört duvara sahip olmaz mı? Kafasının içerisinde kendisini hapsettiği o dört duvar sadece betondan, tuğladan mı ibaretti? Bazen bazı şeyleri anlamak biraz uzun sürebiliyor bazense nerede olduğunuz veya nerede durduğunuz fark etmeksizin aldığınız tek bir nefes tüm zihninize bi ay gibi parıldayarak gelebiliyor. Servet için de her şeyin başlangıcı böyle olmuştu. 27 yıllık hayatında her gün binlerce kez yaptığı refleks bir anda kafasında şimşekler çaktırmaya yetmişti. Gerçi Gregor Samsa kadar aciz bir böcek olduğunu da böylelikle anlamıştı. Hayatında tutunduğunu sandığı, sıkı sıkıya bağlı olduğu her şey aslında sadece onun sırtında oluşan hörgüçlerdi. Karşısındakini kırmamak için sustuğu her cümle, içine atarak baskıladığı her his, çevresindeki insanların gözünün içine bakarak söylediği yalanların her biri sırtında bir hörgüç kıvamındaydı. Bunun şimdi böcek olmaktan farkı neydi? Hörgüç çıkması onu hamam böceğinden farklı mı yapıyordu? Kaldı ki hamam böceğinin atom bombasına bile kafa tutabildiğini hatırlayınca, deve çok da dayanıklı bir hayvan gibi gelmiyor gözünüze. Kitabı okuduysanız hatırlarsınız ailesinin ona nasıl sırt çevirdiğini. Defalarca kez bunu hayatımızda da yaşamışızdır; insan dediğiniz şey sizden en ufak bir iyilik istediği veya size işi düştüğü anda gözlerinizin içine bakar. Bu en yakınınızdan en uzağınızda olan kişiye kadar da çoğu zaman değişmez. Tüm ilişkiler çıkar üzerine kurulur fikrine soğuk olmayabilirsiniz fakat bunun farkındalığıyla gündelik hayatınızın her anını geçirdiğinizi düşündünüz mü? Sırf bu farkındalık yüzünden sadece hayatınızdaki insanların değil aynı zamanda bu dünyada da fazlalık olduğunuzu hissettiğiniz oldu mu? O durumda da bir hamam böceğinin bir deveden daha az yer kaplayacağını düşünürsek, Gregor Samsa hala çok onurlu bir durumda sayılmaz mı?

RomanDevam ediyorDram
2Görüntüleme0Beğeni

Dışarı

Mustafa Öztürk

İnsan içindeki karanlığı dışarı yansıtmamak için çok uğraşır. Ruhundaki yaraları saklamak için de keza öyle. Kimseler görsün bundan bir fayda ya da çıkar elde etsin istemez. Herkes kendi hapishanesinin duvarını kendisi örer. Kendi ruhunu elleriyle ördüğü duvara hapseder. Buradan çıkmak için de her zaman bir kurtarıcıyı bekler. Günümüzde bu kurtarıcı; telefonlar, siyasetçiler, duygu yüklü ilişkiler, dostluklar. Eskiden nasıldı bilmediğim için bir yorum yapmam ne yazık ki şu an için mümkün değil. Fakat ben bir insanı içinde bulunduğu hapishaneden çıkarabilecek kişinin yine kendisi olduğu düşüncesine inanan bir insanım. Bu sebeple kişisel gelişim kitapları bana çiğ gelir. Altı boş süslü cümleler gibi gelir. Çünkü kimse karşısındakinin hapishanesine girmeden onun mahkumiyeti hakkında yorum yapmamalıdır diye düşünürüm. Bazen bana bile çok gaddar gelse de bu düşüncem sanırım bir süre daha savunmaya devam edeceğim. Sanırım başka türlü nasıl yaparım bilmediğim için. Kendi dört duvarının içine sıkışmış bir genç tanıyorum benim yaşlarımda. Eskiden gözlerinin içi gülen şimdi ise gençliğinde olmaktan korktuğu yere doğru koşarak ilerleyen. Yarın için olan umudunu kaybetmiş, tek dileği korkulacak şeyler yaşanmaması olan. Fikirlerini, düşüncelerini kendi içine hapsetmiş, kendi hapishanesinde günlerini tüketen, mahkumiyetinin bitmesini bekleyen. Bugünün dünden farklı olmadığının farkında, yarın da yine bugünün dününe uyanacak olan. 5-10 yaş fark vardır belki aramızda bu benim yaşlarımda tanıdığım gençle. Belki o benden büyüktür, belki de ben onun abisi konumundayımdır. Bilmiyorum. Bazen düşünceleri o kadar ağır gelir ki kafatasını çatlatır bu düşünceleri. Şakaklarına ağrılar girene kadar düşünür. O kadar çok düşünür ki bazen korkar. Burnundan oluk oluk kan gibi düşünce akacağını sanar. Ama olmaz. Düşünceleri kafatasının içinde, kendi ruhunu hapsettiği hapishanenin dışına çıkmaz. Çıkamaz. Her günü bir önceki gün gibi yaşayan birinin yarını olmaz, sabahı-öğleni olmaz. Hep gece hakimdir. Daha önce bir kaç kez daha söylemiştim; 'keder, gam geceleri ağır basar' diye. Sanırım bu benim yaşlarımda olan genç artık yarını göremediği için zaman kavramını da yitirmiş durumda. Artık tek istediği bu gecelerin bir sabahı olması.

