İtaat et@darksikicidaddyMeydanın ortasında uğuldayan öfkeli kalabalık, adaletin değil, linçin peşindeydi. Havada asılı kalan o ağır tekinsizlik, yaklaşan bir fırtınanın ilk soğuk nefesi gibi teni ürpertiyordu. İnsan, sözün bittiği ve etin metanetinin sınandığı o vahşi dönüm noktasında, ruhundan önce en savunmasız, en dünyevi yanını muhafaza etmekle mükellefti.İşte o an, mukadder bir bozguna karşı başlatılan amansız bir siper savaşıydı. Gururun ve şerefin çoktan tahliye edildiği bir bedende, geriye kalan tek kutsal mevziyi; yani canın o hırpalanmaya müsait, o yumuşak merkezini koruma mesaisi başlamıştı. Parmaklar etrafında etten bir kalkan oluşturuyor, dizler göğse çekiliyor ve insan, kendi içine kıvrılarak tarihin en eski savunma nizamını alıyordu.Çünkü bilinirdi ki; kırılan kalpler onarılır, dökülen diller susardı. Fakat o amansız meydan dayağında, arkada bırakılan cephenin düşmesi, ayakta kalma ümidinin de ebediyen sarsılması demekti. Bu yüzden o titrek ve hummalı mesai, aslında hayata tutunmanın en yalın, en trajikomik çabasıydı.




