Gözümü açtığımda gördüğüm ilk şey, tavanda asılı olan ve etrafa loş, beyaz bir ışık yayan lambaydı.
Etrafıma kısık gözlerle bakınırken odanın içinde iki kişinin fısır fısır konuştuğunu duyunca gözlerimi tamamen açtım. Kapının yanında, aynı boylarda, beyaz önlüklü iki adam duruyordu. Hareketlendiğimi fark edince konuşmayı hemen kesip baş ucuma geldiler. Yakalarında kimlik kartları, enselerinde ise stetoskoptan sarkan kulaklıklar vardı; onları tamamen görünce doktor olduklarını anladım.
Mavi gözlü doktor yanıma yaklaştığında yaka kartında "Ayaz Karaca" yazdığını gördüm. Bir beyin cerrahıydı. İlk konuşan da o oldu:
"Nasılsın Elay? Kendini nasıl hissediyorsun?"
Dudaklarımdan dökülen ilk cümleler şunlar oldu:
"Bana ne oldu? Ben neredeyim?"
Ayaz Bey sesini sakin tutmaya çalışarak kendini tanıttı: "Ben Beyin Cerrahı Ayaz Karaca." Hemen ardından diğer doktor da kendini kısaca takdim etti: "Ben de Beyin Cerrahı Yaman Arslan."
Ayaz Bey konuşmayı tekrar devraldı: "İlk olarak sizin sorunuzu yanıtlayalım, sonra da siz bizimkileri cevaplarsınız. Burası Astera Araştırma Hastanesi. Feci bir kaza geçirdiniz ve buraya getirildiniz." İki kaşını kaldırarak bana doğru eğildi: "Peki, şimdi siz söyleyin; şu an kendinizi nasıl hissediyorsunuz, bir ağrınız var mı?"
"Başım çok ağrıyor," dedim derin bir nefes alarak. "Aslında her yerim ağrıyor." Sanki bedenim bana ait değilmiş, benden kopukmuş gibi hissediyordum.
Yaman Bey, "Bu aşamada böyle hissetmeniz aslında çok normal," diyerek araya girdi. Ancak bir anda yüzü ciddileşti ve doğrudan gözlerimin içine bakarak ekledi: "Elay Hanım, şimdi size birkaç soru soracağız ve sizden bunları cevaplamanızı isteyeceğiz."
Ayaz Bey ilk soruyu sordu: "Kaza anını hatırlıyor musunuz? Ya da kazadan hemen önce ne olduğunu, neden kaza yaptığınızı?"
"Hayır, hiçbir şey hatırlamıyorum. Ondan önce ne oldu, nasıl oldu... Zihnim bomboş. Sanki hafızamı tamamen kaybetmiş gibiyim."
Yaman Bey durumu netleştirmek adına hemen sordu: "Şu an kaç yaşındasınız?"
"24 yaşındayım."
Yaman Bey duraksadı. "Şu an 24 yaşında olduğunuza emin misiniz? Çünkü önümüzdeki raporda 25 yaşında olduğunuz yazıyor."
Hiçbir şey anlamamış bir ifadeyle ikisine baktım. "Nasıl olur?"
Ayaz Bey derin bir nefes aldı. "Anlaşıldı. Kısacası, kaza esnasında kafanıza aldığınız darbe sonucunda hayatınızın son bir yılını unutmuşsunuz."
Nasıl olurdu? Son bir yılı nasıl unutabilirdim? O koca bir yılda kimlerle tanışmıştım, hayatımı, zamanımı kimlerle paylaşmıştım? Ya o yıl benim hayatımın en mutlu, en özel yılıysa?
Yaman Bey, az önceki ciddiyetini iki katına çıkararak tekrar bana baktı. "Elay Hanım, şimdi söyleyeceğim şey yüzünden lütfen panik yapmayın, olur mu? Gerçekten ciddi bir konu ve bunu size nasıl açıklayacağımızı bilemiyoruz ama lütfen sakin kalın."
İçimi ani bir tedirginlik kaplasa da hemen başımla onayladım. Sadece bu odada dönen ve anlam veremediğim konuşmaların bitmesini istiyordum. "Tamam, panik yapmam. Lütfen ne söyleyecekseniz söyleyin, ben sadece bugünün bitmesini istiyorum."
Yaman Bey kendini hazır duruma getirerek o ağır cümleyi kurdu:
"Ameliyatınızı gerçekleştirdikten birkaç gün sonra sizi MR'a aldık. Maalesef, MR görüntülerinde beyninizde bir tümöre rastladık."
O an sanki etraftaki tüm sesler çekildi, dünya tamamen sessizleşti. Kendi nefesimde boğuluyor gibiydim. Zihnimde sadece Yaman Bey'in son üç kelimesi yankılanıp duruyordu:
Beyninizdetümöre rastladık...
Beyninizde tümörerastladık...
Beyninizde tümöre rastladık...
Ve hayatımın en ağır üç kelimelik bir cümleydi belki hayatımın geri kalanının mutlu bir şekilde geçirmemi sağlayacak ya da her şeyi altüst edecekti sadece hayatın
akmasını bekleyecektim...
