“üsteğmen Alparslan Demir” için sonuçlar
Arama sonuçları
Demir güneş
Esma Tatlı
Yağmurlu bir günde sessizliğin içinden beliren bir adam küçük sevimli bir saatçi dükkanıyla karşılaşır yağmurdan uzaklaşmak hemde bu dükkan hakkındaki merakını gidermek için sürgülü kapıdan içeri dalar garip giyimli bir soytarıyı andıran uzun yeşil dantelli yakası olan parlak kumaşlardan parçalar taşıyan orta yaşlı bir kadın bulunmaktaydı kadını gören adam gözlerinden ürkmüştü derin yeşil gözleri garip giyimine eşlik ediyordu adam zihnindeki tün saçmalık dolu fikirleri kenara koydu ve etrafta gezinmeye başladı desenli basmalı köstek her ceşitten ve zamandan saatler dönüyordu ve ilgisini çeken bir şey daha vardı oda dükkanın köşesinde saklanan küçük kulübe şeklinde tahtadan odaydı ama ilk olarak saatleri daha yakınan incelemek istemişti dükkan sahibi adamı pek umursamaz gözlerle takip ediyordu adamsa şu ilginç yerden kurtulmak için aceleyle saatlere göz geziyordu fakat yağmur bi anda şiddetini arttırdı zaten zar zor aydınlanan dükkan yağmur yüzünden karanlığa bürünmüştü Dükkan sahibi adama bir şeyler içip içmeyeceğini sordu adam kabul etmek zorunda hisseti ve kadın kasanın altından kavonozadaki kahveyi pişirmeye başladı oanda adamın gözüne bir saat çarptı içlerinden en garip olanıydı birbirine sarılan iki kız çocuğu etrafında bir kaç çiçekle demir saate işlenmişti bu garip bir köstek saatiydi içini açtığında bir anda garip bir ışık yükseldi ve köstekli saatin ikinci kısmında adamın suratı belirdi bi kaç saniye sonra gözden kayboldu konuk adamın süliyeti aceleyle kahveleri getiren dükkan sahibi adamın elinden hızla saati kaptı pek anlam veremeden bu olaya kahvelerini yudumlamaya ve saçma bir şarkı mırıldanmaya başladı kadın elindeki sigaradan adama uzattı ve bi anda kahvesini bitirir bitirmez dükkanın köşesindeki tahta odaya yürüdü adam artık bu garipliklerden usanmıs ve gidecek bir yeri olmadığından kadının yanına gidip neler olduğunu sorgulamak istemiş ve odaya girmek için son adımını atmış kapı o kadar karanlıkmış ki neredeyse kuş yuvası kadar olan alanda hiç bir şey gözükmüyormuş ve adam sağlam adımıyla upuzun bir kuyu yada muazzam bir boşlukta aşağı yuvarlanmaya başlamış bu boşluğun sonlu olup düştüğünde canının ne kadar acılacağını ve bu dükkanda bir terslik olduğunu iyice anladığını düşünmüş elbbeteki olacaklardan habersiz adam.ve bi anda ciğerine yaprak ve tuzlu yosun kokusu dolmuş bu koku bi anda adamın bilincini ellerine almış ve adam uyandığında kendini bir kavanozun içinde bulmuş o kadar küçükmüş ki bu kavanoz adam buraya nasıl girdiğini anlayamamış bu yapışkan kaplı sıvının içinde bir kavanozda [ ] Bedenini yitirmiş hissiyle başbaşaydı ve dükkan sahibinin o saçma şarkısını duymaya başladı korkudan kendini sarmaya çalıştı ama ne eli ne ayağı vardı sadece aklıyla yaşadığını ve o yapışkan sıvının kendisini içine alarak ona dönüşmüş gibiydi etrafında rengarenk soytarı kıyafetleri vardı tıpkı dükkan sahibesinin kıyafetleri gibi çığlık attıkça kavanoz derinleşiyordu ama boğazını bille hissetmiyordu koca bir boşlukta yalnız başındaydı ve kadının gölgesi belirdi kavonoza dogru elinde o garip köstekle yavaşça yakınlaşıyordu kavanozu açtı ve adam kendini yüksekte hissediyordu havaya karışacak kadar hafifti ve bi anda kavonoza saldı saati yavaşça dönen kollar akrebi yelkovanı adamın varlığını içine çekti bir zamana dönüşmüş gibiydi adam ve bi anda kollunun geri geldiğini hisseti bu duruma sevinecekken o ürkütücü kadının şarkısının devamını duydu sözleri anlaşılmıyordu ama içinden seçilen kelimeler vardı kız ceviz ağacı ve mavi rengi son kelimeyi duyduğunda