RomanDevam ediyorDram
0Görüntüleme0Beğeni

ÜŞÜŞENLER III

Mustafa Öztürk

Gözlerinin sulanmasıyla daldığı bira şişesinden kafasını kaldırdı. Aynı noktaya ne kadar süredir baktığını kendisi de kestiremiyordu. Göz kapaklarına alkolden mi yoksa bir süredir işlevini görmemenin etkisi yüzünden mi ağırlık çökmüştü? Tek başına olmasına rağmen saatlerdir konuşuyormuşçasına başı ağrıyordu. Kalabalığın uğultusu sanki onunla saatlerdir konuşuyor gibiydi. O cevap vermese de bir şeyler anlatıyor gibi. Bazen olur, size konuşma fırsatı sunulmaz bazı konuşmalarda karşı tarafın çok büyük dertleri çok önemli konuları olur. Çevreniz tarafından iyi bir dinleyici olarak göründüğünüz için size konuşma fırsatı sunulmaz. Halbuki konuşmak ne büyük erdemdir. İnsan kendi benliğini en güzel böyle belli eder. İnsan kendi varlığını en güzel bu yolla ortaya koyar. Bazen ise sizin konuşmaya mecaliniz olmaz, artık konuşulacak nokta çoktan geçilmiştir ya da bazı konular için kendinizi yormak istemezsiniz. Hayatınızın belirli dönemlerinde edindiğiniz tecrübeler size olası sonları hatırlatır. Değiştirmeye uğraşmanın hamallık olacağını bildiğiniz için bazı şeyleri savunmaya veya tartışmaya mecaliniz olmaz. Garsonla göz göze gelip pratik el işaretleriyle hesabını istedi. Artık bu gürültünün gazabına dayanamayacağını o da en az kulaklarında kirli sesin edindiği yer kadar iyi biliyordu. Elindeki bira şişesiyle sahilin yolunu tuttu. Saatin ilerlemesi ve henüz daha kış aylarında olması sebebi ile kimseciklerin olmayacağını çok iyi biliyordu. Bu sahil onun kaçış noktasıydı. İnsanlardan, kavgadan, gürültüden, işten-güçten kısacası değer verdiği her şeyden. İnsan bazen en çok değer verdiği şeylerden bile kaçmak ister. Kendine sığınmak, kendi kendine yetinmek ister. Çoğu pek başaramaz bunu eline yüzüne bulaştırır. İnsanlardan uzaklaşmak için bir çatışma olması gerektiğini düşünür. Bu yüzden çevresindeki insanlardan kırarak uzaklaşır. Bir tabutu taşıyacak 4 kişinin olması insanı zengin yapar derler. Bazen insanlar o 4 kişiden bile kaçmak ister. Islak bankı eliyle sildi, bira şişesini yanına oturtup bi sigara yaktı. Hep aynı banka otururdu. Burası hem sahili en iyi gören konum olması hem de insanlardan en uzak nokta olması sebebiyle en sevdiği banktı. Sessizlik içinde sigarasından bir duman daha aldı. Düşünmeye başladı. Sigarasının sonuna geldiğinde neyi düşüneceğini bilmediğini biliyordu. Zihni bir ara bu düşünceye bile kaymıştı. Şubat ayında elinde bir bira, cebinde bir paketin 4 dalı denizi izleyerek düşünüyordu. Bir insan için bundan muhteşem bir an olabilir mi? Zihnin ne düşündüğünü hatırlayamayacak kadar dolu. Tabiri caizse; tıka basa dolu. Bir insanı hayatta kılan tek özelliği budur. Düşünmek. Hep bir şeyleri düşünürüz. Düşünmek isteriz. Kendimizce konular üzerinde planlar yapar, bazen kafamızın içinde kendimizle satranç oynarız. Bazen o kadar doluyuzdur ki ne düşüneceğimizi şaşırır, neyi düşündüğümüzü unuturuz. Düşünmek aslında yarına uyanmak için insanın elinde olan yegane şey gibi. Umutlarımızı bile bazen sadece düşünmez miyiz? Sigarasını bitirip söndürdü. Birasından bir yudum daha almıştı ki gözleri bir anda fal taşı gibi açıldı. Ona adeta can suyu olan bu yudumun bu kadar büyük farkındalık yaratacağını bilemezdi. Oturduğu yeri silmişti.

