“Yenikitap” için sonuçlar
Arama sonuçları
Kanlı İhtilal
Ensar
M.Ö.200'lerde yaşayan bir kitap. Kanın Sevginin Adaletin Tarihin tozlu sayfalardan yeni bir romana. instagram : @Kanlihtilal
GÖMÜLÜR 1
Elif Doğan
Kendimi bildim bileli onu seviyordum işte. Biz çocuktuk büyüdük benimle birlikte ona olan,aptal platonik aşkım koca bir dünya olmuştu içimde. Filistin sokakların'da o taş kaldırım da her sabah eksik dişlerim ile onu beklerdim, küçücük kalbim de ve bedenim de ona ait kocaman aşk taşıyordum ama sadece ondan duyduğum tek kelimeydi abiciğim. Biz büyüdük o kelime benim kalbimi çok acıttı her söylediğim de bir taraftan yeşil gözleri, bir taraftan "Hicran çocukluğumun en güzel yanı sendin" Sözleri aklımı ve kalbimi öylesine bir savaşa sürüklerken diğer yandan hiç tanımadığım bir adamın sözleri bu savaşın tam da ortasına düşmüştü. "Üzülme ben senin annen olurum..."
Aşk kuşları /hyunlix\
Rumeyasi_13
Üniversite öğrencisi 5 genç Hyunjin, Felix, Han, Seungmin ve I.N. Hyunjin ve Felix'in nefretle başlayan aşk hikayesi
KEHANETİN ESİRİ
belucien
Zaman doluyor. Kadın köprüden atlıyor. Adam o gece mühürleniyor. Gerçekler ortaya çıkarken mumlar sönmeye başlıyor. Bu bir tören mi? Hayır. Bu bir cenaze. Ama ne kadının, ne de adamın. Bu zamanın. Çünkü zaman dolduğunda çok geç olacak. Savaşacaksın ya da kaybedeceksin. Seçimini yap. Yoksa öleceksin. ••• Elvin, lise son sınıf öğrencisi olan ve geleceği için çabalayan birisidir. Ailesini küçük yaşta acı bir şekilde kaybeden Elvin,üzerindeki yükleri daha fazla taşıyamaz ve kendi hayatına son verir. Ancak beklenmedik bir şey olur ve Elvin gözlerini bambaşka bir yerde, Meyus'ta açar.
The Inheritor
Xera
Tahtın tek varisi olmak için gözü dönen Prenses Ishtar ve kraliyetin en güçlü kadın askeri Deborah'ın iş birliği ile koca krallığın yıkılışını ve içten içe oluşan minik aşkların doğuşunu konu alan kitap The Inheritor huzurlarınızda..
GÖMÜLÜR 2
Elif Doğan
Ben senin annen olurum dedi bu sözü kalbimde ki benim bile unuttuğum yaralarımı sarmıştı ama, tekrar annem gibi gidişi ile o yaralar hiç olmadığı kadar kanadı. Yıllarca kalbimde koca bir umut filizi ile beklediğim kavuşma hayallerine ulaştığım da her şey aynı olacak mıydı? Ben ve o aynı insan olacak mıydık? Değişmedik diye kendimizi avuturken aslın da en derinler de ikimiz de hissettik değişmiştik ama ikimiz de korkuyorduk, bu düşünceler kalpten dile gelene dek yakıyordu ikimizi de. Şimdi ise herşeyin başladığı yerde tek başıma onun ölümünün soğuk kucaklayışın da bir kar tanesi kadar ürkerek yere düşüyor ve gömülür şarkısı son kez çalıyordu bizim için... " Kalbim her zaman sana ait olacak..."