çoktan bir demire halatla bağlanmıştı çığlık atıyordu ama sesi kadının şarkısıyla birleşiyodu ensesine kadar gelen bu ses arkasındaki nefesle atıyordu ve bir kız çocuğu karşısına belirdi bu saatin üzerindeki iki kızın bir tanesiydi o kadının sesinde bir kaç kelime söylüyordu ve hepsi birbirinden alakasızdı ve kız bir anda üzerini çıkarmaya başladı yeni kıyafetleri giydi turuncu bir maskot elbisesi sonra tekrar değiştirdi ve sonra tekrar en son mavi uzun yakası suratını kapatan devasa bir elbiseydi son duyduğu sözlerdeki imgelerden oluşan birhayalde olduğunu hisseti ve küçük kız adama yaklaştı kardeşimi sen öldürdün diyerek hıçkıra hıçkıra ağladı ve bir anda adamın dudağına yapıştı küçük kız adamı öptükçe vücudunun kabuk bağlandığını hisseti adam bu küçük öpücük onu rahatlatmıştı söylediklerine anlam veremiyordu ama kabuklaşmis bedeni demir parçasıyla yükselek demir bir orkideye dönüştü ve kız toprağı kazanmaya başladı ölü kardeşini çıkarttı ve orkidenin üzerine tırmandı kucağındaki kardeşiyle onu ağzıyla parçalara böldü orkidenin polenlerinin içine attı orkide uzuyordu uzadı ve en sonunda kadının sesi şarkıya devam etti katil olmak için bir bilincin yok diyordu saçma bur zaman diliminin içinde aklını yitiren bir orkide çiçeği olmuştu küçük kızın kanları köklerde toplandı adamın ruhu küçük bir kıza aktı ve kardeşi olan küçük kız kardeşine sarıldı çıplak bedenine dükkan sahibinin kıyafetini giydirdi ve onu bir askıya astı küçük kızın içindeki ruh kardeşine uymak zorundaydı ve küçük kızın dolabında binlerce kardeşi vardı ve adam bilinci olan tek kardeşti o kötü kızı boğazlamaya çalışıyordu ama küçük kızın masum gözleri bunu yapmasına engel oluyordu ve bütün kardeşler karanlığa yükseldi adamın ruhunu yakaladılar ve yağmurlu sokağa geri fırlattılar adam küçük bir kız halinde sokakta tek başına kalmıştı ailesi bu duruma inanmayacaktı bile bedenimi kendi iradesiyle oynatamadığını öğrendi ve evine doğru yürüyordu bilmeden ve evinin oradaki taş yola bi anda düşü verdi ve düştüğü yerde bir orkideye dönüştü yaparaklari r Rüzgarla kıpırdadıķça başka kardeşin bedenine geçiyor ve farklı zamanlara mekanlara uçuyordu delirdiğini düşündü ama her şey için cok geçti iradesiz bir maviydi şarkılar asla susmadı ve tekrar tekrar günler eşiğine sıkıştı
Demir'in sessizliği
Hilal Kılınçaslan
Bazı cinayetler bağırarak işlenir bazıları ise Sessizce gömülür Demir sesizce gömülmüş karanlık bir Sırrı açığa çıkarıldığında Artık Hiçbir şey eskisi gibi olmaz peşine düşen Gölgeler kapanmayan yaralar ve yanıtlanmayan sorular gerçek sandığından Çok daha yakındır ve Bazen en büyük tehlike kimsenin suçlu olmadığına inandığın yerdir Demir geçmişinden kaçtığını sanırken kendini karanlık bir oyunun tam ortasında bulur görünmeyen bağlantılar sessiz tanıklar ve üstü gizlenmiş cinayetler her bölümde açılan yeni bir kapı onu hem gerçeğe Hem de kendi karanlığına biraz daha yaklaştırır Demir ilerledikçe anlar ki bazı cinayetler işlenmez örtbas edilir Bu hikayede hiçbir karakterde göründüğü gibi değildir Sessizlik ise en büyük suç ortağıdı
İKİ DEMİR ARASI
Nil Göktepe
20. yüzyıl Avrupa'sı; din savaşlarının sekülerleştiği, benmerkezci düşüncenin yayılmaya başladığı dönemlerdendir. Merkezi mutlak monarşilerin kurulduğu,Hollanda Altın Çağı'nın ve Bilimsel Devrim'in yaşandığı bir dönüşüm dönemidir. Feodalizmin yerini ulus devletlerin ve merkantilizmin aldığı bu çağda, kıtanın kaderini devrim niteliğinde gelişmeler şekillendirdi. Gelişmelerden çok sonra ikonik Fransız idam aletinin insanların eline geçtiğinde bir başka insanın hayatını elinden alabileceği hakkında bir sunum algılayabilirsiniz.
