İçeriğe geç

~Sadece Arkadaş~

Bölüm 3 · 5 dk okuma

~Sadece Arkadaş~

Bölüm 3

Taht Sadece Süslü Bir Sandalyedir ✨👑

Offf sonunda 3. Bölüm bu aralar çok üşeniyorum yaaa. Neyseee hadi bölüme geçelim!!^-^ ••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••• Lilyum'dan Cenaze töreni günü evren bile anlamıştı sanki hiç bir şeyin iyiye gitmediğini. Hava kapalı bulutlar her an ağlayabilecek gibiydi. Bu gün her zamankinden farklı olarak kraliyet tarzı beyaz elbisemi değil de kömür gibi siyah sade bir elbise giymiştim. Genelde cıvıl cıvıl olan sarayda şimdi sadece topuklu ayakkabımın çıkardığı ses duyuluyordu. Son iki gün, Minho'yu kaybetmem için son iki gün. Yıldızlı Uçurum'a gittiğimiz günden beri onunla konuşmamıştım, daha doğrusu görememiştim bile onu. Bu gün ise mecburi olarak görüşecektik. Aşağı, tören salonuna indiğimde her şey hazırdı. Minho salonun ortasında durmuş etrafa bakıyordu. Sanki babasının birden çıkıp ona gelmesini ister gibi. Yanına gittim, beni farkedince bana doğru döndü. Sonra gözlerini kaçırdı. Ben ise hâlâ ona bakarken "O günkü davranışların icin özür dilemeyecek misin?" dedim. Bana baktı ama bakışı sanki suçlu benmişim gibiydi. İfadesini hiç değiştirmeden "Özür dileyecek bir şey yaptığımı düşünmüyorum Lilyum. Ben sadece orada düşüncelerimi söyledim." dedi. Kaşlarımı çattım. Cidden mi? Orada beni kırarken sadece düşüncelerini mi söylemişti? Bana "başkası" muamelesi yaparken sadece düşüncelerini mi söylüyordu? Kahrolsun böyle düşünceler o zaman! İfademi değiştirmeden "Beni kırdın, bana başkası muamelesi yaptın ve bana sadece düşüncelerini belirttiğini mi söylüyorsun? Artık seni tanıyamıyorum!" dedim. Boş salonda sesim yankı yaptı ama bunu hiç umursamadım. Sanki her şey normalmiş gibi bir ifade takınarak "Neden beni tanımamıyorsun ki ben yine aynı benim. Sadece düşüncelerim değişti. İki gün sonra kral oluyorum ve halkıma 'Düşüncelerinizi açığa vurun, anlatın, bağırın çağırın!' mı diyeyim?" dedi. Halbuki bana düşüncelerimi söylememi, duygularımı anlatmamı söyleyen kişi de ta kendisiydi. Ona bir kaç adım yaklaştım. Sanki topuklu ayakkabılarımın sesi daha çok çıkıyordu artık. Ona acıyan bir ifadeyle "Senin düşüncelerin değişmedi, değiştirildi ve sen asla eskisi gibi değilsin benim tanıdığım Minho değilsin! Benim tanıdığım Minho ben o gece neredeyse bayılacak kadar ağlarken bana gelip teselli veren, duygularımı ve düşüncelerimi dışa vurmamı söyleyen Minho'ydu ve sen ise... aah söylemeye bile gerek yok zaten. Sen şu anda bir büyünün altındasın ama o büyü ortadan kalkınca ne krallığı ne kraliyetten olmayı isteyeceksin. İnan bana." dedim. Tam o esnada kraliçe içeri girdi. İkimize bakarak "Ne oluyor burada ne bu kargaşa?" dedi. Ben ise onu sesini duyunca ona dönüp ellerimi önümde birleştirdim ve başımı eğdim. Sonra ise hiç bir şey olmamış gibi "Bir sorun yok kraliçem. Hizmetçilere uyarıda bulunuyordum sadece." dedim. Sonuçta o hâlâ kraliçeydi ve ona bir saygısızlık yapamazdım. Minho ise kulağıma eğilip "Bana o kadar öğüt veriyorsun ama anneme gelince süt dökmüş kediye dönüyorsun. Cidden komiksin." dedi. Dişlerimi sıktım. Ona hiç cevap vermeden içimden "*Zaten zamanı geldiğinde sen kendin söyleyeceksin o yüzden benim ekstra bir şey söylememe gerek bile yok.