-Mert yarım saate çalışma odama gel...
+Tamam bende duş almış olurum o süreçte.
Yatak odama girdim,günlüğümü alıp yatağıma atladım yazmaya başladım;
"Saat yine ve yine 12.00 sırdaşım:)Bugün çok bir şey olmadı... Sabah Doruk bana sürpriz yapıp bana geldi... Almanya'dan dün dönmüş... Kızlarda bendeydi kahvaltı yapıp okula gittik... Eve döndüğümde Mert ile yürüyüşe çıktım. Pek yürüyüş denemez ama biz diyelim:) Bu arada... Mert bugün gri eşofman sana çok yakışmıştı... Saçın hep dağınık kalsın sana daha çok yakışıyor... Demek isterdim ona ama benim adım Gizem. Az sonra onunla benim hayatımı değiştirebilecek konu hakkında biraz çalışcaz... İnşAllah birşey bulmuştur. Ona güveniyorum bence kesinlikle bulmuştur. Neyse ben gidiyorum sevgili günlük sana iyi geceler bana iyi çalışmalar...♡"
Yazdıklarım bu idi. Hızlıca çekmeceye koyup çalışma odama yöneldim...Odaya girecekken kapının aralanmış olduğunu farkettim. İçeride Mert dışında birinin olması imkansızdı,yavaşça aralıktan bakmaya başladım... Masamın önündeki sandalye tarzı koltuğa oturmuş iki sandalye arasında duran sehpanın üstündeki dosyaya kaşları çatık ve dikkatli bir şekilde bakıyordu...Saçlarının ıslak ve dağınık olması yeni duş aldığını kanıtlıyordu. Bacak ve kol damarlarını giydiği şort ve kısakol t-shirt sayesinde rahatça görebiliyordum. Damarları çok belirgindi...
Gözlerimi ondan zar zor alarak odaya girdiğim an hemen ayağa kalktı;
+Geldin mi?
-E-evet...
+Ne oldu? İyi misin?
-Hı hı evet iyiyim.
+Tamam otur o zaman başlayalım...
-Birşey buldun mu?
+Aslında evet buldum... Onların hayatı diyebiliriz.
-Güzel. Dinliyorum?
Mert önümde bir dosyaya bir bana bakarak birşeyler konuşuyordu. Ama ben sadece mırıltı olarak duyuyordum. Bu onun suçu değildi,aksine benim suçumdu... Ama tek suçum gözlerimi ondan alamamak mı? Bu suç mudur?
+Sence buradan nereye varabiliriz?
Cevapsız bıraktım...
+Gizem yine nerelerdesin?
Cevap yok...
+GİZEM!
-AY NOLUYO YA!?
+İki saattir konuşuyorum soru soruyorum ama cevap alamıyorum... Yine ne düşünüyorsun?
-Yok ya ben seni duyuyordum.
+Öyle mi?
-Evet?
+Az önce ne sordum o zaman?
-Ne mi sordun? Mert sen bana yalancı mı diyorsun?
+Y-yok Gizem hanım yanlış anlamayın.
-Tamam. Baştan başla bir tekrar edelim.
Bu seferlik kendimi kurtarmıştım. Ama kendimi aileme vermem gerekiyordu...
+Peki tamam...
-Allah Allah ya sen trip mi atıyorsun?
+Hayır. Başlayalım mı artık saat gecenin 1.00'ı ?
-Tamam.
+Ufuk Bey'den başlıyorum... Ama sana sormak istediğim birşey var?
-Sor?
+O gün sen evde miydin?
-Evet?
+Peki hatırladığın herşeyi anlatabilir misin?
-Tamam. Çok iyi hatırlıyorum annemle koltukta oturuyorduk... Babam ben arkadaşıma gidiyorum demişti. Annem de işten bir arkadaş mı diye sordu. Babam da evet tanıyorsun zaten işten bir komiser. Birkaç şey daha konuşmuşlardı ama pek hatırlayamadım şuan,sonra babam çıkıp o lanet olası şahısın yanına gitti.
+Ufuk Bey'in bir polis olduğunuz biliyoruz. Ama görevi hiçbir yerde geçmiyor sen biliyor musun?
-Evet... Galiba gizli operasyon geçirilecek mekanların listesi falan ondan soruluyordu.
+Hmm. Bu işimize yarayabilir... Hem de çok.
-Anlamadım?
+Şuanlık bende birşey anlayamıyorum ama anlayacağız.
-Tamam. O şahıs hakkında ne buldun?
+Adı Murat Karabil. Bir oğlu,kızı ve eşiyle 5 yıl boyunca Artvin'de yaşamış sonra eşinin isteğiyle buraya İstanbul'a taşınmışlar. Oğlu Burak 21 yaşında şuanda İzmir'de yaşıyor. Üniversite okumuyor ve sadece evde oturuyor. Babasının yani Murat kişisinin bunu yaptığını duyduğunda çekip İzmir'e gitmiş ve kendine bir ev bulup kendini o eve kapatmış. Kızı Ceren'de İzmir'de oda 18 yaşında. Her hafta Burak'ın yanına gidip kontrol eder. Ayrı yaşıyorlarmış bulduğum bilgilere göre. Ceren Burak'ın aksine çok daha cana yakın neşeli ve her zaman gülen bir kızmış... Üniversite okuyor. Bölüm olarakta Yabancı dil okuyormuş. Ayrıca çok iyi İngilizce konuşuyormuş. Eşi Güler Hanım ise bu haberin üstüne kalp krizi geçirerek vefat etmiş. Güler Hanım çok iyi ve temiz kalpli bir insanmış. Herkes tarafından sevilirmiş. Kimseyi incitmez,üzmezmiş...
-Mert...?