Kalbimin Demir Yoncası
Patulya yani kar tanesi
Miran ile burada olduğu her akşam yaptığımız gibi mutfağımızda davlumbaz ışığında oturuyorduk. Miran'ın bir sıkıntısı vardı belliydi. Ona baktım "Sevgilim, sorun ne bilmiyorum ama çıkar hadi ağzındaki baklayı." dedim. Bana baktı. Bakışı her zamankinden farklı suçluluk ile kaplanmış bir mutluluk gibiydi. Herkesten gizlediği o bakışları yalnızca bana karşı bir bulutla kapatmıyordu hislerini. "Dora, ben bir şey yaptım." dedi. Korkmaya başlamıştım. Devam etmesi için gözlerine baktım. Ellerimi tutup sözlerine devam etti "Ben istemediğini bile bile buldum onları." dedi. Dona kalmıştım. Bahsettiği beni yetimhaneye bıraktıklarını düşündüğüm öz ailemdi. Neden yapmıştı ki? Bu yaşıma kadar kimsesizdim. Şevval'in ailesi pekala ebeveynlik yapmıştı ama kimseye anne dememiştim. Kimsede "anne"ya da "baba" sıcaklığı almamıştım. Ailem Miran Demir'di ve bana yeterdi. Seneler sonra neden bulmuştu ki? Miran'a hala bir cevap veremiyordum. "Mehru'm ben tanıştım onlarla sandığın gibi değil." dese de dinlemedim. Kalkıp balkona gittim. İnanamıyordum. Ailem vardı ve benim sandığım gibi beni isteyerek bırakmamışlar mıydı? Artık kimsesiz değil miydim? Beni severler miydi? Bana alışırlar mıydı? Peki ya ben? Ben onları sevecek miydim? Alışabilecek miydim? Ya da anlaşabilecek miydik? Bilmiyordum. Ne benim onları ne de onların beni kabul edebileceğini düşünmüyordum. Yanılacak mıydım? İyi olacak mıydık? Yoksa kötü olursak Miran aylar önce bu şehire gelip işe başladığımda şahsıma yapılan saldırıdan kurtardığı gibi şimdi de kurtarır mıydı? Ben Dora Ekinci önce Demir olacaktım ve sonra belki kızlık soyadım değişecek onlara ait olan Akpınar olacaktı. Bilemiyordum. Bilmiyordum ama öğrenecektik. Hep beraber yaşayarak görecektik. Ya sen? Öğrenirken bize katılmak ister misin?
DEMİR KALPTEKİ ÇATLAK
Gülhan Bugahan
Kumral saçları karın üzerine dağılmış ve yüz üstü duruyordu. Yavaşça ilerlediğimde açıkta kalan boynunda ve alnından çenesine doğru akmakta olan kanlar vardı. Beyaz teninde kanın rengi vardı... Hareketsiz duran bedene doğru ilerlemeye devam ederken içimde büyüyen endişe ruhumu yutmak istiyordu. Korku, kalbimi deli gibi attırıyor, nefes alışverişlerim sıklaşıyordu. Bedenin yanına vardığımda ise yüzünü görmeye çalıştım lakin saçları örtülü olduğu için bunu başaramadım. Titreyen parmaklarımla hareketsiz bedenin kolundan tutup hızla çevirdiğimde bir çuval gibi yüzünü dönüp yığılmıştı. Birazda olsa açılmış yüzünü görünce gözlerim dehşetle açıldı bu kez. Nefesim kesilirken bedende bakışlarımı gezdirirken kalbinin oyulmuş olduğunu gördüm. Dudaklarımdan ormanı ayağı kaldıran bir çığlık firar etti. Ağaçların dallarına gizlenen kuzgunlar, bu acı dolu çığlıkla gökyüzüne doğru feragat etmişlerdi. Haykırışım dağların eteklerinde olan karları devirmek üzereydi neredeyse.
