İlk kitabım o yüzden mantık veya yazım hatası olabilir şimdiden özür dilerim. Umarım beğenerek okursunuz!^-^ ••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••• Lilyum'dan Bu günde her gün olduğu gibi kütüphanedeydim. Çünkü işim buydu. Can sıkan beyaz boydan elbise ve topuklu ayakkabılarla işimi yapmak o kadar zordu ki anlatamam. Hadi onları geçiyorum topuzum çok sıkıydı ve bu yüzden başım çok ağrıyordu. Ama işte kraliçenin kuralları bir şey diyemiyor insan. Aa doğru size kendimi tanıtmayı unuttum! Ben Lilyum, evet adım bir çiçek ismi. Annem beni hep lilyumlara benzetirdi. Ona göre lilyumlar gibi zarif ve kırılganmışım. Beni ilk kucağına aldığında böyle hissetmiş. Annem bir saray çalışanıydı, benim gibi saray kütüphanesiyle ilgileniyordu. Kitap sevgimi ondan aldım. Aynı zamanda kraliçeyle çok yakınlardı. O yüzden ben ve prens Lee Minho birlikte büyüdük. Çok iyi arkadaşlardık. Öyle ki her zaman birlikteydik. Ben bir kraliyet üyesi olmasın da sarayda büyümüştüm. Annem ben 11 yaşındayken vefat etti ondan sonra Kraliçenin isteğiyle sarayda yaşamaya başladım. Ama ben ve Minho saray kurallarına hiç önem vermezdik. O prens olmasına rağmen benden daha çok kural çiğniyordu. Mesela küçükken her zaman saraydan kaçıp şehirde ki panayırlara ve pazarlara giderdik. Güzel günlerdi. Ben tüm bunları düşünürken biri omzumu dürttü. Hemen arkamı döndüm. Gelen kişiyi görünce içim rahatladı bu Minho'ydu. Onu gördüğüme sevinmiştim ama yine geç kalmıştı. Kaşlarımı çatarak "Yine geç kaldın Minho!" dedim. O da umursamaz bir şekilde "Off bir iki dakika bekledin diye huysuzluk yapıyorsun." dedi. Gözlerimi devirdim "Neyse gidiyor muyuz?" dedim heyecanla. Gülümsedi "Elbette neden geldiğimi sanıyorsun?! Hadi!" dedi. Bir an durdum "Peki gizli geçitten mi gidiceğiz yoksa kapıdan mı sıvışıcağız?" bu cidden önemliydi. Bir an düşündü ve sonra bana baktı ve "Tabii ki de gizli geçitten kapıdan sıvışırsak ve biri görüp anneme yani kraliçeye söylerse sonumuz hiç iyi olmaz." dedi. Haklıydı. Küçükken saraydan daha rahat kaçalım diye kendi ellerimizle sarayın arka bahçesine sarmaşıklarla gizli bir gizli geçit yapmıştık ve hâlâ sarayda kaçacağımız zaman o geçidi kullanırdık. Ben yine bunları düşünürken o çoktan kapıya ilerlemeye başlamıştı bile. Bunu görünce hemen arkasından elbiseyle ve topuklu ayakkabıyla ne kadar oluyorsa arkasından koştum "Hey! Beni bekle!" dedim. İlerlemeye devam ederken "Hadi Lilyum sende biraz hızlı ol!" dedi. Gözlerimi devirdim ve "Söylemesi kolay. Sonuçta sen boydan elbise ve topuklu ayakkabı giymiyorsun. Onları boş ver sen kafanda sıkılığından başını ağrıtan bir topuz taşımıyorsun!" diye çıkıştım. Durdu, bana baktı ve başını iki yana salladı. Sonra usanmış bir şekilde "Kucağımda mı taşıyım yani ne istiyorsun?" dedi. Yanına doğru giderken "Off hadi hadi şakanın sırası değil." dedim. Sonra birlikte sarayın bahçesine doğru yürümeye başladık. İlerlerken sırıttım ve "Aslında hiçte fena olmazdı." dedim. Bana baktı ve güldü "Küçükken de böyleydin hep saray kurallarından şikayet eder ve yerinde durmazdın." dedi. Artık sarayın arka bahçesine gelmiştik. Gülümsedim ve "Sen sanki çok uyuyordun ya saray kurallarına hatırlatmak isterim bu gizli geçit senin fikrindi!" dedim. Bahçenin içinden geçip sarmaşıklarla kaplı gizli geçidin önüne geldik. Minho etrafta kimsenin olup olmadığını kontrol ederken "Bana 'Bu boktan saraydan ve boktan kurallarından bıktım!' diyen de sendin ama hatırlatırım." dedi. Etrafı kontrol ettikten sonra bana baktı "Etrafta kimse yok hadi gidelim." dedi. Başımı salladım ve sarmaşıkları aralayıp gizli geçide girdim. Benim ardımdan Minho da son bir kez etrafa baktıktan sonra içeri girdi. Geçitte ilerlemeye başladık ve bir kaç saniye sonra sarayın dışına varmıştık. Tam rahat bir nefes alıcaktım ki Minho elimden