“Düzyazı” için sonuçlar
Arama sonuçları
Küçük Hanım
Efulim
Kaç yaşınızda olursanız olun, anne ve baba eksikliği herkesin en büyük acısı olur. Bir çocuk, anne baba eksikliğini tadarken bir esinti gelir, kızı duman eder. Bir dalga gelir, oğlanı duman eder. Ancak hayat bu, üstesinden gelmek gerekir. Zamanla öğrenilir boşlukların nasıl doldurulacağı. Belkide onlar bu hikayeyle çoktan bulmuştur açık yaralarını nasıl kapatacağını. Poyraz Ay, yüzme bilmiyordur ancak en yakın arkadaşının kız kardeşine kapılmış, dalgalar nereye götürürse oraya gidiyordur. Ya o kadınla yüzmeyi öğrenecektir, ya da dalgalar onu en sonunda dibe çekecektir.

Bir Kış Yağmuru Cümleler
Yusuf Murat KUL
Yine bir sonbahar yine rüzgar denizden kıyıya esmekte. Gözlerim denizi, kalbim seni seyre dalmış. Ah dilim yalanlar söylemekte, kalbim yine seni susuyor.

~Save Our Souls~||taekook§
senzacuore
Taehyung'un yapacağı teslimat yanlış kişiye ulaşmıştı ama mesleğinde af denen bir şey yoktu. düzyazı+texting tarkook+yoonmin

Ölmek İçin Yaşayanlara
Birce
"Yaşayan her şey ölmek için yaşar." Bizler ölmek için yaşayan ama yakınımız ölünce üzülen acınası varlıklarız.
ÜŞÜŞENLER III
Mustafa Öztürk
Gözlerinin sulanmasıyla daldığı bira şişesinden kafasını kaldırdı. Aynı noktaya ne kadar süredir baktığını kendisi de kestiremiyordu. Göz kapaklarına alkolden mi yoksa bir süredir işlevini görmemenin etkisi yüzünden mi ağırlık çökmüştü? Tek başına olmasına rağmen saatlerdir konuşuyormuşçasına başı ağrıyordu. Kalabalığın uğultusu sanki onunla saatlerdir konuşuyor gibiydi. O cevap vermese de bir şeyler anlatıyor gibi. Bazen olur, size konuşma fırsatı sunulmaz bazı konuşmalarda karşı tarafın çok büyük dertleri çok önemli konuları olur. Çevreniz tarafından iyi bir dinleyici olarak göründüğünüz için size konuşma fırsatı sunulmaz. Halbuki konuşmak ne büyük erdemdir. İnsan kendi benliğini en güzel böyle belli eder. İnsan kendi varlığını en güzel bu yolla ortaya koyar. Bazen ise sizin konuşmaya mecaliniz olmaz, artık konuşulacak nokta çoktan geçilmiştir ya da bazı konular için kendinizi yormak istemezsiniz. Hayatınızın belirli dönemlerinde edindiğiniz tecrübeler size olası sonları hatırlatır. Değiştirmeye uğraşmanın hamallık olacağını bildiğiniz için bazı şeyleri savunmaya veya tartışmaya mecaliniz olmaz. Garsonla göz göze gelip pratik el işaretleriyle hesabını istedi. Artık bu gürültünün gazabına dayanamayacağını o da en az kulaklarında kirli sesin edindiği yer kadar iyi biliyordu. Elindeki bira şişesiyle sahilin yolunu tuttu. Saatin ilerlemesi ve henüz daha kış aylarında olması sebebi ile kimseciklerin olmayacağını çok iyi biliyordu. Bu sahil onun kaçış noktasıydı. İnsanlardan, kavgadan, gürültüden, işten-güçten kısacası değer verdiği her şeyden. İnsan bazen en çok değer verdiği şeylerden bile kaçmak ister. Kendine sığınmak, kendi kendine yetinmek ister. Çoğu pek başaramaz bunu eline yüzüne bulaştırır. İnsanlardan uzaklaşmak için bir çatışma olması gerektiğini düşünür. Bu yüzden çevresindeki insanlardan kırarak uzaklaşır. Bir tabutu taşıyacak 4 kişinin olması insanı zengin yapar derler. Bazen insanlar o 4 kişiden bile kaçmak ister. Islak bankı eliyle sildi, bira şişesini yanına oturtup bi sigara yaktı. Hep aynı banka otururdu. Burası hem sahili en iyi gören konum olması hem de insanlardan en uzak nokta olması sebebiyle en sevdiği banktı. Sessizlik içinde sigarasından bir duman daha aldı. Düşünmeye başladı. Sigarasının sonuna geldiğinde neyi düşüneceğini bilmediğini biliyordu. Zihni bir ara bu düşünceye bile kaymıştı. Şubat ayında elinde bir bira, cebinde bir paketin 4 dalı denizi izleyerek düşünüyordu. Bir insan için bundan muhteşem bir an olabilir mi? Zihnin ne düşündüğünü hatırlayamayacak kadar dolu. Tabiri caizse; tıka basa dolu. Bir insanı hayatta kılan tek özelliği budur. Düşünmek. Hep bir şeyleri düşünürüz. Düşünmek isteriz. Kendimizce konular üzerinde planlar yapar, bazen kafamızın içinde kendimizle satranç oynarız. Bazen o kadar doluyuzdur ki ne düşüneceğimizi şaşırır, neyi düşündüğümüzü unuturuz. Düşünmek aslında yarına uyanmak için insanın elinde olan yegane şey gibi. Umutlarımızı bile bazen sadece düşünmez miyiz? Sigarasını bitirip söndürdü. Birasından bir yudum daha almıştı ki gözleri bir anda fal taşı gibi açıldı. Ona adeta can suyu olan bu yudumun bu kadar büyük farkındalık yaratacağını bilemezdi. Oturduğu yeri silmişti.