Demir Yolu Çocukları
SWC
Bir kitabı yazmak istedim, umarım beğenirsiniz
Demir Atlı Prens
Sumeyra Mammadova
Erkek kardeşimle asla gerçek kardeş gibi olamamıştık. Sanki düşmandık; o, bana zorbalık yapmaktan adeta zevk alıyordu. O ve onun ucube arkadaşları, beni insan yerine koymuyor, her fırsatta beni aşağılıyorlardı. Bu durum, sinirlerimi alt üst ediyordu. Ancak birisi hariç... O, diğerlerinden çok farklıydı. Onun gözlerinde bir şey vardı, bir sıcaklık, bir anlayış. Bana oyun mu oynuyordu? Yoksa gerçekten farklı mıydı? Eğer oyun oynuyorsa, çoktan yenilmiştim. Kalbim, hislerim, ona karşı savunmasızdı.
DEMİR KULE'NİN VARİSİ
Ece
Krallığın en güçlü savaşçı hanedanı Demir Kule Ailesi, tek bir gecede katledilir. On yedi yaşındaki Ayla, ailesinin ölümünden kurtulan tek kişidir. Fakat yıllar sonra öğrendiği gerçek, her şeyi değiştirir: Katliamın arkasında krallığın en güçlü soyluları vardır. Ayla, sisli ormanlarda yıllarca savaşmayı öğrenir. Artık eski Ayla yoktur. İntikamını almak için ölü bir ailenin kayıp varisi olarak sarayın genç soylularını yetiştiren akademiye sızar. Fakat akademide herkes göründüğü gibi değildir. Birileri onun kim olduğunu biliyor olabilir. Ve Ayla'nın sandığından çok daha büyük bir sır, ailesinin katliamının arkasında saklanmaktadır.

SOĞUK ZİNDANLAR " Demirden çiçekler "
kubra46
Suçsuz yere hapse düsen iki genç ve onları sabırla bekleyen iki genç kız....

Londra nın demir parmaklıkları
wow okur
Londranın 1800 lerinde geçen bir cinayet hikayesi
Binbaşı demir Ateş Çevikçi🌷
Giramalhotra
Vazgeçmek kolaydır ama savaşmak zordur . Ailesinin göz bebeği olan bir asker vedaları ayrılıkları hiç sevmeyen bir insan ailesi için vatanı için yapmayacağı şey olmayan bir türk askeri Binbaşı Demir Ateş Çevikçi Eğer bir gün görev yeri İstanbul'dan Tünceli'ye çıkarsa ve Aşkın ne olduğunu nasıl bir şey olduğunu bilmeyen askerimizin orda nelerle karşılaşacağını merak mı ediyorsun. Önüne bir çok zorluk çıkmış haylada çıkmaya devam ediyor belki bir gün son bulur umuduyla............ Hayatında hiç bu kadar mutlu değildi, huzurlu olmamıştı o.......; 🍂

Arkamdaki Gölge
D9KUZ
Üsteğmen Alparslan Demir, vatanına olan sadakati ile tanınan cesur ve güçlü bir askerdi. Onun bu özelliği Türk Silahlı Kuvvetlerinde hızlıca yükselmesini sağlamıştı. Fakat bir gün aldığı kritik bir görevle bütün hayatı yerle bir oldu. Yüzünü, kimliğini ve hatta benliğini kaybeden Alparslan, birdenbire kendini sonu olmayan bir intikam arayışının içerisinde buldu. Artık o Üsteğmen Alparslan Demir değildi, o artık gece karanlığında sinsice ilerleyen bir Gölgeydi. İşin komik yanı da bu ya, gölgeler gece olunca görünmezler.