tuttu ve ormanın içine doğru götürmeye başladı. Nereye gittiğimizi bildiğim için karşı çıkmadan yürümeye devam ettim. Bir kaç dakikalık orman yürüyüşünden sonra varmıştık Yıldızlı Uçurum... Buraya ilk sarayda yaşamaya başladığım zaman gelmiştim. ~FlashBack O zamanlar annem yeni vefat ettiği için hâlâ bunun altından kalkamamıştım. Bir gece kimseye söylemeden saraydan kaçtım. Hatta kaçtığımdan Minho'nun bile haberi yoktu. İlk kez o zaman buraya gelmiştim. Çünkü annem vefat etmeden önce bir gece yıldızları izlerken ona insanlar öldükten sonra nereye gider diye sormuştum. Bu her çocuğun merak edebileceği bir soruydu. O yüzden annem de gülümseyerek birer yıldıza dönüşürler demişti. O gece annemin bu sözlerini hatırladığım için kaçarak buraya gelmiştim. Yıldızları görmek için, annemi görmek için. Uçurumun kenarına oturarak yıldızlara bakmaya başlamıştım. O anda gökyüzünden hiç görmediğim kadar parlak ve büyük yıldız görmüştüm. O zaman annemle geçirdiğimiz günler aklıma dolmuştu. Gözlerim dolmaya başlamıştı. Ağzımdan sadece "Anne?" sözü çıkmıştı. Sonra o yıldız cidden annemmiş ve beni duymuş gidi daha fazla parlamıştı. Ben ise artık gözlerimde ki yaşların hapishane kilitlerini açmış ve kaçmalarına izin vermiştim. O an ne ağlamamı umursuyuyordum ne de başka bir şeyi sadece anneme söyleyemediklerim ama söylemek istediklerim aklımdaydı. Sonra konuşmaya başladım sanki beni duyacakmış gibi. Gözlerimde ki yaşlar akmaya devam edipte nefesimi zorlarken "Anne ben özür dilerim... cidden seninle daha fazla vakit geçiremediğim için özür dilerim. Sana karşı çıkıp sözünü dinlemediği her an için binlerce kez özür dilerim. Senin geri gelmeyeceğini ve artık bu özürlerimin bir anlamı olmayacağını da biliyorum ama beni duyuyorsan lütfen beni affet ve bana orada huzurlu olduğuna dair bir işaret ver. Yalvarırım." diye konuşmuştum. Yine aynı yıldız sanki beni duymuş ve beni rahatlatmak istermiş gibi. Bir kaç kere hafifçe parlayıp söndü. Bunu görünce ağlamam daha da şiddetlenmişti. Artık nefes alamayacak hale gelmiştim. Bu sırada sarayda benim kaybolmam duyulmuş ve herkes beni arıyordu. Tam o sırada arkamdan birinin benim adımı seslendiğini duydum. Bu sesi hemen tanımıştım bu Minho'ydu. Arkamı döndüm. Yüz ifadesinde biraz şaşkınlık ama çokça endişe vardı. Ben daha bir şey söyleyemeden geldi ve bana sarıldı. Hâlâ bana sarılırken "Herkes seni merak etti. Neden kimseye söylemeden kayboldun?" dedi. Bende hâlâ ağlarken "Ö-özür dilerim Minho. Ben annemi çok özledim. S-sadece onu görmek için kaçtım." dedim. Bana daha sıkı sarıldığını hissedebiliyordum. Sesinde sanki hem biraz acı hemde üzüntü hissederken "Lilyum annem öldü. Neden bunu kabullenemiyorsun?! Neden hep ağlayarak ve kendini yıpratarak kendine zarar veriyorsun?! Seni böyle görmek istemiyorum ama sen sürekli kendine zarar veriyorsun!" dedi. Onun bu sözlerinin üstüne sinirle onu ittim. Ağlamaktan şişmiş gözlerimle ona baktım ve "Hayır o sadece yıldız oldu. Onu hissettim tamam mı?! O orada gökyüzünde!" dedim parlak yıldızı göstererek. Minho bana baktı gözleri artık bunu kendine yapma diyordu. Sesinde ki acı ve üzüntü artık daha çok kendini belli ederken "Hadi Lilyum saraya dönelim bak annem seni çok merak etti. Sonra tekrar anneni görmeye geleceğiz ama şimdi dönmemiz lazım." dedi. Doğru söylüyordu kimseye haber vermeden kaçmıştım ve geri dönmemiz lazımdı. Gözlerimi silip ona baktım "Geri geliceğiz söz mü?" dedim. Bana baktı ve "Söz." dedi. O günden sonra annemin ölüm yıl dönümlerinde ve saraydan bunaldığımız da sürekli buraya geliriz özellikle yıldızlı gecelerde. ~FlashBack End Yıldızlı Uçuruma geldiğimiz gibi kafamdaki sıkı topuzu açıp saçlarımın kendini salmasına izin verdim. Ondan sonra o nefret ettiğim topuklu ayakkabıları çıkarıp kenara attım ve rahat bir şekilde çimlere