ÜŞÜŞENLER II
Mustafa Öztürk
Öksürerek uyandı. Nefessiz bırakan bir öksürük nöbetinin sonunda elinin tersiyle gözlerinden gelen timsah göz yaşlarını ve ağzının kenarından akan tükürüğü sildi. Odasının siyah tülleri içerisinden tek bir güneş ışığı bile sızamıyordu. Karanlıktı her yer. Oldukça karanlık. Saat kavramını çoktan yitirmişti. Dolayısıyla hangi günde olduğu da pek bir önem taşımıyordu. Zaten umurunda da değildi. O kadar umarsızdı ki telefonunu en son ne zaman kullandığını bile hatırlayamıyordu. Yatağından istemsizce kalktı. Bedeni artık çürümeye yüz tutmuşçasına yatağına yapışmış gibiydi. Eliyle saçlarını taradı ve var gücüyle kasvet dolu odasından kendini dışarı attı. Yürümeyi yeni öğrenircesine sendeleyerek koridorun sonuna oradan da mutfağa vardı. Dolabı açtığında son uyandığı seferden pek de bir fark yok gibiydi. Mutfak masasından bir sigara aldı. Sigarasını yakarken bir sandalye çekti. Tahta sandalyenin çatırdamalarına karışan kemik sesiyle günler sonra bir ses duymuş oldu. İkinci dumanı çekerken duraksadı. Bir sonraki uyanışında tekrar nefessiz kalıp boğulmamak için odasına geçti. Yatağına oturdu düşünmeye başladı. Ne düşündüğü hakkında en ufak bir fikri yoktu. Sadece beyin hücrelerinin hala çalışabiliyor olması onu rahatlatıyordu. Yatağının köşesinde duran komodinin üzerinden kalem ve not defterini alarak bir şeyler karaladı. 1 ay sonra binaya yayılan kötü kokudan rahatsız olan komşular, kapıyı kırarak içeri girdiğinde kendi kusmuğunda boğularak hayatını kaybeden Mert’in cansız bedenini buldular. Not defterindeyse şu cümleler vardı; “Karanlık... Sanki son sefer her şey daha aydınlık gibiydi. Gözüm daha net etrafımdaki nesneleri seçebiliyordu. Şimdiyse soğuk ve karanlık.”