GÖMÜLÜR 3
Elif Doğan
Acılı aile geçmişim ve bunun getirdiği travmalar sonucu kök salmış bir saplantılı sevgi, bu zehirli köklerin içerisine düşmüş bir çift ela göz ve buna direnen ben. Duygu karmaşıklığının içerisinde kalan kalbim onun ismini haykırırken ölümünün kucaklayışın da buz parçaları gibi, bin bir parçaya ayrıldım onun ölümü ile uyanıyor ölümü ile uyuyordum. Tüm herşey tepetaklak oluyorken bir kış sabahının kar taneleri saçlarıma düşüyorken bal gözleri, ölümünün yarattığı soğukluğun içerisine doğuyor ve kelimeleri bu acı dolu dudaklarıma merhem oluyordu. " Benim güzel bebeğim gel bu acımı dindir hadi bana gel ve sarıl "
Sisli Sokakların Laneti”
ilknur gök
Hikaye Başlangıcı – “Sisli Sokakların Laneti”Gece şehri sessizliğe gömmüştü. Sis, dar taş sokakların arasında ağır ağır süzülüyor, lambaların sarı ışığını yutuyor, her köşeyi belirsiz bir gölgeyle kaplıyordu. Lara, elindeki küçük feneri titreyen elleriyle kavrayarak ilerliyordu. Kalbinin hızlı atışı, taşların üzerindeki adımlarının yankısı ile birleşiyordu. Şehrin terk edilmiş sokakları, yılların tozunu ve gölgelerin fısıltısını taşıyordu.Adım adım ilerlerken birden rüzgâr kesildi; sanki şehir nefesini tutmuştu. Lara durdu, çevresine bakındı. Uzaktan gelen hafif bir uğultu, yıkık taş binaların arasında yankılanıyordu. Adeta birinin ya da bir şeyin onu izlediğini hissediyordu. İçinde hem korku hem merak vardı. Adımlarını yavaşlattı; fenerin ışığı sisin içinde dans eden bir gölgeyi yakaladı. Gövdesi insanımsıydı ama hareketleri doğal değildi, sanki rüzgârın değil kendi iradesinin etkisiyle titriyordu.“Kimse var mı?” diye fısıldadı Lara, sesi titrek çıktı. Cevap yoktu. Sadece taş sokakların uğultusu ve fısıltılar… Ama fısıltılar sanki adını çağırıyordu: “La…ra…”Kalbi yerinden fırlayacak gibi atarken, Lara gölgeyi izlemeye devam etti. Gölge birden hızla ona doğru süzüldü ve fenerin ışığıyla yüzünü aydınlattı. Adamımsı figürün gözleri karanlıktan parlıyordu; hem korkutucu hem de büyüleyiciydi. Lara geri adım attı, nefesi kesildi. “Sen… sen kimsin?” dedi. Gölge cevap vermedi, sadece sessizce yaklaşmaya devam etti.Lara, arkasına bakarak kaçmayı düşündü; ama sokaklar labirent gibiydi ve sis her yeri kaplamıştı. O an fark etti ki buradan çıkmak, hem zihinsel hem fiziksel bir mücadele gerektiriyordu. Gölgeler onu çevrelemiş, her köşe karanlık ve tehlikelerle dolu hâle gelmişti. Adımlarını hızlandırdı; ama sanki taşlar altında bir güç vardı, her adımı engelliyor, kendi iradesini sınatıyordu.Birden, önünde yıkık bir kilise belirdi. Kapısı yarı açık, içeriden hafif bir ışık sızıyordu. Lara, hem korku hem merakla kapıya yaklaştı. İçerisi sessizdi ama taşların üzerinde eski semboller çizilmişti; rüzgârın uğultusu, sanki sembollerle konuşuyordu. Gölgeler etrafını sardı; fısıltılar çığlıklara dönüştü: “Buradan çıkamazsın…”Lara derin bir nefes aldı, cesaretini topladı ve kilisenin içine adım attı. İçerisi soğuk, karanlık ve gizemliydi. Fenerin ışığında eski bir kitap parladı; kapağı tozla kaplıydı, ama üzerinde karmaşık semboller vardı. Kitabı açtığında sayfalardan çıkan fısıltılar, gölgeleri daha da canlandırdı. Artık Lara, sadece fiziksel değil, ruhsal bir mücadeleyle karşı karşıyaydı.Bir an durdu; gölgeler birleşiyor, kilisenin içini adeta canlı bir labirent hâline getiriyordu. Fısıltılar kulaklarında çınlıyor, taşların üzerinde titreyen semboller dans ediyordu. Lara, cesaretini topladı ve fısıldadı: “Ne olursa olsun… korkmuyorum.”O an, gölgeler bir an durdu. Sessizlik… ve ardından sessiz bir fısıltı: “Cesaretin… sınanacak…”

BİR ÇİZGİ KADAR YAKIN
Bilge
Bir Çizgi Kadar Yakın, acele etmeyen bir yakınlığın, dokunmadan da kurulabilen bağların romanı. Vera çizgilerle düşünür; Aras sesle. Biri boşlukları sever, diğeri mesafeyi. Aynı şehirde, aynı zamanın içinde yaşasalar da uzun süre birbirlerinin hayatına doğrudan girmezler. Çünkü bu hikâye tanışmalarla değil, fark etmelerle ilerler. Mesajlar gecikir, cümleler yarım kalır, bazı duygular hiç söylenmez. Yan roller fazla karışır, aile geçmişten kapıları açar, yanlış zamanlamalar doğru hisleri gölgeler. Bu roman, büyük itirafların ve dramatik kavuşmaların peşinde değildir. Daha çok, kaçırılan anların bıraktığı izi takip eder. Bir sesin kulakta kalışı, bir çizginin yarım bırakılışı, bir odada sessizce oturup duvara bakma hâli… Gençliğin o “henüz olmamış” duygusunu, yan rolde kalmanın hafifliğini ve insanın kendine mesafe koyarak da sevebileceğini anlatır. Bir Çizgi Kadar Yakın, yüksek sesle değil, içten konuşan; okurunu hızlandırmayan ama bıraktığı hissi uzun süre taşıyan bir roman.
Güneş ve ayın günlüğü
nida
blog türü günlük içten yazı... sözcüklerden anlattıklarımı ve kendini hisseden, bulan herkese...