uzanıp yıldızları seyretmeye başladım. O kadar güzellerdi ki her biri sanki gökyüzü adlı bir kumaşa en ince işçilikle dikilmiş birer inci gibiydi. Her biri o kadar parlak her biri o kadar zarif ve göz alıcıydı. Yıldızlara çok fazla dalmış olucağım ki yanıma uzanan Minho'yu fark etmemiştim. Gözlerim yıldızlardayken "Çok güzeller değil mi? Bir an için o güne gittim. O zamanda yıldızlar bu kadar göz alıcıydı." dedim. O da bana bakarak "Evet hatırlıyorum hiç kimseye haber vermeden kaçtığın gece. Değil mi?" dedi. O gün için hâlâ bana kızgındı ama ne yapabilirdim? Hem çok küçüktüm hem de annem daha yeni vefat etmişti. Bende gözlerimi mükemmel zariflikte ki yıldızlardan çekip ona baktım ve "Ne yapabilirdim? Ama sen de beni anla annemin vefatının üstesinden gelememiştim ve son bir kez de olsa onu görmek istemiştim." dedim. Gözlerinde baktığımda en az gökyüzündeki yıldızlar kadar parlıyorlardı. Bir an gözlerinin bu dünyada ki her şeyden güzel olabileceğini düşündüm. Gözlerimi içine bakarak "Biliyor musun o gece hiç olmadığından daha çok endişelenmiştim. Senin kaybolduğunu duyduğumda ilk önce ben dışarı koştum. Senin diyişinle annenin yıldızını takip ederek buraya kadar geldim ve seni ağlamaktan neredeyse bayılacak bir halde bulmuştum." dedi. Gözlerimi gözlerinden ayırmadan "Hemen gelip bana sarılmıştım ve bana artık kendime zarar vermememi bunu kabullenmem gerektiğini söylemiştin." dedim. Gülümseyerek "Hatırlıyorum. Ama sende kendini cidden çok yıpratıyordun artık şükrediyorum öyle olmadığına." dedi. Artık bu konudan sıkılmıştım "Neyse bu konuyu kapatalım. Günün çok yoğun geçti mi?" dedim. O da bu konuyu kapatmak istiyormuş ki "Yani o kadar da değil, senin?" dedi. Gözlerimi o mühteşem gözlerden ayırıp "Yeni kitaplar gelmişti o yüzden biraz yoğundu. Topuklu ayakkabıyla ilerlemek de zor oluyor biliyorsun. Sen gelmeseydin neredeyse bayılacaktım." dedim kalkıp oturur konuma gelerek. O da doğrulurken "Sana söz veriyorum kral olunca bu kıyafet kuralını kaldırıcağım. O zaman daha az yorulup daha az şikayet edebilirsin. Değil mi?" dedi. Gülümseyerek "Kesinlikle evet. Biliyor musun senin mükemmel bir kral olucağını düşünüyorum ve kesinlikle de öyle olacaksın. Kraliçe olacak kişi çok şanslı bence." dedim. O da gülümsedi ama sanki gülümsemesi zoraki bir gülümsemeydi. Sonra bana bakarak "Ben öyle düşünmüyorum. Çünkü insanların çoğu kişiliğime değil de sadece statü, dış görünüş ve yaşayacakları süslü hayata bakıyorlar." dedi. Doğru söylüyordu. Minho genç kızların gözdesiydi ama çoğu onu sadece prens olduğu, yakışıklı olduğu veya evlendikten sonra sarayda yaşıyacakları için seviyordu. Ama ben Minho'yu tanırdım. O sadece kafa dengi ve kendisini anlayacak birini istiyordu. Bunu bildiğin için "Umarım aradığın gibi seni anlayan ve kafa dengi birini bulursun." dedim. Gülümseyerek "Umarım." dedi sadece ayağa kalkarken. Kendisi kalktıktan sonra elini bana uzattı ve bende elini tutup ayağa kalktım. Topuklu ayakkabılarımı tekrar giyip saçlarıma da diğerinden daha az sıkı bir topuz yaptım. Minho'ya bakarak "Hadi gidelim." dedim. Onaylar şekilde başını salladı ve geldiğimiz yoldan geri yürümeye başladık. Saraya gelene kadar ikimiz de konuşmadık. Gizli geçitten geçip sarayın kapısına geldik. Bu gecede bitmişti. Minho'ya veda edip odama doğru yürüdüm. Odama geldiğimde kapıyı kapatıp hemen üzerimi değiştirmeye geçtim. Altıma mini bir beyaz şort üstüme de şortu biraz geçicek uzunlukta kolları dirseğime kadar gelen açık sarı bir tişört giyip kendimi yatağa attım. Yoğun bir gün olduğu için rahatça kendimi uykunun kollarına bıraktım.
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••
İlk bölüm bitti umarım beğenmişsinizdir ikinci bölüm ne zaman gelir bilmiyorum bunu yazmam bile 3-4 günümü aldı ama en yakın zaman da yazmaya çalışacağım^-^