RomanDevam ediyorDram
0Görüntüleme0Beğeni

ÜŞÜŞENLER II

Mustafa Öztürk

Öksürerek uyandı. Nefessiz bırakan bir öksürük nöbetinin sonunda elinin tersiyle gözlerinden gelen timsah göz yaşlarını ve ağzının kenarından akan tükürüğü sildi. Odasının siyah tülleri içerisinden tek bir güneş ışığı bile sızamıyordu. Karanlıktı her yer. Oldukça karanlık. Saat kavramını çoktan yitirmişti. Dolayısıyla hangi günde olduğu da pek bir önem taşımıyordu. Zaten umurunda da değildi. O kadar umarsızdı ki telefonunu en son ne zaman kullandığını bile hatırlayamıyordu. Yatağından istemsizce kalktı. Bedeni artık çürümeye yüz tutmuşçasına yatağına yapışmış gibiydi. Eliyle saçlarını taradı ve var gücüyle kasvet dolu odasından kendini dışarı attı. Yürümeyi yeni öğrenircesine sendeleyerek koridorun sonuna oradan da mutfağa vardı. Dolabı açtığında son uyandığı seferden pek de bir fark yok gibiydi. Mutfak masasından bir sigara aldı. Sigarasını yakarken bir sandalye çekti. Tahta sandalyenin çatırdamalarına karışan kemik sesiyle günler sonra bir ses duymuş oldu. İkinci dumanı çekerken duraksadı. Bir sonraki uyanışında tekrar nefessiz kalıp boğulmamak için odasına geçti. Yatağına oturdu düşünmeye başladı. Ne düşündüğü hakkında en ufak bir fikri yoktu. Sadece beyin hücrelerinin hala çalışabiliyor olması onu rahatlatıyordu. Yatağının köşesinde duran komodinin üzerinden kalem ve not defterini alarak bir şeyler karaladı. 1 ay sonra binaya yayılan kötü kokudan rahatsız olan komşular, kapıyı kırarak içeri girdiğinde kendi kusmuğunda boğularak hayatını kaybeden Mert’in cansız bedenini buldular. Not defterindeyse şu cümleler vardı; “Karanlık... Sanki son sefer her şey daha aydınlık gibiydi. Gözüm daha net etrafımdaki nesneleri seçebiliyordu. Şimdiyse soğuk ve karanlık.”