ÜŞÜŞENLER I
Mustafa Öztürk
Şiddetli bir baş ağrısıyla uyandı. Saat 11 ’i henüz yeni geçiyordu. Aslında gece fazla içmemişti fakat artık bedeni yaşlandığını ilk kadehin sonunda ona midesini bulandırarak hatırlatıyordu. Yatağından kalktı, yere ayaklarını bastığında çıkan kurumuş deri sesi canını sıkmıştı. Komodinin üzerindeki yarım kalan bardaktan son yudumu içip ayağa kalktı. Pencereden baktığında, dünden farksız bir sabahla karşılaştı. Telefonunu eline aldı, birkaç uygulama hatırlatıcısı dışında bildirim yoktu. Camın önünde duran boş sigara paketini bir ümitle kontrol etti. Boştu. Dün sabah olduğu gibi. Üstüne bir şeyler takıp sigara ve kahve almak için dışarı çıktı. Yan komşusu Cemil de onunla beraber dışarı çıkıyordu. Kırlaşmış ve dökülmeye yüz tutan saçları yağ bağlamıştı. Yüzünde belli belirsiz sakal kıranlar oluşan Cemil kırklı yaşlara yeni ayak basıyor olmalıydı. Konuşmak istemese de ayıp olmaması için seslendi “Abi günaydın, nasılsın?” Cemil konuşmadan önce boğazını temizledi. Her ne kadar sefil görünüşü yüzünden ciddiye alınmazsa da insanlarla olan ilişkilerinde saygılı biriydi. “Aynı be koçum, yaşamaya çalışıyoruz. Dün fırıncı Ersinle konuştum bu gece vardiyası için ekstra adama ihtiyaçları olacakmış. İsmimi yazdırmaya gideceğim. Sen nasılsın?” “Hadi umarım abi. Aynı benim de bildiğin gibi” Deyip konuşmayı kesti. Konuşmanın daha fazla uzamaması için asansör yerine merdivenleri tercih etti. Çok mantıklı bir karar olmasa da gereksiz konuşmalardan sıkılmıştı. Kimsenin hayatını merak etmiyordu, kendi hayatı da kimseyi alakadar etmezdi. Eve döndüğünde saat çoktan on ikiyi ortalamıştı. Bi kahve yapıp bilgisayarını açtı. Bir şeyler okuyup, bir şeyler izleyerek geceye geçmek. Sonrasındaysa yarına atlamak istiyordu. Ülke ekonomisinin son durumuna, siyasilerin birbirlerini yuhalamalarına ve biraz da ülke içerisindeki kargaşaya baktı. Her gün aslında bir sonsuzluğun içinde hapsolmuş gibiydi. İki gün önce gördüğü cinayet haberi bugün yer, mekan ve kişiler değişerek yine karşısına çıkmıştı. Tıpkı ondan önceki seferde de olduğu gibi. Birkaç dizi araştırması yaptı. Beğendiklerini açıp izlemeyi düşündü fakat hiç bir dizinin ilk 10 dakikasını bile izleyemedi. Saat ikiye geliyordu. Mutfağa gidip dolabı açtı, dünden kalan haşladığı yumurtayı ağzına atıp, süt şişesini kafasına dikti. Sigara içmek için odasına döndüğünde aklına Cemil geldi. Siyasi görüşü sebebiyle 6 ay önce işten çıkarılmıştı. 2 ay önce belediyenin ramazan için verdiği erzak her ne kadar rahatlatsa da 4 kişilik bir ailede çoktan paketin bitmiş olması gerekiyordu. Binadaki diğer komşuların ve kendisinin ne kadar da “iyi!” insanlar olduğunu düşündü birden. Bi küfür savurup sigarasını yaktı. Sigaranın dumanıyla birlikte düşünceleri de dağıldı. Yorgun hissediyordu. Gece başlamadan önce biraz dinlenmek istedi. Gece uyumayalı uzun zaman olmuştu. Güneşin ilk ışıklarına kadar oturup bilgisayara bakıyordu. Yaptığı tek şey ekrana bakmaktı. Bir şeyler yapmak istiyordu fakat ne olduğuna dair bilgisi yoktu. Yatağına uzandı, komidinden aldığı küllüğü karnının üzerine koyup tavana bakmaya başladı. Tavanın sıvası boncuk şeklinde izler bırakmıştı orada. Uyumak için onları saymaya niyetlendiği gece tavana kocaman bir daire çizdi. O gece tamamlayamamış olsa da bu sayma işini, şimdi uykuya dalmadan önce güzel bir egzersiz olabilirdi. 156,157,158... Hafifçe ve yatakta esneyerek gözünü açtı, baş ağrısı geçmişti. Uyumak iyi gelmiş gibiydi. Ses olması için açtığı şarkı çoktan özerkliğini ilan etmiş ve başka şarkılara geçmişti bile. Sözlerini tam hatırlayamadığı arabesk bir şarkı çalıyordu. Pencereden kararmış sokağa baktı. Saat çok geç olmamalıydı fakat sokakta oyun oynayan hiç çocuk kalmamıştı. Gerçi artık sokakta oyun oynayan hiç çocuk kalmamıştı. Komidinin kenarındaki şişeden bardağına su koyup tek seferde içti. Ağzındaki kurumuş dokular tekrardan canlanıyor gibiydi. Bir sigara yaktı. Dumanını camdan dışarıya üfledi. Cemil’in dairesinden 4 adet silah sesi duyuldu. Arka fonda çalan arabesk şarkının tüm sözleri şu an zihnindeydi. “...Feryadım yaşarken ölenler için...”