*" dedim. Kraliçe ikimize bakarak memnun bir şekilde "Aferin Lilyum. Senden de bu beklenirdi zaten." dedi ve son bir kez hazırlıkları kontrol etmek için yanımızdan ayrıldı. O gittikten biraz sonra misafirler gelmeye başladı. Tören başladı ilahiler okundu kralın anısına kadehler kaldırıldı ve dualar edildi. En son kraliçe yeni kralın Minho olacağı hakkında bir konuşma yaptı ve tören mezar başında çiçek bırakılmasıyla bitti. Uzun bir gün olmuştu odama gidip dinlenmek için can atıyordum ama ilk önce kütüphaneye gidip kontrol yapmam lazımdı. Kütüphaneden içeri girdim. Burada ger şey sakindi ve kütüphane de kimse yoktu. Kütüphaneyi düzenleyip yeri düzgün olmayan kitapları yerleştirmeye başladığımda kütüphanenin kapısı açıldı ve gelen tabii ki de Minho'ydu acaba ne icin gelmişti yine. Yine mi beni kıracaktı yine mi bana başkası muamelesi yapacaktı yine mi bunların sadece düşünceleri olduğunu savunacaktı? Ne ara bu kadar değişmişti ki o? Yaklaşık 3 gün önce yine benim tanıdığım Minho'ydu. Babasının kaybı ağır gelmişti ona, dayanamamıştı bir sevdiğini kaybetmeye. O yüzden bu kadar karmaşık duygular içerisindeydi. Ondan hem kral hem de duygusuz bir fıçı gibi olmasını istemişlerdi. Tam gelip benim önümde ki sıranın arka tarafına geçti ve "Lilyum... şey ben özür dilerim. Seni kırdığımın aah nasıl söylesem farkında değildim. Sanki gözüm dönmüştü. Törenden sonra odama gidip düşündüm. Gerçekten kral olmak istiyor muyum diye ve ben fark ettim ki buna daha hazır değilim. O Yıldızlı Uçurum'da ki davranışlarım yüzünden de özür dilerim. O gün annemin kral olacaksın artık sorumlulukların artacak boş şeylere vakit ayırmamalısın sözleri aklımdan çıkmıyordu ve kendimi çok... çok kötü hissediyordum. Üzerinde çok fazla yük vardı. Yas, onun üzerine annemin lafları. O yüzden senin söylediklerini anlayamadım. Sonra bu yük gittikçe arttı ve ben artık dayanamadım." dedi. Sonra gelen hıçkırık seslerinden Minho'nun ağladığını fark ettim. Yanına gitmedim. Ağlarken onu kimsenin görmesini istemediğini biliyordum. Sadece kitaplığa yaslandım ve "İstediğin kadar ağla içini dök tamam mı? Ben buradayım ve eğer yanına gelmemi istiyorsan da çekinmeden söyle." dedim. Çünkü yapabileceğim tek teselli buydu. Mutlu olmuştum. Minho'nun gerçeği görebilmesine, duygularını açmasına, yanıma gelip stresini dile getirmesine mutlu olmuştum. Sonra sesi titrerken "Senin bu gün dediğin gibi artık kral olmayı istemiyorum. Krallıkla ilgili hiç bir şeyi duymak istemiyorum." dedi. O görmüyordu ama yine de gülümsedim. Gülümsememi bozmadan "Annen senin fikirlerini değiştirmeye çalıştı Minho. Sen önceden öyle değildin. Ama biliyordum senin bir gün bunu anlayıp geri eski haline gerçek benliğine döneceğini biliyordum." dedim. Güldüğünü duydum, acıyla karışık bir rahatlama gülmesiydi. Sesi artık daha rahat çıkan bir şekilde "Sen ne zaman benim hakkımda yanıldın ki? Beni benden bile iyi tanıyorsun." dedi. Kitaplığın arkasına -onun olduğu yere- yürümeye başladım. Onu gördüğümde kitaplığın yanında diz çökmüştü. Yorgun ama her şeyi anladığı için rahat ve mutlu görünüyordu. Artık ağlamıyordu ama güçlü görünmeye de çalışmıyordu. Beni gördü ayağa kalktı ve "Anlaşılan benim hakkımda yanıldığın bir konu yok." dedi. Kollarımı bir birine bağlayarak "Tabii ki de yok, hadi gidelim geç oldu birde annen bizi burada görmesin." dedim. Yanıma gelirken "Seve seve hanımefendi." dedi ve kapıya yürümeye başladık. Odama geldiğimde büyük bir günün stresini ve yorgunluğunu biraz da olsa unutmuştum. Minho tabii ki de kral olacaktı. Ama tahtı bir otorite simgesi olarak değil, sadece süslü bir sandalye olarak görecekti. ••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••• Eveeettt bu bölümde bitti. Çok şükür!!Güzel bir bölüm oldu sevdim sadece sanki biraz kısa oldu ama olsun. Geçen de dediğim gibi sonuçta bir Jules Verne değiliz değil mi?? Diğer kitaplarda ve bölümlerde görüşürüzzzz!!^-^

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.