RomanDevam ediyorDram
0Görüntüleme0Beğeni

ÜŞÜŞENLER I

Mustafa Öztürk

Şiddetli bir baş ağrısıyla uyandı. Saat 11 ’i henüz yeni geçiyordu. Aslında gece fazla içmemişti fakat artık bedeni yaşlandığını ilk kadehin sonunda ona midesini bulandırarak hatırlatıyordu. Yatağından kalktı, yere ayaklarını bastığında çıkan kurumuş deri sesi canını sıkmıştı. Komodinin üzerindeki yarım kalan bardaktan son yudumu içip ayağa kalktı. Pencereden baktığında, dünden farksız bir sabahla karşılaştı. Telefonunu eline aldı, birkaç uygulama hatırlatıcısı dışında bildirim yoktu. Camın önünde duran boş sigara paketini bir ümitle kontrol etti. Boştu. Dün sabah olduğu gibi. Üstüne bir şeyler takıp sigara ve kahve almak için dışarı çıktı. Yan komşusu Cemil de onunla beraber dışarı çıkıyordu. Kırlaşmış ve dökülmeye yüz tutan saçları yağ bağlamıştı. Yüzünde belli belirsiz sakal kıranlar oluşan Cemil kırklı yaşlara yeni ayak basıyor olmalıydı. Konuşmak istemese de ayıp olmaması için seslendi “Abi günaydın, nasılsın?” Cemil konuşmadan önce boğazını temizledi. Her ne kadar sefil görünüşü yüzünden ciddiye alınmazsa da insanlarla olan ilişkilerinde saygılı biriydi. “Aynı be koçum, yaşamaya çalışıyoruz. Dün fırıncı Ersinle konuştum bu gece vardiyası için ekstra adama ihtiyaçları olacakmış. İsmimi yazdırmaya gideceğim. Sen nasılsın?” “Hadi umarım abi. Aynı benim de bildiğin gibi” Deyip konuşmayı kesti. Konuşmanın daha fazla uzamaması için asansör yerine merdivenleri tercih etti. Çok mantıklı bir karar olmasa da gereksiz konuşmalardan sıkılmıştı. Kimsenin hayatını merak etmiyordu, kendi hayatı da kimseyi alakadar etmezdi. Eve döndüğünde saat çoktan on ikiyi ortalamıştı. Bi kahve yapıp bilgisayarını açtı. Bir şeyler okuyup, bir şeyler izleyerek geceye geçmek. Sonrasındaysa yarına atlamak istiyordu. Ülke ekonomisinin son durumuna, siyasilerin birbirlerini yuhalamalarına ve biraz da ülke içerisindeki kargaşaya baktı. Her gün aslında bir sonsuzluğun içinde hapsolmuş gibiydi. İki gün önce gördüğü cinayet haberi bugün yer, mekan ve kişiler değişerek yine karşısına çıkmıştı. Tıpkı ondan önceki seferde de olduğu gibi. Birkaç dizi araştırması yaptı. Beğendiklerini açıp izlemeyi düşündü fakat hiç bir dizinin ilk 10 dakikasını bile izleyemedi. Saat ikiye geliyordu. Mutfağa gidip dolabı açtı, dünden kalan haşladığı yumurtayı ağzına atıp, süt şişesini kafasına dikti. Sigara içmek için odasına döndüğünde aklına Cemil geldi. Siyasi görüşü sebebiyle 6 ay önce işten çıkarılmıştı. 2 ay önce belediyenin ramazan için verdiği erzak her ne kadar rahatlatsa da 4 kişilik bir ailede çoktan paketin bitmiş olması gerekiyordu. Binadaki diğer komşuların ve kendisinin ne kadar da “iyi!” insanlar olduğunu düşündü birden. Bi küfür savurup sigarasını yaktı. Sigaranın dumanıyla birlikte düşünceleri de dağıldı. Yorgun hissediyordu. Gece başlamadan önce biraz dinlenmek istedi. Gece uyumayalı uzun zaman olmuştu. Güneşin ilk ışıklarına kadar oturup bilgisayara bakıyordu. Yaptığı tek şey ekrana bakmaktı. Bir şeyler yapmak istiyordu fakat ne olduğuna dair bilgisi yoktu. Yatağına uzandı, komidinden aldığı küllüğü karnının üzerine koyup tavana bakmaya başladı. Tavanın sıvası boncuk şeklinde izler bırakmıştı orada. Uyumak için onları saymaya niyetlendiği gece tavana kocaman bir daire çizdi. O gece tamamlayamamış olsa da bu sayma işini, şimdi uykuya dalmadan önce güzel bir egzersiz olabilirdi. 156,157,158... Hafifçe ve yatakta esneyerek gözünü açtı, baş ağrısı geçmişti. Uyumak iyi gelmiş gibiydi. Ses olması için açtığı şarkı çoktan özerkliğini ilan etmiş ve başka şarkılara geçmişti bile. Sözlerini tam hatırlayamadığı arabesk bir şarkı çalıyordu. Pencereden kararmış sokağa baktı. Saat çok geç olmamalıydı fakat sokakta oyun oynayan hiç çocuk kalmamıştı. Gerçi artık sokakta oyun oynayan hiç çocuk kalmamıştı. Komidinin kenarındaki şişeden bardağına su koyup tek seferde içti. Ağzındaki kurumuş dokular tekrardan canlanıyor gibiydi. Bir sigara yaktı. Dumanını camdan dışarıya üfledi. Cemil’in dairesinden 4 adet silah sesi duyuldu. Arka fonda çalan arabesk şarkının tüm sözleri şu an zihnindeydi. “...Feryadım yaşarken ölenler için...”

