— Uzak Şehir Otobüs terminali sabaha karşı daha soğuk olurmuş. Bunu o gece öğrendi. Elinde küçük bir valiz, sırtında yılların yüküyle peronda tek başına oturuyordu. İnsanlar gelip geçiyor, kimse kimsenin hikâyesini merak etmiyordu. Bu iyi bir şeydi. Çünkü onun hikâyesi gözlerinden okunuyordu. Otobüs hareket ettiğinde kalbi yerinden sökülmüş gibiydi. Camdan dışarı bakarken şehrin ışıkları yavaş yavaş küçüldü. Her uzaklaşan metre, çocuklarına olan özlemini büyütüyordu. “Dayan,” diye fısıldadı kendine. “Onlar için.” Sabah, bilmediği bir şehirde indi. Hava griydi. Sokaklar yabancı, yüzler soğuktu. Kimse onu tanımıyordu. Kimse geçmişini bilmiyordu. İlk kez bu kadar görünmez olmak iyi hissettirdi. Cebindeki para çok azdı. Gidecek bir akrabası yoktu. Arayabileceği bir dostu da. Ama içinde ilk kez bir kıvılcım vardı: korkunun yanında büyüyen cesaret. Ucuz bir pansiyonda küçük bir oda tuttu. Oda dar, duvarlar nemliydi. Ama bağırış yoktu. Kapı çarpma sesi yoktu. Gece boyunca irkilmeden uyuyabileceği bir sessizlik vardı. Yatağa oturduğunda telefonunu eline aldı. Çocuklarının fotoğrafına baktı. Küçük kızının gülüşü, oğlunun ciddi bakışları… Gözlerinden yaş süzüldü ama bu kez içinde başka bir duygu da vardı: söz. “Kendime söz veriyorum,” dedi fısıltıyla. “Güçleneceğim. Ayağa kalkacağım. Ve sizi geri alacağım.” Ertesi gün iş aramaya başladı. Kapı kapı dolaştı. Reddedildi. Yorgun düştü. Ama vazgeçmedi. Çünkü artık acıdan değil, amaçtan besleniyordu. Akşam pansiyon odasına döndüğünde ayakları ağrıyordu. Ama kalbi ilk kez biraz daha dik duruyordu. O gece aynaya baktı. Karşısındaki kadın hâlâ yorgundu. Ama artık kırık değildi. Bu şehir onun sınavı olacaktı. Ve o, çocuklarına kavuşacağı güne kadar yenilmeyecekti.
Bölüm 2
Bölüm 2
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.