RomanDevam ediyorDram
0Görüntüleme0Beğeni

MECAL

Mustafa Öztürk

Şakaklarını zonklatan şiddetli baş ağrısıyla gözlerini açtı. Sanki aylardır uyumuyormuşcasına ağrıyan başı günlerdir peşini bırakmamıştı. Gün içerisindeki koşuşturmadan aklıma gelmeyen düşünceler gece olunca yakasını bırakmıyordu. Viskisinden acı bi yudum alarak düşünce denizinde boğulmaya hazırlandı. Artık gözlerini kapatmadan da derin düşüncelere dalabiliyordu. Sahi ne zaman başlamıştı bu? Hangi olay onu bu derde sürüklemiş, hangi çözülmeyen düşünce düğümü zihnindeki bu kapıyı aralamıştı? Dışarıdan bakan biri onun bu dertlerinin sadece bu yaşantısına ait olmadığını anlayabilir miydi? Düşündüğü sadece kendi hissiyatları mıydı? Yoksa en ufak ayrıntıya kadar, nefes almaya bile mecali kalmayıncaya kadar düşünmesi bir zorunluluk muydu? Gözlerini her ne kadar korkarak olsa da yeniden kapatmak zorundaydı çünkü artık çocuk yaşlarında “benlik değil” diyerek şımarıklık yaptığı sistemin içerisindeydi. Ona eşlik eden milyonlarca insan gibi. Sahi sistem neydi? Düşünmek zorunda olduğu neydi?

RomanDevam ediyorDram
0Görüntüleme0Beğeni

Jamais Vu

Mustafa Öztürk

Boğazında kaçıncı sigaranın bıraktığı bilmem kaçıncı balgamı öksürerek atmaya çalıştı. Gözlerini ovuşturarak nerede olduğunu anlamak için etrafa bakındı; oturduğu en arka koltuktan doğruldu, inen son yolcuyu da gördüğünde son durağa geldiğini fark etmişti. Hayat da bazen böyledir; inmen gereken yeri çoktan geçtiğini, tatlı bir uykunun aslında seni başa döndürecek "zül" olduğunu bilmeyerek uyumaya devam etmek gibi. Olduğun yer bilmediğin bir yer olabilir, tanıdık bi’ yüz aramaya çalışırken tereddütte kalabilir, yanlış yerde olduğunu anladığında bazen çok geç olabilir. Bazen uyumadan yolu takip etmeyi bilmek gerekli. Bütün uyutan etkenlere rağmen!

RomanDevam ediyorDram
0Görüntüleme0Beğeni

Vector makalesi

Efe Kağan

Vector makalesi Vectör oyunu son yılların popüler oyun türlerinden biri haline gelmiştir. Bu tür oyunlar, grafikleri ve oynanışıyla diğer oyun türlerinden ayrılmaktadır. İşte bu makalede, vectör oyunu nedir, neden bu kadar popüler ve ne gibi özellikleri vardır gibi konuları ele alacağız. 1- Vectör Oyunu Nedir? Vectör oyunları, basit grafiklerden oluşan, minimal bir tasarıma sahip oyunlardır. Bu oyunlar basit olmasına rağmen oldukça zorlu ve heyecanlıdır. Bu oyun türleri, 2D ve 3D grafikler ile birçok farklı platformda yayınlanmaktadır. 2- Popülerlik Vectör oyunları son yıllarda gitgide popüler hale gelmektedir. Bunun sebebi, basit oynanışı ve çekici grafikleri ile oldukça akıcı bir deneyim sunmasıdır. Ayrıca, bu oyunlar genellikle ücretsizdir ve mobil cihazlar üzerinde kolayca oynanabilirler. 3- Özellikleri Vectör oyunlarının en önemli özelliği minimalist grafikleridir. Bu grafikler, oyunun oynanabilirliğini arttırır ve oynatma hızını yükseltir. Ayrıca, vectör oyunları genellikle hız ve çeviklik gibi becerileri öne çıkarmaktadır. İyi bir vectör oyunu, oyuncuların stratejik düşünme ve refleksleri hızlı kullanma becerilerini geliştirmelerine yardımcı olacaktır. Sonuç olarak, vectör oyunları minimal grafikleri, hızlı oynanışı ve zorluğuyla birçok oyunseverin kalbini kazanmıştır. Eğer siz de reflekslerinizi test etmek ve stratejik düşünme becerilerinizi geliştirmek istiyorsanız, vectör oyunları sizin için harika bir seçenek olabilir.

ÇizgiDevam ediyorFantastik
0Görüntüleme0Beğeni